GİZLİ TANIK BOYABAT GERÇEĞİ

13.AĞIR CEZA MAHKEME BAŞKANLIĞINA  / SİLİVRİ

Konu: Gizli tanık Boyabat?ın şahsıma atf-ı cürümlerinin tescil edilmesi için, Taner Büber, Av.Erol Yılmaz, Sami Hoştan?ın Habip adlı şoförünün huzurda ivedi dinlenilmesi, Gizli tanık Boyabat?ın 2006 yılında gerçekleşen olaylar ile ilgili yargılandığı Eyüp Ağır Ceza Mahkemesindeki dava dosyasının mahkemenize incelenmek üzere getirtilmesi, tarafıma verilmesini düşünüyorsanız gizli tanığın isminin kapatılarak tarafıma verilmesi arz ve talebimden ibarettir.

Gizli tanık Boyabat?ın mahkemenizde dinlenildiği 01.11.2012 tarih 253.celse akabinde, medyada akşam haberlerinde Gizli tanığın çok önemli açıklamaları başlığı adı altında ?Muzaffer Tekin, Türk-Kürt Çatışması İçin Talimat Verdi, Hrant Dink?in Öldürülmesi Planını Yaptı? iğrenç atf-ı cürümleri yer almıştır.

Sizler, her ne kadar medya haberleri bizleri ilgilendirmiyor desenizde, adına Ergenekon denilen davalar ilk günden bugüne kadar malum medya tarafından maniple edilerek, insanlara hayatları adeta zindan edilmiştir!

Şayet, aleyhimize ifade veren tanıkların tamamı hukuki bir mercek altına alınabilmiş olsa idi, ısrarla iddia ettiğim gibi bunlar tanık değil, iftira attıklarından dolayı kesinlikle sanık olurlardı! Örnek mi: Osman Yıldırım, Talip Doğan Karlıbel, Emrah Özdemir, Gizli tanık Boyabat ve bunlar gibi canlılar.

Gizli tanık Boyabat?ın beyanlarının gerçek olup olmadığını test edebileceğiniz mahkemenizde maddi olgular, ki HTS raporları, Sami Hoştan ile aynı davadan yargılandığımız mahkeme huzuruna çıkana kadar hiçbir beşeri ilişkimin olmadığı net olmasına rağmen, ben bunları takviye edecek ve Gizli tanık Boyabat?ın, ne anlatmış olduğu olayların, ne de ilişkilendirmeye çalıştığı insanların, tamamen kirli emelleri için yaratmış olduğu bir kurgu olduğunu ispatlayacak taleplerde bulunmama rağmen, maalesef bunların hiçbirini, Sami Hoştan?ın dinlenmesi dışında yerine getirmediniz!

Mahkemenizin, biz sanıklara ön yargılı bakışınızı duruşmalardaki tavırlarınızdan bildiğim için, özellikle kilit isim Taner Büber?in haber gönderdiği iddia olunan Av. Erol Yılmaz, Sami Hoştan?ın soförü Habip adlı kişinin tanıklıklarına başvurmanızı önemle talep etmeme rağmen bu konuda gereğini yapmadınız!

Sıklıkla maddi gerçeği aradığını ifade eden sizler, ahlaki değerlerini yitirmiş, arsız, ursuz, hırsız, namussuz, ırz düşmanı, sahtekar, dolandırıcı, uyuşturucu müptelası ve cinayet hükümlülerinin, hiçbir hukuki gerekçe olmadan, bizlerin itibar cellatlarımız olmalarına nasıl müsaade ediyorsunuz? Hukukçu kimliğiniz yanında vicdanlarınızda mı sızlamıyor?

Lehime olan tüm savunma tanıklarımın dinlenilmesinden feragat ediyorum, sadece Mahir Kök?ün huzurda dinlenilmesini talep ediyorum, dememe ve bu konuda mahkemenize yazılı ve sözlü müracaatlarda bulunmuş olmama rağmen hiçbir işlem yapmayan mahkemenizin alel acele karar alıp, bir cinayet hükümlüsünü, uyuşturucu müptelasını, yalancı tanık Emrah Özdemir?in Muzaffer Tekin?in savunma tanığı yapıp huzurda dinlenilmesinin mantığını gayet iyi anlıyorum! Üstelik, gözümün içine baka baka yüreği yetiyorsa yalanlarını tekrarlasın dediğim bu tanığı, can güvenliği gerekçesi ile ?gizli tanık odasında? bizlere rahatça iftira atabileceği bir ortamda dinlemeyi tercih ediyorsunuz!

Duruşma salonunda, gerektiğinde 40-50 jandarma görevlisi arasında hiç kimsenin can güvenliğinin tehlikede olması mümkün değil iken, gerektiğinde Osman Yıldırım örneğinde olduğu gibi, ön sıraları boşaltıp, tanığında etrafında jandarma kalkanı oluşturabilirdiniz. Bu tanığın can güvenliğinin olmadığı duruşma salonunda başta siz yargıçlar ve biz sanıklarında can güvenliği olmadığı ortaya çıkmaz mı?

Durumlarını eksejere ederek can güvenliği isteyen bu ahlaksız adamların gerçekte canları ile ilgili bir kaygıları olmadığı gibi, burunları kanasa, Ergenekon?a mal edecekleri bizlerce malumdur!

Bu iffetsiz adamlar için ölüm kurtuluştur! Korkaklar her gün, kahramanlar ise bir gün ölürler! Gerçekte, ailelerimiz dahil olmak üzere, bütün örgütlere yıllarca hedef gösterilen bizleriz! Böyle olmasına rağmen hiç bir can kaygısı taşımıyoruz!  Binaenaleyh; ?Can korkusuna değermi bir ömür, baki mi olur cihanda insan?

Emrah Özdemir?in ivedilikle Muzaffer Tekin?in savunma tanığı olarak huzurda dinlenilmesinin tek amacının, Adil Timurtaş?ın mahkeme huzurunda reddettiği emniyet ifadeleri üzerine, 13.Ağır Ceza Mahkemesinde 14.08.2012 tarih, 220.celsede ki vermiş olduğu ifadelerinin tamamının çürütülmesi olduğu düşüncem hiç değişmeyecektir! Nitekim, yalancı tanık Emrah Özdemir bu görevini başarı ile ifa etmiştir. Adil Timurtaş?ın çelişkilerini ortaya çıkarmak isteyen iddia makamı ve heyetiniz, bu gayretkar tavrı, onlarca çelişkili ifade veren, yalan söyleyen Emrah Özdemir?e her nedense göstermemiştir!

Lütfen, adil yargılama yapıyoruz diyerek, bizlerin onurlarını ahlaksız taifesine meze edip, zekalarımızı da hafife almayınız!

Sonuç ve Taleplerim:

         Mahkemenizden Gizli tanık Boyabat?ın şahsımca malum olan atf-ı cürümlerinin tescil edilmesi ve maddi gerçeğin açığa çıkması bakımından ivedi olarak;

1- Taner Büber?in tanık olarak dinlenilmesini,

2- Av.Erol Yılmaz?ın tanık olarak dinlenilmesini,

3- Habip adlı soförün tanık olarak dinlenilmesini,

4- Birbirleri ile irtibatlandırılmak istenilen kişilerin HTS raporları eşleştirilerek, Gizli tanık Boyabat?ın iddialarının doğru olup olmadığının maddi olgular ile tespit edilmesini,

5- Muzaffer Tekin?in sadece 2004 ya da 2006 yılı içerisinde değil, emekli olduğu 1985 yılından, tutuklandığı 2007 Haziran ayına kadar Silivri bölgesinde değil 15-20 gün, 1 gün dahi kalıp kalmadığının tespit edilmesini,

6- Gizli tanık Boyabat?ın Eyüp Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı dava dosyasının, mahkemenizce incelenmek üzere getirtilmesini,

Arz ve talep ediyorum. Taleplerimin yerine getirilmediği taktirde gerekçesinin tarafıma bildirilmesini istirham ediyorum.

Saygılarımla  05.11.2012

Muzaffer TEKİN 

İFTİRADA SON DURUM

Gizli tanık Boyabat, 14.08.2008 tarihinde İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet savcılarına vermiş olduğu ifadesinde, 2000?li yıllarda Güneydoğulu vatandaşlarımız ile kişisel problemlerini örgütsel bir plan içinde yapıldığı imajı vermek ve korkularından sıyrılmak  amacıyla yapmış olduğu alçakça kurgularla  kendisi ile hiçbir ortamda bir araya gelmeyecek, düşünsel hiçbir şeyi paylaşmayacak olan Muzaffer Tekin?e yönelik atf-ı cürümlerde bulunmuştur!

Gizli tanığın, beyanlarının çok önemli olduğunu düşünen, CMK 250. Maddesi ile görevli, yetkili bölümde savcı Mehmet Ali Pekgüzel, savcı Zekeriya Öz, savcı Nihat Taşkın, ?Gizli tanık Boyabat?ın ifadesinin alınmasında hazır bulunmuşlardır.

Gizli tanık Boyabat?a resim üzerinden teşhis yaptıran üç savcı, böylece de almış oldukları ifadeye kendilerince bir ciddiyet kazandırmışlardır.

Gizli tanık Boyabat?ın anlatımlarının doğru olup olmadığını test etmek çok kolay olmasına rağmen, savcılar bütün tanıkların anlattıkları doğrudur mantığı ile ve sanıklar hakkında ?kuvvetli suç şüphesi? ni devam ettirmek amacı ile bu tanıklıkları meşru kılmışlardır.

Süreci takip ettiğimizde, ilişkilendirilmek istendiğim insanlar, iddianamedeki kurgular, iğrenç tanık beyanları nasıl ahlaki ve hukuki olmayan trajikomik bir durumun içinde olduğumu anlatmaya yeter düşüncesindeyim.

Tanık olarak dinlenmesi için talepte bulunduğum, Taner Büber?in mektubu ulaştı elime. Gizli tanık Boyabat adlı müfterinin iftiraları basında yer alınca, Taner Büber  yazdığı mektupta somut ifadelerle bu alçaklığa olan isyanını dile getirmiş. Zira, gizli tanığın ifadelerinin gerçek olup olmadığı onun bilgisine başvurularak kolaylıkla netleştirilebilirdi! Ama bu talebim maalesef diğerleri gibi mahkemece kabul edilmedi!

Taner Büber?i tanımıyorum ve hayatımda hiç karşılaşmadım! 15.11.2012 tarihli mektupta şahsım ile ilgili olan bölümü görebilirsiniz;

?Hrant Dink iddiası: Öncelikle ben Muzaffer Tekin?i hiç tanımam! Ama değil Muzaffer Tekin, kimse bana adam öldürme teklifini yapamaz.

Muzaffer Tekin?in bizim çiftliğe geldiğini silahlı eğitim falan yapıldığını iddia ediyor. O halde;

a) Muzaffer Tekin ile benim en azından bir kez telefon görüşmemiz olması gerekir. Peki var mı? Hayır!

b) Muzaffer Tekin bizim çiftliğe gelmiş ise, bizim çiftlik ?Classis Golf? adlı baz istasyondan sinyal alıyor. Bu durumda Muzaffer Tekin?in gelip misafir olması, silah eğitimi vermesi gibi vesaire hususlar nazara alındığında, iddia olunan ilgili tarihlerde Muzaffer Tekin?in ?Classis Golf? isimli baz istasyonunu bir kaç kez ve birkaç saat kullanmış olması gerekmektedir!?

Taner Büber, mektubunda Gizli tanık Boyabat?ın iftiralarına detaylı olarak net ifadelerle açıklık getirmiştir. Yukarıda yer verilen bölüm sadece şahsım ile ilgili kısımdır.

Diğer gizli tanık vakalarında olduğu gibi, ifadelerin iftira olduğunu bile bile, amaçları, basına malzeme vererek bizleri toplum nezdinde suçlu olarak algılatmak, itibarsızlaştırmak olanların, bu tanıklar ile yargılamayı değersizleştirdiklerinin acaba farkındalar mı?

Şahsen, bu tabloya sebebiyet verenler adına utanıyorum. İnsanlar mesleklerine karşı bu kadar sorumsuz olamazlar diye düşünüyorum.

Muzaffer TEKİN

03.01.2013 / SİLİVRİ

Share

1 Yorum

BERtaraf OLAN ŞAKACI ÇOCUKLARA

Nihat Genç

Yalan yanlış düzmece tertip belgelerle görevlerini kusursuzca yerine getirdiler. Şu anda yüzlerce mağdur insan on binlerce yıl ceza almış içerde.Taraf?ın şakacı çocukları boylarından büyük işler yaptı, hukuk ahlak insanlık hak getire. Bir ?proje? gazete olarak gölgelerden kahramanlar kahramanlardan iftiralarla katiller yarattılar. İftira ve itham denizinde yüzdükçe benlik sarhoşluğuna tutuldular. Apoletli omuzlara karşıydılar güya, takdir, kendi göğüsleri titrek kavakların yaprakları kadar çok madalyayla doldu taştı parladı. Amerikalılar?ın iyi bilip öğrettiği zihin kontrolünde çok işe yaradılar, daha da ileri gidip, zihinlere hepsi sahtekarlık ürünü fosfor bombaları attılar. Neydi iddiaları Türkiye?ye ikinci cumhuriyet gelecekti, takdir, Türkiye?ye gelen giden yok, Türkiye bildiğiniz ?havale? geçiriyor.

Neydi iddiaları Derin Devlet?i temizlemek, yüz binlerce insan dinlendi onbinlerce insan soruşturmadan geçirildi, temizlendi mi, hayır, yılan gibi derin devlet sayelerinde aklanıp paklanıp gömlek değiştirdi.

Bildiğimiz Türkiye değişti mi? Eşek aynı eşek.

Şakacı çocuklar iyi dinlesin, hoca bir gün eşeğe ters binmiş, görenler, ya hoca bu nasıl eşeğe biniş, demiş, hoca önüne bakmış:

YAHU BURADA BİR BAŞ VARDI, GÖT OLDU. demiş.

Şakacı çocuklar iyi dinlesin, hoca eşeğine karpuz yedirecek karpuzu parçalayıp eşeğin gerisine koymuş. Görenler ya hoca şu karpuzu eşeğin önüne koysana, ardına koyulur mu, demiş.

Hoca, ?nasılsa çıkartacak, bari karpuza ziyan olmasın.?

Ey muhterem Nasreddin Hocam, karpuza ziyan olmaz mı?

Hepimiz işte bir şekilde eşekten düşen karpuza döndük.

Şimdi sormalı entelektüel anlamıyla birbirimize, söyler misiniz, şu anda kimler iktidar, bu yoksul halkı kimler kandırıyor, kimler yiyor, kimler bizim paramızla savaşıyor? Ve katiller hala işbaşında?

Şakacı çocuklar, aslında sizinle bizim aramızda hiçbir fark yoktu, bir küçük ayrıntı vardı, bizler sivillikten kimsenin adamı olmamayı anladık, sizler bu?yular? kimin elinde hiç sormadınız?

Şimdi tezgah belgelerle binlerce yıl ceza almalarına sebep olduğunuz yüzlerce insan var, hepsi hukuksuzluktan adaletsizlikten hücrelerinde dizlerine kapanmış gizli gizli ağlıyor ve çağlaya çağlaya küfrediyor, size değil, onları bir fare kadar çaresiz bırakan medyaya, hukuka, insanlığa?

Gana?da bir yerli kabile her yıl totem etrafında geleneksel danslarını yaparmış, bir gün bu yerli kabilenin eline bir kasetçalar geçmiş, içinde rock şarkılar.

Yine totem etrafında dönmeye devam ediyorlar ama kasetçaları açıp müzik eşliğinde.

Bu vahşi din milliyetçiliğinin totemi hala orada, size de birkaç dakika kendileri doldurdukları sivil kasetler çaldırdılar, hepsi bu?

Nihat Genç 

14.12.2012 – www.odatv.com

Share

Yorum yok

13. AĞIR CEZA MAHKEME BAŞKANLIĞI?NA / SİLİVRİ

Konu: Emrah Özdemir adlı şahsın 13. Ağır Ceza Mahkemesinde tanık olarak dinlendiği celselerde şahsıma suç yüklemek amacıyla bulunmuş olduğu gerçek dışı beyanlar ile atf-ı cürümlerinin maddi olgular ile mahkemenize arz?ından ibarettir.

1-    Tanık Emrah Özdemir 18 Eylül 2012 tarihli 232.celse, sayfa:8 de ?Sayın Başkanım, bu ifade de değiştireceğim hiçbir şey yok, aksine benim eklemek istediğim. Bunlar duyuma dayalı şeylerdi daha çok, ben şimdi siz büyüklerime görmüş olduklarımdan biraz bahsetmek istiyorum! 2004 yılı içerisindeki 2003 ve 2004 ben sonra 2005 yılında cezaevinden çıktığımda bu 6 aylık süre içerisinde gördüklerimi bahsetmek istiyorum size.? Dedikten sonra beni ve aynı davadan yargılandığımız bazı insanları çeşitli yerlerde gördüğünü beyan ederek atf-ı cürümlerde bulunmuştur!

2-    Tanık ifadesinin devamında Emrah Özdemir, ?2005 yılında cezaevinden çıktığımda bu altı aylık süre içerisinde gördüklerimi bahsetmek istiyorum size? diyerek net bir cümle kullanmıştır! Cezaevinden çıkmış olduğu tarihi baz alarak atf-ı cürümlerine inandırıcılık sağlamayı amaçlayan bu şahıs, aniden çark ederek 2004 yılı, bildiğim konuların hepsi diyerek ifade değiştirmiştir. Bu ansızın ortaya çıkan ?çelişki? maalesef nedense hiç sorgulanmamıştır! ?2005 yılında cezaevinden çıktığımda bu altı aylık süre içerisinde gördüklerimi bahsetmek istiyorum size.? İfadesini Emrah Özdemir niçin değiştirmiştir? Cevabı aşağıdadır!

I.            Ergenekon kovuşturmalarından çıkar sağlamak isteyen, suç makinesi haline gelmiş, ahlaki ve manevi değerlerini yitirmiş birtakım tutuklu ve hükümlüler gibi Emrah Özdemir adlı bu şahıs?ta bu süreci kendi lehine çevirebilmek amacıyla davalar ile ilgili görsel ve yazılı basını yakın takibe alarak aklınca kendisine malzeme toplamıştır. Hatta daha da ileri giderek Ergenekon iddianamesi ve bazı sanık ifadelerine de vakıf olmuştur.

İfadelerimde bilmeyerek, tarih hakkında yapmış olduğum bir yanılgım, yalancı tanıkların yapmış olduğu atf-ı cürümlerin tescilinde belirleyici bir rol oynamaktadır! Zira ben, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi ekseninde, yaşamış olduğum olayları 2004 yılı olarak beyan ederken herhangi bir art niyet içerisinde elbette değildim. O kapsamda bir araya geldiğim insanlar ile de tanışmam 2005 yılının ilk ayları olduğu, 2005 yılı Mayıs ayından sonra da beşeri ilişkilerim dışında birlikteliğimin olmadığı mahkemenizdeki maddi olgular ile de sabittir! 2004 yılında, merhum Kuddusi Okkır ile tanışmamış olduğum gerçeği ortada iken, Emrah Özdemir adlı şahsa kendisinden bahsetmem mümkün mü dür? Vermiş olduğu ilk ifadede Yıldız da beraber gördüğünü ima etmiş olup daha sonra da bu ifadesini de değiştirmiştir!

II.            Emrah Özdemir adlı şahsın, 2005 yılında cezaevinden çıktıktan sonra altı aylık süre içerisinde gördüklerimi anlatacağım şeklindeki ifadesini, 2004 yılı olarak değiştirmesinin kanaatimce en önemli sebeplerinden birisi de Sedat Peker?in 2005 yılında cezaevinde olduğu gerçeğinin kendisine hatırlatılmasıdır!

3-    Emrah Özdemir isimli bu müfteri, ?Kaos yaratmak amacı ile Orhan Pamuk, Ahmet Türk, Osman Baydemir? gibi kişilerin öldürülmesi konularının, bizler tarafından konuşulduğunu, bunu benim söylediğimi beyan edebilecek kadar alçakça atf-ı cürümlerde bulunmuştur! Bu iddiaları ispat edemeyen dünyanın en namussuz adamıdır!

Babası ile ilgili bir iddiaya karşı, namus timsali kesilen bu canlının onurlu insanlara iftira attığını zabıtları okuyan her hukukçu görebilir. Hâlbuki 1.Ergenekon iddianamesi 2530. Sayfada yer alan ?Hukuki Durumun Değerlendirilmesi? başlıklı bölümün içeriğinde ?Muhammed Yüce, Selim Akkurt, Çoşkun Çalık isimli şahısların birbirleri ile yapmış oldukları telefon görüşme çözümleri ile ifadelerini baz alarak, Ergenekon terör örgütünün provakatif bir terör eylemi olarak, Kuvayımilliye derneğinde ki yapılanmasına havale ettiği Orhan Pamuk, Fehmi Koru, Ahmet Türk, Osman Baydemir veya Sebahat Tuncel?in öldürülmeleri eylemlerine ilişkin hazırlık hareketleri aşamasında yer aldığını? iddia etmekte olan sacılar, Muzaffer Tekin?i bireysel olarak bu menfur zihniyet ile irtibatlandıramaz iken, müfteri Emrah Özdemir 2004 yılında ben duydum deme gafletine düşmüştür! Düşerken de oldukça önemli bir maddi hata yapıyordu! Nasıl mı?

Çünkü Orhan Pamuk tanınan bir romancı olmasına rağmen, ilk kez 2005 yılında yabancı bir dergiye yapmış olduğu açıklamalardan sonra ülke kamuoyunda gündem yaratmıştır!

4-    18 Eylül 2012 tarihli 232.celse sayfa:9 da ?Muzaffer Tekin komutanımızı da gene aynı şekilde Adil abinin vasıtası ile tanıdım. Kendisini bir defa Ataşehir?in tam karşısında, şu anda ismini hatırlayamadığım bir restoranda?? demesine rağmen, ifadesinin devamında sayfa:14 de ?Ataşehir?in tam ortasında bulunan, göbekte bulunan. Şimdi restoran ismi de geldi efendim aklıma, Sahar Restoran? demiştir.

18 Eylül de başlayan Emrah Özdemir?in ifadesinin alınması 23 Ekim 2012 tarihli 251.celse de tamamlanabilmiştir. Son celse de ise ?Önce ismini hatırlayamadığı, sonra Sahar dediği restoranın ?Sahan Restoran? olduğuna karar verebilmiştir!

?Ataşehir?in göbeğinde?, ?karşısında?, ismini hatırlamadım?, ?Sahar?, sonra ?Sahan? bunlarda önemli olmasına rağmen, üzerinde durmayacağım. Benim mahkemenizin asıl dikkatlerine sunmak istediğim konu, yemekte olduğumu iddia ettiği kişilerin konuşmalarını arabanın yanında iken duydum ifadesi üzerine sorulan sorulara vermiş olduğu ?yalan beyanlarını? ortaya çıkaracak maddi olgulardır.

Ek-1 de Sahan restoran?ın giriş bölümü

Ek-2 de Sahan restoran?ın giriş bölümü ile caddeye bakan yemek salonunun görünüşü

Ek-3 de Sahan restoran?ın caddeye bakan yemek salonunun görünümü ve restoran otoparkının sınırı

Ek-4 de Sahan restoran?ın giriş bölümü, caddeye bakan yemek salonunun görünümü ve restoran otopark?ının sınırlarının geniş olarak görünümü

Ek-5 de Sahan restoran?ın giriş kapısı merdivenlerinden(aynı zamanda çıkış) otopark?ın görünümü

Ek-6 da Sahan restoran?ın diğer cephesi ve yazlık olarak kullanılan alan

Ek-7 de Sahan restoran?ın iç cephesi

 

Yukarıda ki maddi olgularımı mantıklı ifadeler ile takviye etmem gerekirse;

I.            Bir dükkân sahibi bile önünde bir engel bulundurmamaya dikkat ederken, restoranlar zinciri kurmuş bir markanın sahip olduğu mekânın önünde sıra sıra arabaların durması mümkün müdür?

II.            Emrah Özdemir, 17 yaşında Adil Timurtaş?ın arabasını kullandığını iddia ediyor. İddia ettiği kişilerin yemek de bir araya geldiklerini kabul ettiğimizde, herhalde o mekanın önünde durması gereken en son arabanın da Emrah Özdemir?in kullandığı araba olabileceği de bir gerçektir.

III.            Hiçbir restoranda önemli kabul edilen müşteriler, ayakaltı, giriş bölümüne yakın, cadde ve gürültüden etkilenen bölümlerde ağırlanmazlar. Hele hele iddia edildikleri gibi örgüt yöneticileri iseler can güvenlikleri ve gizlilikleri çok önemlidir. Öncelikle kendileri bu kurallara dikkat etmek istemezler mi? Zaten aksi ise örgüt üyesi ve yöneticisi oldukları sadece safsatadır!

Sunmuş olduğum maddi kanıtlar ile Emrah Özdemir?in Sahan restoran da toplantı yapıldığını iddia ettiği ve şahsıma yüklemek istediği atf-ı cürümleri ispatlanmıştır. Bu konuda zerre tereddüt kalmamıştır!

5-      Emrah Özdemir: ?Fener Rum Patrikhanesinde yapılan, Sevgi Erenerol da dahil olmak üzere ?irticai planlar?, ?eylemler?, ?hükümetin düşürülmesi? konuları ile ilgili bir çok konuşmalar yapılıyordu o dönem…? ifadesi ile kargaları bile güldürecek ciddiyetsizlikte şahsıma atf-ı cürümde bulunmuştur! Bu iddia Bartholomeos ile eylem birliği içinde olduğumuz anlamına gelir ki, zira Fener Rum Patrikhanesinin içerisinde bu tür konuları konuştuğumuzu iddia etti, böyle bir şeyi iddia eden insanın da öncelikle akıl ve ruh sağlığının yerinde olup olmadığının tespit edilmesi gerekir diye düşünüyorum. Sadece bu iddiası dahi Emrah Özdemir?in yalancı tanık olarak şahsıma atf-ı cürümlerde bulunduğunu başlı başına ispat etmektedir!

 

 TALEPLERİM

–         Tanık Emrah Özdemir?in vermiş olduğu ifadelerin gerçek olup olmadığının araştırılması konulu 2 Ekim 2012 tarihinde mahkemenize arz ettiğim dilekçem

–         16 Ekim 2012 tarihli dilekçem de, Emrah Özdemir?in ifadesini çekmesi için kendisine bir jandarma üsteğmeni gönderdiğim atf-ı cürümünün araştırılması

–         16 Ekim 2012 tarihli dilekçem de  Bartholomeos?un tanık olarak dinlenilmesi konuları olmak üzere bütün taleplerimi önemle yineliyor, ayrıca Adil Timurtaş, Hayrettin Ertekin, Emrah Özdemir, ben ve ismi geçen sanıkların tamamını huzurda talep ediyorum. Bu taleplerim karşılanmadığı taktirde iki sonuç çıkaracağım:

1- Bizlerin suçlu olduğuna baştan karar vermiş olduğunuz!

2– Emrah Özdemir ve onun gibi açık ve gizli tanıkların ifadelerinin iftira olduğunu kabul etmiş olmanız! Adalete yakışan da budur! Saygılarımla…

 

Muzaffer Tekin / Silivri

 

 

Ek?ler dahil toplam 13 sayfadan ibarettir.

 

 

Share

Yorum yok

TÜRK DÜNYASININ BAŞI SAĞOLSUN

PROF.DR. TURAN YAZGAN

TÜRK DÜNYASININ AK SAKALI, YAŞAYAN SON KORKUT ATASI, TURAN İDEALİNİN SANCAKTARI, RUHUN ŞAD, MEKANIN CENNET OLSUN

Share

Yorum yok

Sessiz Çığlık – Ankara, İstanbul ve İzmir’de devam ediyor.. Gölcük’te de başlıyor.

Değerli Dostlarımız,

Bundan önceki haftalarda yanımızda olan, bize destek veren herkese çok teşekkür ediyoruz.

24 Kasım 2012 Cumartesi günü SESSİZ ÇIĞLIK Eylemi Ankara Sakarya Caddesinde Taş Ankara Heykeli’nin altında saat 13.00-14.00 arasında yapılmaya devam edecektir.

Tüm dostlarımızı dostlarıyla ve Türk bayraklarıyla birlikte bekliyoruz.

Sevgiler, saygılar.

Ümit GÖNÜLDAŞ


NOT: Ayrıca eş-zamanlı olarak İstanbul’da Beşiktaş Özgürlük Anıtı önü, İzmir’de Kıbrıs Şehitleri Caddesi ve Gölcük’te de Anıtpark’ta SESSİZ ÇIĞLIK Eylemi yapılacaktır.

Share

Yorum yok

SESSİZ ÇIĞLIK

Silivri de bulunan silah arkadaşlarına moral ve desteğini hiç bir zaman esirgemeyen, cesur insan Sayın, Yelkan H. AŞETEY’ ın göndermiş olduğu iletiye aşağıda yer veriyor, kendisine saygılarımızı gönderiyoruz…

 

Büyüklerim, arkadaşlarım, kardeşlerim…

NEREDESİNİZ?

Her cumartesi; 13:00-14:00 arasında, Ankara, Sakarya meydanında; Ergenekon, Balyoz vb. düzmece davalarla tutsak alınan meslekdaşlarımıza destek olmak, kamu oyunu biraz harekete geçirmek, ilgilenmelerini sağlamak için uygulanan “SESSİZ ÇIĞLIK” eylemine, en azından yarım saat katılmanız çok mu zor? Orada bir pankartı taşımanın, 3-5 bildiri dağıtmanın, bunları da bir yana koyun, orada mevcut olmanın sizi de Silivri’ye götürebileceğinden mi korkuyorsunuz? 

O zaman, “vatan-millet-sakarya” edebiyatına hiç girmeyin, ürettiğiniz çözümleri cebinizde saklayın.

Selanik caddesindeki TESUD’da okey oynayanlar, bırakın onları, TESUD’da görev yapanlar, NEREDESİNİZ?

 

Saygılarımla


Yelkan H. AŞETEY


Share

1 Yorum

BOZKURT BAKIŞLI, SENİ ÖZLEMLE ANIYORUZ… RUHUN ŞAD OLSUN…

İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!

Mustafa Kemal Atatürk


Share

Yorum yok

Asil Türk Milletinin Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun…

 

Başta, Yüce Önder Atatürk Olmak Üzere, Bağımsızlık Mücadelemizin Kahramanlarını Saygıyla Anıyoruz…

Share

Yorum yok

Kurban Bayramının, Milletimize Sağlık, Huzur ve Esenlikler Getirmesi Ümidiyle…

Share

Yorum yok

BU MAHKEME ÇILDIRMIŞ OLMALI

Yaklaşık iki aydır tanık ifadeleri dinleyen mahkeme, geçtiğimiz hafta salı günü  gazeteci Aslı Aydıntaşbaş’ı dinledi. Menfur  Danıştay suikastine ismi karıştırılan Muzaffer Tekin, bilindiği üzere saldırının akabinde medya marifetiyle sistemli olarak gerçekleştirilen siyasal linç’in kurbanı yapıldı. Örneklerini daha sonraki yıllarda çokça gördüğümüz, önce kamuoyu önünde itibarını yok et, sonra derdest et nazariyesi ilk o süreçte uygulamaya konuldu. Medya yoluyla, onurlu ismi mesnetten uzak türlü olumsuzluklar yüklenerek  ülke kamuoyunda şaibeli hale getirilmeye çalışıldı. Maalesef yapanın yaptığıyla kaldığı gibi yazan da yazdığıyla kaldı. Aleyhinde yazı yazan, haber yapan  kalem sahiplerinden birisi de o gün duruşma salonunda tanık olarak dinlenilen gazeteci Aslı Aydıntaşbaş’tı. Tanık Aydıntaşbaş’ın ifadelerinde  ismi geçen  Muzaffer Tekin’in, soru sorma isteği(hakkı)  mahkeme başkanı tarafından reddedildi. Gerekçe olarak ta tanığın, Muzaffer Tekin’i tanımaması gösterildi. İleri sürülen gerekçe karşısında hayrete düşen Muzaffer Tekin, soru sorma hakkı elinden alınmasının yanında mahkemenin insicamını bozduğu gerekçesiyle de 16 celse duruşmalardan men edilme cezası aldı. Aşağıda konu ile ilgili bilgi ve yargılamayla ilgili gerçeklerin  yer aldığı gazete kupürü, Ergenekon davası tutuklusu, gazeteci sayın Hikmet Çiçek’in  01 Ekim 2012 tarihinde Aydınlık gazetesinde yazdığı köşesinden alınmıştır.

 

 

Share

Yorum yok

SEVGİLİ ?GENÇTÜRKLER?

Öncelikle sizleri kutlamak istiyorum. Niçin mi? Türkiye Cumhuriyetinin dönüştürülmeye çalışıldığı, son Türk devletinin parçalanma girişimlerinin hız kazandırıldığı bu günlerde, Türk kimliğinin adeta bir suç gibi algılandığı süreçte, sizlerin asil Türk evladı olduğunuzu haykırmanızdandır.

Gerçekte bugün ülkemizde Kürt sorunu olmadığı, fakat Türk sorunu olduğu aşikârdır.

Mustafa Kemal ATATÜRK, ?En büyük servetim Türk doğmam ve Türk olmamdır? derken, tarihin derinliklerinden bugüne kadar her sahada insanlık ailesine örnek ve önder olan büyük bir millet?in ferdi olduğunu vurgulamıştır. Bu söylem ayrıca derin bir kültürün ifadesidir. Çünkü Türklük ırki değil, ?tanrısal? bir kavramdır!

Sizler ile yaşadığım bir anımı paylaşarak bu büyük millet?in niçin liyakatlere mazhar olduğunu, binlerce örneklerinden sadece bir tanesi ile somutlaştırmış olacağım.

1974 yılında teğmen rütbesi ile Kıbrıs Barış Harekâtı?na katılma onurunu yaşadım.  Mustafa Kemal ATATÜRK ?Savaş meşru değil ise bir cinayettir? demiştir. Bizlerin görev aldığı harekâtta isminden anlaşıldığı gibi barış amaçlı idi. Sadece adada yaşayan Türklere değil Rumlara da özgürlük hedeflenmişti.

20 Temmuz 1974 günü birliğimiz saat 10.00 sularında ada da Gönyeli ve Boğaz bölgesi arasında ?Kırnı? olarak adlandırılan açık bir alana uçarbirlik harekâtı ile indirildi. Ben, Bolu Komando Tugayına bağlı II. Komando Taburu, III. Komando Bölüğü, II. Komando Takım Komutanı olarak görev yapmaktaydım.

Taburumuzun toparlanmasını müteakip boğaz bölgesi istikametinde ilerleyerek hâkim bir arazide inşa edilmiş olan ?Sent-Hilarion? kalesinin bulunduğu mevkide intikalimizi tamamlayarak, bulunduğumuz alanda toplanma bölgesi tesis ettik. Taburumuz dinlenmeyi müteakip, fazla malzemelerini burada bırakarak aynı gece Girne ?ye taarruz görevi almıştı.

20 Temmuz gecesi çıkarma birlikleri ile Beşparmak dağlarının güneyine indirilen birliklerin irtibatlarını kesmek amacı ile Rum komando birliklerinin bulunduğumuz mevkilere taarruzları gelişti ve birçok hâkim sırt ve tepeler ellerine geçti.

Bu beklenmeyen durum karşısında taburumuzun Girne?ye taarruzu doğal olarak iptal edildi ve düşmanın eline geçen tepelerin geri alınması için gece boyu aralıksız süren karşı taarruzlarımız 21 Temmuz günü saat 11.00?a kadar sürdü ve düşmanın eline geçen arazinin tamamı geri alınarak temizlendi.

Girne Lefkoşa boğaz yoluna hâkim, aynı zamanda da hava araçlarının emniyetli güzergâh olarak kullandığı Şahinler bölgesindeki ?Aslantepe? olarak isimlendirilen hâkim tepenin geri alınması uğruna takımımdan şehit olan Hasan ALKAN isimli kahraman erle ilgili harekât bittikten sonra yaşadığım bir anım, kaleme aldığım bu yazının ana temasını oluşturacaktır.

1974 yılı Ekim ayında taburumuzun konuşlandığı ?Aşağı Dikoma? köyüne Türkiye?den bir vatandaşımız geldi. Kendisi tabur komutanımız ile görüştükten sonra komutanımız tarafından bana gönderildi. Gelen kişi, şehidim Hasan ALKAN?ın babası idi. Hemen elini öptüm, daha hal, hatır sormadan bana ilk sorusu; ?Kumandan bey evladım, oğlum vuruşarak mı şehit oldu, bana bunu anlatırmısınız?? oldu. Kendisine o an çarpışmaların olduğu tepeleri göstererek, o taarruzların önemini, başarılı olunamadığı takdirde çıkarma birlikleri ile indirilen kuvvetlerin birleşemeyeceğini, dolayısı ile harekâtın başarısızlıkla sonuçlanacağı gibi, zayiatında büyük olacağını anlattıktan sonra, ?Şu an öylesine huzurluyum ki, bu yaşımda Allah bana da böyle bir görev yapmayı ve bu uğurda şehit olmayı nasip etsin? cümleleri ağzından döküldü.

Şu an bu kahraman erimin, asil babasının ismini hatırlayamadığım için beni mazur görün. Aradan 38 yıl geçti, bu da mazeret değil elbette. Lakin aramızda geçen bu duygu dolu diyalogları dün gibi hatırlıyorum. Yazımın devamında kendisine Baba ALKAN olarak hitap edeceğim.

?Baba ALKAN? aramızda geçen kısa söyleşiden sonra oturdu, heyecanını bastırdıktan sonra ?Benim buraya gelme amacım, bugüne kadar akıbetini bilmediğim oğlum Hasan?ın durumunu ve onun hakkında bilgi almak için evden ayrılan ve bir daha da geri dönmeyen ağabeyinin durumunu öğrenmek içindir?

?Asker oğlum Hasan?ın şahadetini biraz önce öğrendim, ağabeyinin durumu halen meçhul, Tabur komutanınız onunda kardeşinin peşinden Kıbrıs?a gelmiş olabileceğini ve yanlışlıkla Rum tarafına geçmiş olabilme dâhil her türlü ihtimalin araştırılacağını ve bu süreç boyunca bizlerin misafiri olacağını? kendisine söylediğini ifade etti.

?Baba ALKAN? bir ay?a yakın bir zaman tabur komutanımızın emri ile benim misafirim oldu. Ben bu zaman aralığında kahraman Hasan ALKAN?ın şehit olduğu bölgeyi kendisine bizzat göstererek kendisine detaylı anlatma imkânım oldu. Bu zaman zarfında ise ?BAYRAKTARLIK? vasıtası ile Türk ve Rum kesiminde kayıp ağabeyin izi arandı.

Arama faaliyetleri devam ederken bir gün ?Baba ALKAN? bana ?Kumandan bey oğlum, size bir şey söylemek istiyorum, komutanlık makamı burada şehit ve gazi olanların yararlandıkları arazi, ev, araba gibi haklardan bahsetti. Bana da teklif yaparak bu haklardan yararlandırmak istediler. Ben nasıl böyle bir şeyi kabul edebilirim! Bunları kabul ettiğim takdirde şehit oğlum nasıl huzur bulur? Vatan için akıtılan kanın bedeli olur mu hiç! Ben bu teklifi red edeceğim? dedi ve dediğini de yaptı.

Büyük oğlunun Kıbrıs?ta olmadığı netleştikten sonra, Baba ALKAN?ı memleketi Hatay?a yolcu ettim.

Dönüşünden yaklaşık 1 ay sonra yazmış olduğu teşekkür mektubu Anadolu insanının nezaket, terbiye ve duygusallığını bütünüyle yansıtıyordu.

?Saygıdeğer Kumandan Bey evladım? diye başlayan mektubunun en trajik satırları ise memleketine döndüğünde trafik kazasında öldüğünü öğrendiği büyük oğlunun haberi idi.

Bu asil insan, Kıbrıs?a ayak bastığında oğlunun şehit olduğu haberini almış, Hatay?a döndüğünde ise kardeşinin akıbetini öğrenmek için yollara düşen büyük oğlunun trafik kazasında vefat ettiğini öğrenmişti.

Yaşadığımız dünya da birçok insan haksız kazanç sağlama erdemsizliğini gösterirken ekonomik durumu yok yoksul olduğu her halinden belli olan ?Baba ALKAN? yukarıda arz ettiğim tavrıyla ahlak ve fazilet timsali olmuştur.

Mektubun sonunda ise ?Vatan Sağ olsun? cümlesini özellikle vurgulamak istiyorum.

19 Eylül günü ?Gaziler Günü? olması sebebi ile bütün şehitlerimizin, ebediyete intikal etmiş gazilerimizin aziz hatıraları önünde minnet ve şükranla eğiliyorum? Hayatta olan gazilerimize sağlıklı ve huzurlu günler temenni ediyorum.

Bu vesile, Türk Doğmamızı ve Türk Olmamızı bizlere bahşeden, o genleri bizlere veren bütün annelerin ve babaların hürmetle ellerinden öperim.

Sevgi ve Saygılarımla?

Muzaffer TEKİN

10 Eylül 2012 / Silivri

Share

Yorum yok

ARAŞTIRMACI GAZETECİ !…

10 Ağustos 2012 tarihinde yapılan 218. celsede, 13.Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda Şenol Gürkan adlı kişi tanık olarak dinlendi.

Şenol Gürkan, adına Ergenekon denilen soruşturma ve kovuşturma döneminde toplumu maniple etmek için görev almış, kendisini araştırmacı gazeteci olarak tanımlayan güruh?un bir üyesidir. 8 Eylül 2008 de Taraf gazetesinde, 9 Nisan 2009 tarihinde Yenişafak gazetesinde olmak üzere, söz konusu bu şahsın, hakkımda son derece ciddi ithamları yer almıştır. Burada ?Kutlu Adalı?nın suikasta kurban gidişinden kısa bir süre önce Aziz Barnabas olayında parmağı olduğunu iddia ettiği yüzbaşının Muzaffer Tekin olduğu yıllar sonra ortaya çıkmıştı? haberi vurgulanıyordu.

8 Eylül 2008 tarihinde Taraf gazetesinde çıkmış olan haberinden sonra Şenol Gürkan 16 Eylül 2008 tarihinde Özel yetkili C.Başsavcılığına ifadesi alınmak üzere davet edilmiş ve Ergenekon savcıları tarafından da ifadesi alınmıştır. İşin enteresan yanı, şahıs savcılara vermiş olduğu ifadesinde  hayasızca şahsıma yüklemek istediği Kutlu Adalı cinayetinden hiç söz etmemiş, savcılar ise ihbar kabul ettikleri gazete haberleri ile ifadesine başvurdukları Şenol Gürkan adlı bu şahısa son derece ciddi bu konuyu sormayı akıl edememişlerdir. Çok garip !!!

Savcılık ifadesinde, benim KKTC vatandaşlığımı, bazı Ergenekon sanıkları ile irtibatlandırmak, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini desteklemek gibi KKTC ye gittiğim gibi gerçek dışı haberler ile geciştirmiş, şahsıma yönelik suç isnat edilebilecek somut bir delil savcılara sunamamıştır. Zira, geçmişte haber adı altında yaptıkları, bilgi kirliliği amaçlı kendisine bir takım merkezlerce verilen görevlerdir. O dönem çalışmış olduğu gazeteye gönderdiğim tekzip ile 13.Ağır Ceza Mahkemesine vermiş olduğum dilekçelerimi ekte sunuyorum. Dikkatle okunduğunda, bu şahsın ve kendisine yaptırılan bu hayasızca atf-ı cürmün neye hizmet ettiği kolaylıkla anlaşılacaktır.

Huzurdaki tanık sorgusunda Şenol Gürkan adlı şahsa, ahlaki, hukuki ve vicdani olmayan beyanlarının somut belgelerini mahkemeye sunması çağrısında bulundum. Vermiş olduğu cevap karşısında hayret ve dehşet?e düşmemek mümkün değil! ?Ben öyle yazdığımı hatırlamıyorum!?  Mahkemenin duruşmaya verdiği kısa bir aradan sonra ise tekrar aynı konu ile ilgili; ?Şimdi notlarıma baktım, hakkınızda böyle ithamlarım olmadı!?

Şenol Gürkan?ın hatırlamaması ve o yazıya ulaşamaması doğrudur. Çünkü servis gazeteci, sipariş metni yayınlamak mecburiyetinde kaldığı için içerikten bi haberdir!!!

Hala, yandaş medya ve yandaş kalemşörleri anlamayanlara ithaf olunur!

 

Muzaffer TEKİN

22 Ağustos 2012 / Silivri

Ekler:

1-Taraf gazetesine gönderilen tekzip

2-13.Ağır Ceza Mahkemesine verilen dilekçe

 

 

Share

Yorum yok

ADİL YARGILANIYORUZ!

Ergenekon adı verilen 19 davanın birleştirildiği kovuşturmalarda 2 ayı aşkın bir zaman diliminde kesintisiz olarak ?tanık? dinlenmektedir. Dinlenilen tanıklar ?kamu tanığı? olarak huzura alınıyorlar ve ?bildiğimi dosdoğru söylüyeceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim? metni kendilerine mahkeme başkanınca tekrar ettirilerek dinlenilmeye başlanıyorlar. Ayrıca doğru beyanda bulunmadıkları taktirde haklarında yasal işlem yapılabileceği kendilerine hatırlatılmasına rağmen, bir önceki celse yemin edip tanıklığına başvurulan kişi şayet mahkemeye sanıklar aleyhinde yeterli bir malzeme sunamamış ise hemen tanık koruma programına alınarak bir kez daha ifadesine başvuruluyor ve bu kez söylediklerinin tamamını reddederek atf-ı cürümlerde bulunuyor. Fakat ne yazık ki bir ay içerisindeki bu değişimi ve yeminini tanığa hatırlatmak, bunu sorgulamak hiç bir yargıcın aklına gelmiyor. Örnek; Esra Feride Gökçimen?in sorgu tutanakları.

Söz konusu bu tanıkların hemen tamamının ortak özellikleri; tescilli dolandırıcı, ajan, tecavüzcü, uyuşturucu müptelası, katil, hırsız, suç örgütü üyesi ile terör örgütünden kaçıp itirafçı olmalarıdır. Bu son derece itibarlı tanıklar(!) en aşağı anlama düzeyindeki insanların bile kolaylıkla tespit edebileceği çelişki dolu ifade, yalan ve iftiralarından kesinlikle sorgulanmadıkları gibi bir de maalesef mahkeme heyetinden teşvik görmektedirler. Bu duruma isyan eden sanıkların sözleri ağızlarına tıkılıyor, mikrofonları kapanıyor, azarlanıyor ve mahkeme salonundan kolluk kuvetleri marifetiyle yaka paça atılıyorlar. Bununlada yetinmeyen mahkeme heyeti, adil olmadığı bir yargılamada sanıklar hakkında suç duyurusunda bulunarak, söz konusu bu masum insanların mağduriyetine mağduriyet katmaktadır!

Nadir olarak huzura alınan, sanık lehine ifade veren kamu tanıkları ise vermiş oldukları ifadelere pişman edilircesine mahkeme heyetince didik didik edilerek nerede ise söylediklerinden vazgeçirilmek için her türlü baskıya maruz kalmaktadırlar. Bunun somut bir örneği, tanık Necat Uysal?ın sorgusunda yaşanmıştır; ?Alparslan Arslan?ı Doğuş Faktoring?e ben götürdüm ve sahipleri ile tanıştırdım.? ifadesinden sonra, tanığın mahkeme heyetince muhatap olduğu sorulara bakmak yeterli olacaktır.

Tanıklar?a sanık teşhisinde tanımadığı sanığın, önce isminin söylenip bir kez daha teşhis yaptırılması, sanığın yaklaşık yarım saat soru sorduğu tanık tarafından sorgu nihayetinde teşhis ettirilmeye zorlanması ise bu davranış içerisine giren yargıçlar adına hem çok üzücü hem de düşündürücüdür!

Hekimin koyduğu yanlış bir teşhis bir hastayı öldürürken yargıcın adil olmayan kararları sadece muhatabını öldürmüyor, toplumun geleceğe olan inancını, umutlarını, özgür yaşama ideallerini ortadan kaldırıyor. Bu süreçte bunu yaşayarak öğrendim!

Karar?a giden yargılamalarda sanıkların lehlerine ifade edecekleri bir cümle bir yana, bir kelime dahi şiddetle engelleniyorsa, burada gerçeğin ortaya çıkmasından korkanların olduğunun  resmidir!

Çünkü ?gerçek insanı özgür kılar? istenende zaten bizlerin özgür olmaması!

Muzaffer TEKİN

21 Ağustos 2012 / Silivri

Share

Yorum yok

VATANSEVER DERNEKLER (!)

İki binli yılların başlarında, ulusal bağımsızlık mücadelemizin sembolü olmuş, milletimiz ile özdeşleşmiş sembol ve isimler adı altında bir takım dernekler kurulmuştur. Kuva-i Milliye, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Harekatı bunlardan ilk akla gelenlerdir. Birkaç ay izlediğim V.K.G.B.H.?nin bende oluşturduğu izlenimi çevremdeki insanlara şu cümleler ile ifade etmiştim;

?Bu derneklerin bir kısmı, bir takım odaklar tarafından pompalanıyorlar. Belirli bir ivme kazandırıldıktan sonra, karalama faaliyetlerine başlanacak ve toplumun gözünden düşürülecek. Bundan sonra dürüst ve iyi niyetli faaliyet gösteren derneklerde şaibe ile anılacakları gibi en önemlisi de, bu değerler maalesef bir daha telafisi zor bir şekilde itibar  kaybına uğrayacaklardır?

Nitekim yıllardır süren soruşturmalar ve kovuşturmalar sürecinde bu amaçla kurulmuş olan dernekler ve mensupları cadı kazanına atılarak kurunun yanında yaşlarda yakıldı. İnançlar ve değerler alt üst edildi, iyi niyetle ve samimi vatanseverlik duyguları ile faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ve yöneticileri de büyük zararlar gördüler.

13.Ağır Ceza Mahkemesinde yakın zamanda tanık olarak dinlenilen, M.İ.T. Kontrterör Dairesi eski Başkanı Mehmet Eymür, ulusalcı hareketlerin arkasında ismini vermediği bir M.İ.T. müsteşar yardımcısının olduğunu ifade etti. Bu son derece önemli ?itiraf? her nedense dikkatlerden kaçırıldı!

Mehmet Eymür?ün bu ifadesi benim konu ile ilgili tespitimi doğruluyor düşüncesindeyim. Takdir, siz okuyucuların.

Muzaffer Tekin

20 Temmuz 2012 / Silivri

Share

Yorum yok

YANDAŞ MEDYA?DA BU TELAŞ NİYE?

Özel yetkili mahkemelerin kaldırılacağı haberleri üzerine, cemaatin medya organlarında büyük bir telaş baş gösterdi ve günlerce devam etti. Önce kudurdular, şimdilerde duruldular. Bizi şaşırtan ise, söz konusu mahkemelere kucak dolusu methiyeler düzmeleri idi.

Vicdanı hür, kalemini satmayan aydın beyinler, Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıktıkları için birer birer Ergenekoncu ilan edilip, hapishanelere tıkılır iken, cemaat medyasının, bugün ülkede yargıya olan güveni %30 lar?a düşüren mahkemeleri alkışlamaları, dahası ?Menfur Danıştay saldırısını, Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi türban kararı karşısında verilen tepki ile işlendi? demesine rağmen bunu ?Ergenekon örgütünün azmettirdiğini özel yetkili mahkemeler açığa çıkardı?  diyebilecek kadar kesin bir dil kullanarak kamuoyunu yanılttıkları gibi, adil yargılamayı etkileme dahil Cumhuriyet hukukunu yok saymaları hem kendi hukuklarını inşa ettiklerini, hem de bunca yıldır neden tutuklu olduğumu ziyadesiyle ortaya koymaktadır.

Yıllardır yürütülmekte olan davalara hiçbir hukuki ve ahlaki gerekçe olmadan müdahale eden bu yayın organları işlerine gelmeyen mahkeme kararlarını yok saymışlar, kendilerinden olmayan yargı mensupları aleyhine de hayâsızca saldırılar gerçekleştirerek tertiplere destek vermişlerdir. Bilindiği, üzere menfur Danıştay saldırısına ismim karıştırılmış olup, en kısa sürede ?takipsizlik? kararı ile aklanmış ve iddianamede ise tek satır ismim geçmemiştir.

Rövanşist duygular ile, ismim bu sefer de Ümraniye soruşturmasına dâhil edildikten sonra, Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesinin menfur Danıştay saldırısı ile ilgili kovuşturması tamamlanmış, gerekçeli kararında ise Ergenekon adı verilen, henüz varlığı tespit edilememiş bir örgüt kapsamında tutuklanan insanlar ile de irtibat olmadığını kesin bir dille açıklamıştır.

Peki, ne oldu da Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava, burada özel yetkili 13.Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan Ümraniye kovuşturması ile birleştirildi? Cevabı gayet basit; Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmuş bir partiyi aklamak için! Bu uğurda tüm devlet aygıtı seferber edilmiş, asıl örgütün ?köprü? personeli ve ?medya? görevlileri devreye sokulmuş, menfur Danıştay saldırısından müebbet hapis cezası almış olan Osman Yıldırım Ergenekon savcılarına sunulmuştur!…

11.Ağır Ceza Mahkemesinin kararı henüz Yargıtay aşamasında iken Ümraniye soruşturmasını yürüten savcıların iddianamelerinde, iddia edilen örgüt?e ?araç suçlar? olarak Cumhuriyet gazetesine bomba atılması ve menfur Danıştay saldırısını yapıştırmaları dolayısıyla bir başka mahkemenin kararını yok saymaları her halde dünya hukuk tarihinde bir ilk olsa gerek!

Muzaffer Tekin

1 Temmuz 2012 / Silivri

Share

Yorum yok

“Osmanım”

Ergenekon davası tutuklusu, gazeteci sayın Hikmet Çiçek’in 10 Eylül 2012 tarihinde Aydınlık gazetesinde çıkan Osman Yıldırım konulu köşe yazısı;

Share

Yorum yok

TAYYAR NEDEN KAÇTI?

“Asrın Davasında İbretlik Bir Tanık !”

Ümraniye soruşturmasında savcılara tanık olarak ifade veren Şamil Tayyar, yargılamayı yapan 13.Ağır Ceza Mahkemesinin huzurda tanık olarak dinlenmesi için almış olduğu karara ; “Milletvekili olduğum için zamanım yok, göndereceğiniz sorulara talimat ile cevap verebilirim” şeklinde yanıt verdi!

Adına Ergenekon denilen soruşturma ve kovuşturma sürecinde yazdığı mesnetsiz yazıları ve bir bilirkişi edası ile kanal kanal dolaşıp toplumu manipüle eden Tayyar ayrıca Danıştay saldırısının Ümraniye kovuşturmasına bağlanmasında önemli rol oynamış ve bu performansı kendisine meclis kapılarını açmıştı.

Yapmış olduğum savunmalarımda, asıl örgüt sanal örgüt üzerinden aklanmaya çalışıyor derken, bu operasyonda asıl örgütün medya ayağındaki provokatörlere de dikkat çekmiştim.

Gerçekte Şamil Tayyar’ın iddia ettiği örgüt bugün tutuklu olan insanlardan meydana gelmiş olsa idi, Tayyar göğsünü gere gere mahkeme huzuruna çıkar ve bu örgütün açığa çıkarılması için yargıya katkıda bulunurdu!

Şamil Tayyar’ın tanıklıktan kaçmasının iki nedeni vardır ;

Birincisi, yıllardır varlığını iddia ettiği örgüt davasından yargılanan masum insanlarla, yapmış olduğu yalan ve düzmece haberlerinden dolayı yüzleşmekten korkmakta ve  mahkemeye iftiradan öteye gitmeyen somut bir delil  sunamayacağı için açıkça kaçmaktadır!

İkinci olarak da , Asıl örgüt’ün medya ayağındaki görevlisinin deşifre olma korkusudur!

Muzaffer Tekin

14 Ağustos 2012 / Silivri

 

Share

Yorum yok

ERGENEKON MAHKEMESİ İŞTE BU!

Tutuklu gazeteci, sayın Hikmet Çiçek’in kaleminden, 26 Ağustos 2012 tarihinde Aydınlık gazetesinde yayınlanan Ergenekon mahkemesi ile ilgili  ibretlik köşe yazısı;

Share

Yorum yok

Bağımsızlık ve Adaletin Gölgesinde, Milletin Mesud olduğu Bayramlar Özlemiyle…

Share

Yorum yok

DAĞ YÜREKLİ, SENİ UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ! RUHUN ŞAD OLSUN…

 (23 Kasım 1881 – 04 Ağustos 1922)

Türk Tarihinin Büyük Kahramanı Şehit ENVER PAŞA’yı Şehadetinin 90. yılında Saygıyla Anıyoruz…

Share

Yorum yok

Kıbrıs Barış Harekatının 38. Yılı Kutlu Olsun

KAHRAMAN ŞEHİT VE GAZİLERİMİZİ MİNNET VE SAYGI İLE ANIYORUZ…

Share

Yorum yok

Silivri’ de 6.yıl

Tutuklu gazeteci sayın Hikmet Çiçek’in 03 Temmuz 2012 tarihinde Aydınlık gazetesinde ki köşesinde  Muzaffer Tekin ile ilgili yapmış olduğu haberin kupürü:

Share

Yorum yok

Muzaffer Tekin’in 28.05.2012 tarihli Duruşmada Yapmış Olduğu Konuşma ve Talebinin Metni

13.Ağır Ceza Mahkeme Başkanlığı?na / Silivri

Sayın Başkanım, Değerli üyeler;

19.yüzyıl Avrupasında düzmece haber yapmak ve suç yaymak, sahte belge düzenlemek, komplo kurmak, suç ve suçlu imal etmek, hayali düşmanlar yaratmak, Umberto ECO?nun ?Prag Mezarlığı? isimli romanında Simone SİMONİNİ adlı bir karakter ile özdeşleştirilmiştir.

SİMONİNİ? nin uzmanlık alanı sahteciliktir. Menfaat karşılığı her türlü belgeyi düzenleyebilir. Gerçekte olmayan bir noter sözleşmesi, yazılmamış bir mektup, bir vasiyetname ya da bir itirafnameyi profesyonelce yazabilir!

?Birilerinin mahvına yol açabilecek bir belge yaratmak çok güzeldir. Sanat?ın gücü? der SİMONİNİ.

Şeytani yeteneğiyle gizli servislere hizmet eden SİMONİNİ ?Hükümet ajanlarının kafasını fazla bilgiyle doldurmak gereksizdi. Onlar sadece siyah ve beyaz, iyi ve kötü gibi açık ve yalın fikirler isterlerdi ve kötü yalnızca bir tane olmalıydı? demektedir.

Simone SİMONİNİ? nin en muhteşem eseri Yahudiler için kutsal kabul edilen Prag Mezarlığında yapılan ?Gizli Toplantı?dır.

Yüzbaşı Dreyfus?un bir casus olarak tutuklanarak Şeytan adasına gönderilmesine neden olan meşhur mektubu da yine SİMONİNİ hazırlamıştır.

Ona hiç dokunulmaz! Onun dokundukları ise ya hapislere atılır ya da öldürülürler. Çünkü o sistemin önemli bir aktörüdür!

İçinde bulunduğumuz yüzyılın Simone SİMONİNİ? si de Talip Doğan KARLIBEL dir. Yalan söyler, sahte belge tanzim eder, iftira atar, tescilli a..an ve d..dırıcıdır! Hakkında açılan davalardan zaman aşımı v.b. nedenlerle bir şekilde sıyrılmasını bilir.

SİMONİNİ, Yüzbaşı Dreyfus?un Şeytan adasına gönderilmesine sebep olmuştur. KARLIBEL ise E.Yzb. Muzaffer Tekin?in tutukluluğunun devam ettirilmesi için, iddia edilen örgüt liderine kirli bir profil yaratmak maksadıyla çete, mafya ve cemaat düzeninin en önemli aktörüdür.

27 Nisan 2012 tarih, 225.celsede kendisi hakkında, Alman yetkili adli mercilerden mahkemenize gelen resmi yazışmalar neticesi yasal işlem yapılmasını talep ettim. Ara kararınızda talebimin hükümle birlikte değerlendirileceğini ifade ettiniz. Ben ise 30 Nisan 2012 tarihinde Silivri C.Baş Savcılığına Talip Doğan KARLIBEL?e  ?Hakaret? suç şüphesi ile ifade verdim.

Hakkımdaki soruşturmanın mahkemeniz suç duyurusu ile olmadığını belirtmek istiyorum. Simonini Karlıbel?e sorgusunda sarf ettiğim sözleri nesnel olarak desteklediğimi kabul ederek bu konuda adil davrandınız. Silivri C.Baş Savcılığının soruşturmayı res?en başlattığını ifade vermeye gittiğimde öğrendim.

Kamu görevi yapan tanıkların ağızlarından çıkan her kelime son derece önem arz ettiğinden ve beyanları insan hayatı ile ilgili olduğundan, güvenilir olmaları şarttır. Ayrıca maddi gerçeğe ulaşabilmek için doğru ifade vermeleri gerektiği kendilerine hatırlatılır. Bunun için de ?Bildiğimi dosdoğru söyleyeceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim? diyerek tanıklıklarına başvurulur.

Gerçek bir hukuk devletinde ve adil yargılamada Talip Doğan KARLIBEL bu duruşma salonunda tanık olmak yerine, sahte belge düzenlemek, iftira atmak, yürütülen bir soruşturmada iddia makamını yanlış yönlendirmek gibi fiillerden tutuklanırdı diye düşünüyorum.

19 Ocak 2012 tarih, 209.celse ve 20 Ocak 2012 tarih, 210. Celsede iki gün huzurda tanık olarak dinlenen Talip Doğan KARLIBEL, Muzaffer TEKİN?e yönelik iftiralarına devam etmiş, iddia makamına sunduğu sahte belgelerin inatla gerçek olduğunu savunmuş yalan beyanda bulunmuştur.

Tanık ayrıcalığı ile saygınlığı korunurken, yalan söylerken de sanık haklarından yararlandırılmıştır.

Sayın heyet; KARLIBEL hakkındaki kararınızın vicdani ve hukuki olmadığını düşünüyorum. Bu dokunulmazlık zırh?ı onun ahlaki ve vicdani olmayan söylem ve eylemlerini tetiklemektedir.

Maddi deliller ile işlediği suç sabit olan KARLIBEL için bugüne kadar cezai müeyyide uygulanmaması adaletin geciktirilmesidir. Talebimi hüküm aşamasına taşımanız ise bunu katmerleştirecektir. Oysa geciken adaletin, adalet olmadığını en iyi bilen sizlersiniz. Bizlere de yaşatarak öğrettiniz!

Talip Doğan KARLIBEL hakkında 225.celse, 27 Nisan 2012 tarihinde yapmış olduğum suç duyurumu bir kez daha yineliyorum. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel?in bu hususta isteksiz olduğu netleşmiştir. Tanık kamu adına görev yapmaktadır ve savcı da kamu adına mütalaa da bulunmaktadır. Fakat mahkemelerin ?Türk Milleti? adına karar verdiğini bilebiliyorum.

Şu ifade sanık avukatlarına ait değildir. İlk günlerde operasyonlara destek veren gazeteci Ali Bayramoğlu; ?Emniyet ve yargı içerisindeki özerk bir yapı kuşkulu deliller üreterek bu davanın yönünü tayin etmektedir?

Ben sizlere asıl örgütün medyadaki çok önemli bir adamını ifşa ettim. Kuyruğundan yakalamadım, gövdesini teşhir ettim. İz sürdüğünüz takdirde Bayramoğlu?nun işaret ettiği özerk yapıyı dolayısı ile de asıl örgütü deşifre edebilirsiniz.

Sayın heyet; şimdi sizlere, beni hayret ve teessüre iten bu davaların ilk gününden itibaren müşteki olduğumuz, hukuk adamlarının mesleklerine olan ilgisizliği, vurdumduymazlığı, en önemlisi de Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerini hafife aldıklarının çok önemli bir belgesini arz edeceğim.

Medyada yer alan ?Polis fezlekesi iddianameye dönüşüyor?, ?Savcı değil, Savıcı? ifadelerinin de  hiçte haksız söylenmediği, maalesef bir takım hukuk adamlarının görev ve yetkilerini polise ihale ettiklerini arz edeceğim yazışmalar net olarak ortaya koymaktadır.

Talip Doğan KARLIBEL?in atf-ı cürümleri henüz iddianame hazırlanmadan KOM DAİRE BAŞKANLIĞI?na, İstanbul Kriminal İrtibat Bürosu, Almanya 12.09.2007 Faks mesajı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün İstanbul Özel Yetkili C.Baş Savcılığı?na 24.06.2008 tarihli ?Bilgilendirme Yazısı? ile tescil olunmasına rağmen, iddianamede, onun şahsım hakkındaki çirkin ithamlarını iddia makamı imzalı, polis derlemeli metinler halinde gördük.

209 ve 210. Celseler de ?Kamu tanığı? olarak dinlenen Talip Doğan KARLIBEL?in resmi yazışmaları yok sayarak, pişkin pişkin yalan ve iftiralarına devam etmesi üzerine, 27 Ocak 2012 tarih 214.celsede Alman Adli Mercilerinden araştırılmak üzere ayrıntılı bir talep metnini mahkemenize arz ederek, KARLIBEL?in gerçek yüzünün bir kez daha ortaya çıkmasını amaçladım.

EK-3, EK-4, EK-5, EK-6 doğrudan, Alman Yetkili Adli Mercilerinden istenen hususları içermekle beraber, EK-7 deki talebim ise direkt iddia makamına sorulmak üzere mahkemenize arz edilmiştir.

Mahkemeniz 17.02.2012 tarih ve 2012/116 Değişik İş Kararınızın (1-B-ff) No?lu ARA KARARINA, İst. Özel Yetkili C.Baş Savcılığının takip ettiği işlem ve yöntem, mahkemenize verdiği cevap trajikomik olduğu kadar, görevi savsatmaz insan aklı ile de adeta alay etmektedir.

11 Haziran 2008 tarihinde Savcı Mehmet Ali Pekgüzel?e tanık olarak ifade veren Talip Doğan KARLIBEL ?Ancak ben kesin olarak ibraz etmiş olduğum telefon görüşmelerinin Raci oğlu Muzaffer TEKİN tarafından yapıldığını kesin olarak biliyorum. Çünkü o tarihte Muzaffer TEKİN?in ismi geçtiğinde ?TÜRKİYE TEMSİLCİLİĞİ? aracılığı ile kendisi teyid edilmiştir. Yaklaşık 600 sayfa telefon dinleme tutanakları mevcuttur. O kayıtları da istediğiniz taktirde Federal Savcılıktan talep ederseniz, elde edebilirsiniz? demektedir.

Ben 27 Ocak 2012 tarih 214.celse de mahkemeniz aracılığı ile, henüz iddianame mahkemeye sunulmadan savcılık makamı tarafından Talip Doğan KARLIBEL?in yukarıdaki ifadeleri araştırıldı mı, insan onuru ve hayatı ile ilgili böylesine önemli iddialar araştırılmadan iddianame eklerine nasıl konabilir düşüncem ile bu hususun netlik kazanmasını mahkemenizden talep ettim.

İst. Özel Yetkili C.Baş Savcılığından savcı Cihan KANSIZ imzalı 25.04.2012 tarihli cevabi yazı, kendisinin görev ve yetkisinde olan konunun Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü?ne havale edildiğinin kanıtıdır.

İlgili savcılığın ?Evet? veya ?Hayır? olarak vereceği cevap, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü?nün basından topladığı magazinel haberler, iddianame eklerindeki dosyalardan elde edilen evraklar, hatta adıma faaliyet gösteren siteden elde edilen bilgiler ile mahkemenizin kayıtlarını, mükerrer ve maddi olgu taşımayan evrak çöplüğüne dönüştürmüştür.

18.04.2012 tarihli Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü?nün, Şube müdürü Ömer Köse imzalı, İst. C.Baş Savcılığına gönderdiği yazıda, ?Talip Doğan KARLIBEL? in beyanları ile ilgili olarak yapılan çalışmalarda 2008/968 Esas No?lu iddianamesinin Ek Klasörlerinde yer alan belgelerde ve açık kaynaklarda şahsın ifadeleri dayanak gösterilerek Muzaffer TEKİN?in Alman İstihbaratı adına muhbirlik yaptığıyla ilgili bilgi ve belgeler ile 11.02.2003 ve 19.11.2003 tarihine ait olduğu iddia edilen telefon görüşmelerinin olduğu görülmüş olup başkaca bir bilgi ve belgeye rastlanılmamıştır.? denilmektedir.

Mahkemenizin kendisine sorduğu soruyu, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü?ne havale eden savcı Cihan KANSIZ polis raporlarını aynen mahkemenize iletmiş fakat Talip Doğan KARLIBEL ?in atf-ı cürümlerini ortaya çıkaran resmi yazışmaların tamamını yok saymıştır.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün lehime olan resmi yazışmaları görmezden gelmesinin mantığını anlayabilirim. Lakin Cumhuriyet Savcısının bunu yapmaya hakkı yoktur! Bunu kasıtlı yapmadı ise bu davaya ne kadar yabancı olduğu ortaya çıkar ki bununda taktirini sizlere bırakıyorum!

Şimdi mahkemenize TEM Şube Müdürlüğü?nün ve savcı Cihan KANSIZ?ın ?Başkaca bir yazışma ve evrak bulunmamaktadır? diyerek mahkemenize göndermekten imtina ettiği resmi belgeleri arz ediyorum.

Zaten ilgili makamlar zamanında bu evrakları görebilselerdi(!) daha önce arz ettiğim gibi Talip Doğan KARLIBEL bu mahkeme huzuruna çıkarılmadan ?Sahtecilik? ve ?İftira? suçlarından tutuklanırdı.

TEM Şube Müdürlüğü ile savcı Cihan KANSIZ?ın 13.Ağır Ceza Mahkemesinden gizlediği resmi yazışma evraklar;

1-     Federal Kriminal Dairesi (BKA) İstanbul İrtibat Bürosunun, Ankara KOM Daire Başkanlığı?na 12.09.2007 tarihinde göndermiş olduğu faks mesajı.

2-     İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü?nün İstanbul Cumhuriyet Baş Savcılığına 24.06.2008 tarih, Sayı: B.05.1.EGM.0.09.05.03 11113.16909-164127-111510, Konu: Bilgi Talebi Yazısı

3-     Berlin Büyükelçiliğinin T.C. Adalet Bakanlığı?na göndermiş olduğu, Tarih:08.02.2012 Sayı:164.10/511-91 (ERG) / 2012 / BERL / 964896 yazısı.

 

 

Saygılarımla

28 Mayıs 2012

Celse: 238

Muzaffer TEKİN

Share

Yorum yok

HRANT DİNK?İ KİM ÖLDÜRTTÜ ?

Değerli okuyucular, yıllardır varlığı henüz tespit edilemeyen bir örgüt aldatmacası ile topluma ?cambaz?a bak? yaptırılıyor.

Kendi iç organlarındaki kir?in farkında olanlar, bağırsaklarımızı temizliyoruz nidaları ile neredeyse doğal afetleri dahi iddia edilen örgüt?e fatura etme gayretiyle, siyasi geleceklerinin rant hesaplarını yaparlarken masum insanlara da ahlaki ve hukuki olmayan gerekçelerle saldırıyorlar.

Bu günlerde, menfur Danıştay saldırısını, Ümraniye soruşturmasına bağlanmasındaki sürecin aynısı Hrant Dink davasının mahkeme kararından sonra yaşanmaya başlanmıştır.

Aklıselim her insan ülkemizde yaşananları çok iyi analiz edebilmekte ?Asıl Örgüt?ün, ?Sanal Örgüt? yaratarak her türlü kirli plan ve eylemi ona fatura etme gayreti içinde olduğunu algılayabilmektedir.

Hukuk pozitif bir bilimdir, temenni, niyet, tasavvur, tahmin ile sonuca varmaz! Onun için geçerli olan ?maddi delillerdir?. Buna göre karar vermeyen yargıçlar büyük vebal altına girerler.

?Örgüt var ama delillere ulaşamadım? diyebilen bir hukukçunun, öncelikle kendi şahsını şaibe altında bırakacağını düşünmekteyim.

Hrant Dink davasının gerekçeli kararında yer alan şu ifadeler dikkat çekmektedir;

1-      Erhan Tuncel?in Yasin Hayal?e Hrant Dink?ten ve yazılanlardan bahsettiği ve cinayet fikrinden bahsettiği savunmalardan anlaşılmıştır.

2-      Erhan Tuncel, Yasin Hayal?e Dink?i ya istihbarattan aldığı görevle ?ya da tespit edemediğimiz?  azmettiricilerden almış olduğu görevle hedef gösterdi!

3-      Bu eylemde sanıkları seçen kişiler, yine sanıkları çok özel seçmişlerdir. Sanıklar genel olarak ?Türk-İslam düşüncesini? kendilerine rehber edinmiş, Alperen ocaklarına giden ya da geçmişte ocak?ta görev yapmış, yani organik bağı olan kişilerden seçilmişlerdir.

O halde şu soruların cevabını bilmek hakkımız değil midir?

1-      Savcı karar aşamasına gelinceye kadar örgüt?ten bahsetmez iken, karar duruşmasından önce Ergenekon örgütünün bu cinayetin arkasında olduğunu ifade etmiş, lakin somut delillere ulaşamadığını vurgulamıştır! Somut delil yok ise, savcıya Ergenekon örgütünü azmettirici ki, henüz Ergenekon diye bir örgüt?ün varlığı tespit edilememişken, bunu söyleten irade kimdir?

2-      Gerekçeli karardan, Erhan Tuncel?in Yasin Hayal?i azmettirdiği savunmalar baz alınarak kesin bir dille ifade edilmesine rağmen niçin hakkında beraat kararı verilmiştir?

3-      İstihbarat elemanlarının görevi eylemleri önlemek değimlidir? Yaklaşık bir yıl öncesinden Hrant Dink?in katledileceği nerede ise Trabzon?daki kahvelerde konuşulur iken Erhan Tuncel?in bağlı olduğu birimler niçin bu cinayeti engellememişlerdir?

Mahkeme, gerekçeli kararında Erhan Tuncel?in istihbarat organından aldığı görevle mi Hrant Dink?i hedef gösterdi tezini kuvvetlendirecek somut olgu, Dink?in öldürülmesi gerçeğidir. Yoksa yukarıda arz ettiğim gibi bu eylem mutlak önlenirdi.

4-      Mahkemenin diğer bir tez?i ise tespit edemediğimiz azmettiricilerden dolayımı Erhan Tuncel aldığı görevi Yasin Hayal?e iletti? Bu durumda Erhan Tuncel?in iki grup tarafından kullanılmış olduğu gerçeği akıllara gelir. 1.grup: Yasal güç, devletin istihbarat birimleri. 2.grup: Mahkemenin ulaşamadığı, ?azmettirici? olarak tanımladığı yasa dışı güç.

Böyle bir düşünce tarzı, Erhan Tuncel?in iki grup tarafından aynı gaye için aynı zaman diliminde görevlendirildiğini güçlendirir. Emniyet istihbarat birimlerinin Hrant Dink?in öldürüleceğini bildiği gibi, mahkemenin bulamadığı ve azmettirici olarak tanımladığı yasa dışı güçte Hrant Dink?in öldürüleceğini biliyor. Çünkü ortada Hrant Dink?in öldürülmesi için gerekli alt yapıyı yapan tek kişi var o da Erhan Tuncel. Tuncel?in, Hrant Dink?İ hedef gösterdi ifadesinin bana ait olmadığını, mahkemenin gerekçeli kararında  yer aldığının altını çizmek istiyorum.

Varlığı tespit edilemeyen bir örgüt, şayet Erhan Tuncel?i kullanmış ise Erhan Tuncel?in bu yasadışı yapıyı emniyet istihbarat birimlerine bildirmemesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Çünkü Tuncel?in öncelikle yasal güçlerin kontrolünde olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Bu durumda bilinmeyen azmettiriciler hem açığa çıkarılmamış, hem de Hrant Dink?in öldürülmesi engellenmemişse yasal ve yasal olmayan yapılanmaların eylem birliği içerisinde oldukları fikri güç kazanmaz mı? Böyle bir yapılanma, asıl örgüt dediğim ?Gladyo?dur.

Erhan Tuncel hüküm giymiş olsaydı, arkasında ki güçleri deşifre eder miydi? Acaba bunun önlenmesi için mi beraat kararı verildi diye düşünmeden edemiyorum. Zira (0) Sıfır delil ile insanlar yıllarca tutsak ediliyor iken, gerekçeli karar ile de azmettirici olduğu somutlaşan Erhan Tuncel?in özgürlüğüne kavuşturulmasını manidar buluyorum!

Kaos yaratmak amacıyla, Hrant Dink seçilmiş, ölümü bir takım odaklar tarafından planlı olarak teşvik görmüştür. Bu sonucu, kim ki yıllardır istismar ediyor, hedef saptırıyor, onları izleyerek asıl örgüt?e ulaşılabileceğini ısrarla vurguluyorum.

Saygılarımla

Muzaffer Tekin

25 Mart 2012 – Silivri

 

 

Share

Yorum yok

Talip Doğan Karlıbel adlı müfteriye Hannover’den tokat gibi yanıt !

Bilindiği üzere, Talip Doğan Karlıbel adlı müfteri Muzaffer Tekin hakkında çeşitli iddialar da bulunmuş ve bu iddialarını da  Alman devletinden elde ettiğini belirttiği sözde bir takım  resmi evraklarla ispatlamaya çalışmıştır. F tipi basın yayın organları da kapılarını ardına kadar bu şahıs’a açmış, yapmış oldukları programlarda hep birlikte haysiyet cellatlığına soyunarak Muzaffer Tekin aleyhinde  son derece ağır ithamlarda bulunmuşlardır. İddiaların sahibinin geçmişi ve söz konusu belgelerin doğruluğu araştırılmadan hadiseye mal bulmuş mağribi gibi atlayan misyon gazetecileri en ufak bir vicdani kaygı duymadan itibar infazlarını milyonlarca izleyici karşısında icra etmişlerdir.

Defalarca yapmış olduğumuz başvurular neticesinde, 13.Ağır Ceza Mahkemesinin talebi doğrultusunda Almanya, Hannover Savcılığı Karlıbel’in ileri sürdüğü iddia ve belgelere yanıt vermiş ve henüz tarafımıza ulaşmıştır.

Fazla sözü uzatmadan aşağıda Muzaffer Tekin’in konu ile mahkemede yaptığı konuşma ve söz konusu resmi belgeleri yayınlıyor, takdiri yüce Türk milletine bırakıyoruz.

13.Ağır Ceza Mahkeme Başkanlığına / Silivri

 

Sayın Başkanım, Değerli Üyeler;

Duruşmaların başladığı ilk günden bu güne kadar, bana kimse gerçek bir hukuk devletinde, değil terörist muamelesi yapmak, bir gün bile özgürlüğümü elimden alamaz diye haykırıyorum.

Ama ne yazık ki! 3,5 yılı bulan yargılama sürecinde de gözetime alınıp şüpheli yapıldığımız dönemlerde ki bir kısım siyasilerin, bir kısım bürokratların ve görevli medyada yazar çizer diye tanımlanan geçmişi ve bugünü karanlık kişilerin atf-ı cürümleri aynen devam etmiş, bu günlerde ise anlaşılmaz bir ivme kazanmıştır.

Malum medya organlarındaki ibret tablosu şudur; Savunmalarımız göz ardı edilerek menfur Danıştay saldırısının nihai kararı verilmiş ve bizlerinde infazları yapılmıştır!

O halde mahkemenizin işlevi nedir? Yaptığınız yargılama göstermelik ve bir anlam ifade etmiyor mu?

Yoksa sizlerde medya operasyonları ile özgürlükleri ellerinden alınıp, iddianame formatında yazdırılan kitaplar ile önceden haklarında sevk maddeleri yazılıp iddianamelerde de bire bir bunlara sadık kalınarak haklarında yıllardır kuvvetli suç şüphesi yaratılan insanları bugünlerde aynı merkezlerden gelen mesajlar ile mi suçlu ilan edip infaz kararlarını vermek niyetinde misiniz? Değilse, artık bunlara hadlerini bildiriniz!

Muzaffer Tekin gerçeğini beni tanıyanlar çok iyi biliyorlar. Hakkımda kuvvetli suç şüphesi oluşturmak adına görevlendirilenlerin gerçek kimliklerini de ben bu süreçte yaşayarak öğrendim.

Asıl örgüt görevlilerinin bizler hakkında yapmış oldukları yoğun bilgi kirliliğinden ne yazık ki bazı hukuk adamlarının da yanılgı içerisine itildiklerini, algılarında peşinen suçlu profilleri yaratıldığını düşünüyorum.

Savunma amaçlı sunum ve taleplerimde, kovuşturma süreci ve öncesi benim şeref ve onuruma ahlaksızca saldıranlara hiçbir hukuki yaptırım uygulanmadığı için ben bireysel mücadelemi veriyorum. Bu ajan provokatörler hakkındaki tespitlerimde hiç yanılmadığım bugün net olarak ortaya çıkmıştır!

Kendi meslektaşları dahi bunların gazeteci olarak anılmalarından utandıklarını sıkça dile getirirlerken rant paylaşım savaşında birbirine düşen kiralık kalemler seviyesiz tartışmalarında muhbirlik ve ajanlık ithamları ile kendi ipliklerini pazara çıkarmışlardır!

Namuslu, onurlu bir insanı ahlaksız ve iffetsiz olaylara malzeme yapamazsınız. Ama ar damarı çatlamış bir insanda onur, namus ve şeref gibi mevhumlar olmadığından onlar her türlü tertibin aracı olurlar. Hem de en kutsal değerler üzerine huzurda yemin ederler, gözünüzün içine baka baka yalan söylerler, iftira atarlar. Bundan da nebze olsun utanmazlar. Çünkü öyle bir duyguları kalmamıştır!

Bunun örneklerini bu mahkeme huzurunda yaşadık. Son örneği de Talip Doğan Karlıbel?dir. Tanık ifadesinden sonra da kanal kanal dolaşarak atf-ı cürümlerini halen sürdürmektedir. Karlıbel?in yalancı, sahte evrak düzenleyicisi ve iftiracı olduğu iddianame hazırlanmadan yapılan resmi yazışmalar ile somutlaşmasına rağmen hakkında yasal işlem yapılmaması, bir nevi dokunulmazlık zırhına büründürülmesi cüretkarlığını arttırmaktadır.

Yalan: Aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı söylenen sözdür.

İftira: Birine aslı olmayan bir suç yüklemedir. Hukuki yaptırımı olduğu gibi dinimizce de bir insan öldürmekten daha büyük vebali vardır.

Talip Doğan Karlıbel kadar, onu pazarlayanlarında hem hukuki hem de vicdani sorumluluklarının çok büyük olduğunu hatırlatmak isterim.

2007 yılında Karlıbel?e yazdırılan paçavra kitap ile şahsıma iğrenç iftiralar attırıldı. Asıl örgütün medya ayağında ki ajan provokatörleri ise bunları gazete ve dergilerinde doğruluğunu araştırma gereği duymadan büyük bir şehvetle yayınladılar. Zaten araştırmacı bir yazar veya gazeteci böyle bir ahlaksızlığın tarafı olmaz!

Talip Doğan Karlıbel?in 20 Ocak 2012 tarihli 210.celsedeki tanık sorgusunda, üye hakim Sedat Haşiloğlu Taraf ve Sabah gazetelerinde çıkan bu haberleri kendisine sorduğunda da utanmadan aynı iftiralarını yinelemiştir. Üye hakim Haşıloğlu?nun dava dosyasına vakıf olduğunu, konu ile ilgili yazışmalardan bu şahsın iftira attığını gayet iyi bildiğini, müfterinin atf-ı cürümlerinin bir kez daha tescil edilmesi adına sorgulama yaptığını düşünüyorum.

Tertip heyeti Talip Doğan Karlıbel?e 2007 de yazdırdığı kitap ile şahsımı itibarsızlaştırmak istemiş, bir örgüt yöneticisine uygun son derece kirli bir profil çizmeyi amaçlamış, lakin Alman resmi makamlarından gelen belgeler oyunlarını bozmuştur!

İnsan olma erdemini tadamayanların ahlaklı olmaları düşünülemez. Bunun içindir ki bu kez, sahte belgeler koltuğunun altına sıkıştırılan Talip Doğan Karlıbel  11 Haziran 2008 günü İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığına gönderilerek, şahsım ve aynı davada yargılandığımız bir kısım insanlar karalanmak istenmiştir.

Bu sahte belgeler iddianame hazırlanmadan basında, özellikle de ?Aktüel? isimli bir dergide ?Ergenekon?un Uyuşturucu Trafiğini Alman İstihbaratı Çözdü? başlığı ile yayınlanmış, içeriğinde kendi bulanık ve kirli geçmişlerine yakışacak iftiralar ile Muzaffer Tekin rencide edilmek istenmiş, iddianame eklerine konarak da bugüne kadar mahkemeniz meşgul edilmiştir.

Bu davanın görülmeye başlandığı ilk günlerde Sn. Savcı M. Ali Pekgüzel; ?Biz, soruşturma gizliliğine dikkat ettik demişlerdi? O halde, bu sahte evraklar ile size gelebilme cesareti gösteren Karlıbel ve onun arkasındakileri araştırırsanız, bunları basına sızdıranlara da, asıl örgüt?e de ulaşırsınız.

Benim, kendimden en küçük bir şüphem olmadığını sıkça ifade ediyorum. Mahkemenizin de Muzaffer Tekin hakkında en küçük bir şüphe duymaması adına ?İddia makamı, iddiasını ispat ile mükelleftir? kolaycılığına kaçmayarak, şahsım ile ilgili tüm iddiaların araştırılması için taleplerde bulunuyorum.

Talip Doğan Karlıbel?in müfteri olduğunun tescil?i için mahkemeniz vasıtası ile hakkımdaki atf-ı cürümlerin araştırılması maksadı ile yetkili Alman makamlarına 04 Ocak 2012 tarihinde göndermiş olduğunuz yazınızın cevabının 07 Mart 2012 tarihinde mahkemenize ulaştığını öğrenmiş bulunuyorum.

T.C. Adalet Bakanlığı, Almanya yetkili makamlarının göndermiş olduğu Almanca orijinal belgeler için ?Resmi olmayan tercüme? ibaresi ile şahsımı ilgilendiren hususta aşağıdaki bilgileri vermiştir;

?İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi ek talebinde yalnız Yılmaz Tavukçuoğlu ve Muzaffer Tekin arasındaki telefon konuşma kayıtlarının ve diğer belgelerin gönderilmesini talep ettiği için, talep yetkili Niedersachsen Eyalet Adalet Dairesine gönderilmiştir.

Talebin ve özellikle talebe ekli Niedersachsen Eyalet Kriminal Dairesinin 20 Kasım 2003 tarihli notunun incelenmesinde söz konusu notta bir ?Yanlışlık, tahrifat? olduğu tespit edilmiştir.

Yapılan incelemenin diğer ayrıntıları konusunda Hannover Savcılığının 15.09.2011 tarihli rapor suretine bakılabilir.

İstenilen evrak mevcut olmadığı için talep yerine getirilememiştir!… (Getirilememektedir)

Sayın heyet; sizce bu açıklama yeterlimi bilmiyorum. Orijinal Almanca metinlerin tamamını tercüme ettirip inceleyebildiniz mi?

Talip Doğan Karlıbel?in savcılık makamına sunduğu belgeler için ?yanlışlık?, ?tahrifat? ifadelerinin çok masum kalacağını düşündüğümden ve bu süreçte güven duygularım çok zedelendiğinden Noter yetkili, Yeminli Tercüme Bürosuna Almanya yetkili makamlarından gelen belgelerin Türkçe çevirisini yaptırttım. Netice beni yanıltmadı. Bunu şimdi dikkatinize sunuyorum;

1-Alman Federal Hukuk Müdürlüğünün, T.C. Büyükelçiliği Rungestr 9 10179 Berlin-Mitte adresine gönderdiği resmi yazı.

2- Hannover savcılığı (Yönetici Yüksek Savcılık) Aşağı Saksonya Adalet Bakanlığının, Federal Hukuk Bürosuna gönderdiği resmi yazı.

3-Aşağı Saksonya Eyalet Ağır Ceza Dairesinin Raporu.

Arz ettiğim resmi belgelerden anlaşılacağı üzere, Alman İstihbaratı, Olmayan Bir Örgüt?ün Uyuşturucu Trafiğini Çözmek Gibi Bir Gafletin İçerisinde Olmamıştır!

Fakat Almanya Adli Mercileri, maddi deliller ile asrın davası denilen lakin asrın en büyük komplosunun tanığı Talip Doğan Karlıbel?in, s…r ve müfteri olduğunu mahkemenize bildirmiştir.

İddianamenin birçok yerinde bu sahtekârın tanık ifadesi ile beni karalamak yanılgısına düşen iddia makamı, bu iddialarını vicdani ve mesleki sorumlulukları gereği çekmek mecburiyetindedir.

Sonuç ve Talebim

Talip Doğan Karlıbel hakkında 214.celsede yapmış olduğum talebim bu resmi yazı ile karşılanmış, Sn. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel?e sahte belge vermiş olduğu gibi huzurunuzda da iftira attığı tescil edilmiştir.

  • Yalan Tanıklık T.C.K. Md. 272
  • Yalan Yere Yemin Etme T.C.K. Md. 277
  • Resmi Belgede Sahtecilik T.C.K. Md. 204
  • Resmi Belgeyi Bozmak T.C.K. Md. 205
  • İftira T.C.K. Md. 276

Suçlarını işlediği resmi belgeler ile somutlaşan, Talip Doğan Karlıbel hakkında iddia makamı ve mahkemenizin gereğini yapmak, şahsi ve mesleki onurunuz olduğunu düşünüyorum.

Bugün ben her zaman ifade ettiğim gibi, yalnızca doğruyu ve gerçeği söylediğimi ispat etmiş olmanın huzur ve onurunu yaşıyorum.

Saygılarımla

Muzaffer Tekin

225.celse / 27 Nisan 2012

Ekler

Ek-1  Almanya Federal Hukuk Müdürlüğünün resmi yazısı

Ek-2  Aşağı Saksonya Adalet Bakanlığının resmi yazısı

Ek-3  Aşağı Saksonya Eyalet Ağır Ceza Dairesinin raporu

(Konuyla ilgili tüm detayları öğrenmek için lütfen aşağıdaki link’i tıklayın.)

https://www.muzaffertekin.com.tr/?page_id=709

Share

Yorum yok

Muzaffer Tekin 9 Mart 2012 (218.Celse) Konuşması

Share

Yorum yok

Bu Toprakları Vatan Yapan Şehitlerimizi Saygıyla Anıyoruz…

Share

Yorum yok

MUZAFFER TEKİN’DEN GAZETECİ ARSLAN TEKİN’E MEKTUP

Adamlar hem ‘tutuklu’, hem en bariz ‘tetikçi’?!

?Ergenekon? kilit kavram. Eskiden ?irtica? kilit kavramdı.
Bu köşede kaç defa sormuşumdur:
?Allah rızası için biri çıksın şu ?irtica? ne manaya geliyor, kimler mürtecidir, bir açıklasın.?
Şimdi ?irtica? gitti, ?Ergenekon? geldi.
Yine soruyorum:
?Allah rızası için biri çıksın şu ?Ergenekon? ne manaya geliyor, kimler Ergenekoncudur, bir açıklasın.?
Aşağıdaki bir prototip yazı… Kimin kaleminden çıktığı mühim değil; belli kesimler, kendilerini ?hâkim güç? gördükleri için istedikleri gibi kavramları eğip büküyorlar ve ?suç? yelpazesini alabildiğine genişletiyorlar:
?Ergenekon dediğimiz yapı ve amaçları tahminlerin de ötesinde, tıpkı bir ahtapot gibi fikirler üzerinden de tahakkümünü sürdürmek istiyor. Veli Küçük gibi, Muzaffer Tekin gibi en bariz tetikçi ve azmettiricileri deşifre etmek kolay. İşin zor kısmı bundan sonrası. Darbecilerden basın kahramanı yaratmaktan tutun, ülke totaliterleşiyor demeye kadar esen bu Post-Ergenekon süreci çok daha sinsi ve deşifresi zor. Üstelik Batı üzerinde de etkili. O nedenle daha yolun başındayız ve bu sinsiliğe karşı uyanık olmazsak her şey eskiye dönebilir…?
Veli Küçük ve Muzaffer Tekin…. ?En bariz tetikçi ve azmettiriciler?…
Bu iki zat beş yıldır tutuklu… Dikkat: ?Mahkûm? değil ?tutuklu?… Demek ki suç sabitleşmemiş.
Yazıda iki isim verildiği için bunları örnek aldım. (İkisini de tanımam. M. Tekin?le akrabalığım yoktur!) Yüzlerce insan içeride… Suçlarının ne olduğunu bilmeden yatıyorlar.
Eskiden evde toplanıp kitap okuyanlar ?irticacı? diye derdest edilirlerdi. Şimdi, dost meclislerinde ?Ne olacak bu memleketin hâli?? diyenler ?Ergenekoncu?…
Bu işleri takip eden bir hukukçu lütfen bana izah etsin. İsimleri verilerek iki kişi ?en bariz tetikçi ve azmettirici? ilân edilmiş. Bu tür yazıyı okuyanlar, haberleri dinleyenler, yalanlanmadıysa ?doğrudur? mantığıyla, bunlara ?katil? gözüyle bakmazlar mı?!
?Tutuklu? olan; ?katil?, ?azmettirici? gibi sıfatlarla suçlanabilirler mi? Kanunlar cevaz veriyor mu?
Bunlar veya başkaları… Gerçekten suçları varsa çeksinler cezalarını ama adamlar tutuklu be kardeşim! Ortada kesinleşmiş bir şey yok.
Bence bu kişiler hakkında iddia hazırlayan savcılar duruma müdahale etmelidir. Hak, hukuk bunu gerektirmez mi?
Sözlerim, sadece ?Ergenekoncu? denenler için değil; KCK?dan, Balyoz?dan, daha başka ?mücerret? suçlamalardan tutuklananlar için de geçerlidir.
İsimleri ?bâriz? verildiği için, bu iki kişiyi örnek aldım.
(Bâriz: Çok belirgin, aşikâr, açık anlamınadır. Yukarıdaki yazıyı yazanın da kelimeye vâkıf olarak kullandığını düşünmüyorum. Bu sıra moda bir kelime; bir dizi filmden dolayı!)

***

?Ergenekon? diye bir örgütün olmadığını belirtmek için CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ?Nerede, gösterin bana gideyim üye olayım? demiş, Başbakan Recep T. Erdoğan şu cevabı vermişti:
?Git Danıştay?ın 2. Dairesi?ne orada gör. Diyarbakır?ın karanlık sokaklarına git, bir gece vakti ensesine kurşun sıkılanların izinde aradığını bulursun. Çorum?a git, Sivas?a git, Kahramanmaraş?a git, Gazi Mahallesi?ne git, kanlı 1 Mayıs?ın yaşandığı Taksim?e git oralarda aradığının izlerini bulursun. Orada zaten onların üye kayıt büroları var. Hemen orada seni kaydederler. Hiç birini yapamıyorsan Dersim?e git. Benim oradaki kardeşlerime sor, akrabalarına sor onlar sana anlatırlar. Eski genel başkan avukattı, yeni genel başkan işi üyeliğe kadar götürdü. Anamuhalefet partisinin genel başkanının bir örgüte üye olma arzusu karşısında vatana, millete hayırlı olsun diyemiyorum. Çetelere, mafyaya, karanlık süç örgütlerine hayırlı olsun diyorum.? (A.A., 16 Şubat 2011)
Başbakan ?Ergenekon? u tarif mi etti, yoksa o da ?Ergenekon yoktur? demek mi istedi kestiremedim!
Eskilerden ?irtica? tarif edilirken çok geniş bir daire çizilir, içine ne atarsan giderdi.
?Ergenekon? tarif edilirken de geniş bir daire çiziliyor, içine, işine gelmeyen her şeyi atabiliyorsun. ?İrtica? ithamıyla, ?Ergenekon? ithamı arasında en ?bâriz? fark, ?irtica? ithamcıları adamları hapse atıp senelerce tutmazlardı…
Ya neo-ithamcılar?
Allah korusun!

10 Şubat 2012 / Arslan Tekin / Yeniçağ

 

?Ergenekon?dan tutuklu Muzaffer Tekin?in mektubu

Muzaffer Tekin, ?Ergenekon? davasından beş yıldır tutuklu.   Hüküm giymediği için ?masum? kabul edeceğiz.
Mesele ?Ergenekon? olunca bir ?cephe? yaylım ateşi açıyor. Sevmediğiniz, suçlu olduğuna inandığınız insanlar için savcının eline delil olabilecek ne bulursanız verin, hepimiz verelim ama mesnetsiz ateş etmeyin! Benim başından beri söylediğim budur. (Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan bile buna isyan etmiştir!)
En ağır olanı ?Ergenekon? davasından yatanların kişilikleri üzerinde bile çok ağır sözler söylenmesi… Bu satırların yazarı, bütün deliller ?câni? olduğunu gösterdiği hâlde Abdullah Öcalan?a ?câni? dahi dememiştir. Tabiî, ?birisi? gibi, ?kelle alan? deyip şehitlerimizin kemiklerini de sızlatmadım!
(Elimde Şemdin Sakık?ın Togan Yayınları?ndan çıkan ?İmralı?da Bir Tiran Abdullah Öcalan? adlı kitabı var; okuyup bitirdim. A. Öcalan?ın ayağının türabı Sırrı Sakık?ın anne ayrı, aynı yaştaki kardeşi Şemdin, A. Öcalan?a câniliğin ötesinde sıfatlar veriyor! Kitap üzerinde sonra duracağım ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan?ın ?Öcalan çözümlemeleri?yle kıyaslayacağım!)
Mahkeme, ?Ergenekon?dan tutulanların cezasını vermediği hâlde, adamların adını yeryüzünden sildiler neredeyse!

***

Muzaffer Tekin, mektubunu 10 Şubat 2012 günü çıkan (yukarıda ki) yazım üzerine gönderdiğini belirtiyor. Ne demiştim o yazıda:
?Bu köşede kaç defa sormuşumdur:
?Allah rızası için biri çıksın şu ?irtica?ne manaya geliyor, kimler mürtecidir, bir açıklasın.?
Şimdi ?irtica? gitti, ?Ergenekon? geldi.
Yine soruyorum:
?Allah rızası için biri çıksın şu ?Ergenekon? ne manaya geliyor, kimler Ergenekoncudur, bir açıklasın.?
Aşağıdaki bir prototip yazı… Kimin kaleminden çıktığı mühim değil; belli kesimler, kendilerini ?hâkim güç? gördükleri için istedikleri gibi kavramları eğip büküyorlar ve ?suç? yelpazesini alabildiğine genişletiyorlar:
?Ergenekon dediğimiz yapı ve amaçları tahminlerin de ötesinde, tıpkı bir ahtapot gibi fikirler üzerinden de tahakkümünü sürdürmek istiyor. Veli Küçük gibi, Muzaffer Tekin gibi en bariz tetikçi ve azmettiricileri deşifre etmek kolay. İşin zor kısmı bundan sonrası. Darbecilerden basın kahramanı yaratmaktan tutun, ülke totaliterleşiyor demeye kadar esen bu Post-Ergenekon süreci çok daha sinsi ve deşifresi zor. Üstelik Batı üzerinde de etkili. O nedenle daha yolun başındayız ve bu sinsiliğe karşı uyanık olmazsak her şey eskiye dönebilir…

***

Burada Muzaffer Tekin?e cevap hakkı doğmuştur. Mektup uzun, ana noktaları vereceğim. Ekte belgeler de göndermiş. Ancak onlar savcıların ve avukatların işi. Biz okur, bir fikir ediniriz.
M. Tekin diyor ki:
?Özellikle adına Ergenekon denilen soruşturma ve kovuşturma sürecinde, sadece düşman operasyonlarını desteklemek için faaliyete geçen görsel ve yazılı medyalar göz önüne alındığında, görevleri, ellerindeki kirli kalemleri ile insan onurlarını çalmak ve peşinen suçlu ilan etmek olan, gazeteci kılığındaki gladyonun ajan provokatörlerinin mantar gibi çoğaldıkları bir ortamda, azınlıkta kalan, sizler gibi, gerçekten gazetecilik görevi ifa edenlerin varlığını görmek, bu zor günlerimizin en büyük tesellisi
oluyor.
Sayın Tekin, ilk günden itibaren, Ergenekon adı verilen bir örgütün varlığına katiyen inanmıyorum. Böyle bir örgütün varlığında, hem kendime olan inancımı kaybeder, hem de kendimi inkâr etmiş olurum..
Soruşturma ve kovuşturma döneminde ?ERGENEKON? ismi bilinçli olarak seçilmiş, Türk?ün şanlı destanının adı psikolojik savaş aracı olarak kullanılmakla da, tertibin nihai amacının TÜRK DEVLETİNİ hedef aldığının işareti de verilmiştir. (…) Sizin ismini vermeden eleştirdiğiniz, gazeteci kılığındaki kişi, gerçekte, gladyonun medya yapılanmasındaki görevlisidir. Masum insanları itibarsızlaştırma ve yargısız infaz vazifesini yerine getirmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti?nde, namuslu hiçbir insan, Muzaffer Tekin?e ?TETİKÇİ?, AZMETTİRİCİ?, ?TERÖRİST? yaftası yapıştıramaz. Bunları telaffuz edenler, Yunan ordusunu Halife ordusu diye karşılayıp evlerinde gönüllü misafir edenlerin torunlarıdır.
Düşman operasyonunun unsuru olduklarını, WikiLeaks belgelerindeki şu ifadeden anlamak mümkün; ?Türkiye?de ULUSAL DALGANIN yükseldiği ve milliyetçi kesimlerin içinde bulunduğu hareketin kilit ismi VELİ KÜÇÜK olduğu bilgisi.?
Yukarıdaki ifadeler, yıllardır özgürlüğümüzün neden gasp edildiğini ve ahlâkî, hukukî olmayan saldırılara [neden] maruz kaldığımızı açıklamaya yeter. Oslo protokolü ise bizlerin masumiyeti ile haklılığımızın tescilidir. (…)
Hassasiyetinizden dolayı şükranlarımı ve
saygılarımı sunuyorum.?

Muzaffer TEKİN / Silivri Cezaevi

28 Şubat 2012 / Arslan Tekin / Yeniçağ

 

Share

Yorum yok

Oğuzhan Asiltürk: Bazı Harbiyelilerden daha Harbiyeli

Oğuzhan Asiltürk, Milli Görüş siyasetinin en öndeki isimlerinin başında gelmektedir. Türk kamuoyu Oğuzhan Asiltürk?ü ilk kez 1974?de kurulan CHP-MSP koalisyon hükümeti sırasında bakan olarak tanımıştır. O günden bugüne Asiltürk, Türk siyasetinde ve Milli Görüş çizgisinde hem önemli ve belirleyici ancak tercihi düşük profilli bir aktör olmayı tercih etmiştir. Gerçi Milli Görüş hareketi içinde Erbakan?a vekaleten veya ondan sonra hiç genel başkan olmamış, genel başkanlık iddiasında bulunmamıştır ancak tartışılmaz bir ağırlığı olmuştur. Bugün de o tartışılmaz ağırlık devam etmektedir.
Birkaç gün önce Oğuzhan Asiltürk Habertürk televizyonunda Balçiçek İlter?in programına çıktı. Bu programa neden olan şey Oğuzhan Asiltürk?ün ?Ergenekon ile Türk Ordusunda anti-Amerikancı milliyetçi subaylar tasfiye ediliyor? açıklaması idi. Bazı çevrelerde tartışma yaratan ve Oğuzhan Asiltürk?e saldırılarda bulunulmasına neden olan bu açıklamaya anlaşılan ?açıklık? getirmesi için Balçiçek İlter, Asiltürk?ü davet etmişti.
Bir politikacının Milli Görüş siyasetinin önde gelen bir ismi olması TSK ile arasının iyi olmaması için başlı başına bir nedendir. 12 Eylül ve 28 Şubat?ta Milli Görüş geleneği TSK?dan ağır darbe yemiştir. Oğuzhan Asiltürk programda hayatından anekdotlar anlattı. 12 Eylül sonrasında askeri hapishanede yatarken, bir gözünde olan % 20 görme kaybının engellenebilmesi için ilaç kullanıyormuş. Ancak askeri hapishanenin kurallarına göre Asiltürk?ün kullandığı ilacın içinde bulunan bir maddeyi içeren ilaçların kullanılması yasakmış. Asiltürk çok ısrar etmesine ve ailesi ilacı getirmesine rağmen kullanmasına izin verilmemiş. Asiltürk hapishaneden çıkarken bir gözünde görme kaybı % 80?e çıkmış. Pratikte bir gözünün kör olduğunu söyleyebilirsiniz. Askerde çavuşundan tokat yinenin demokrasi kahramanı ve ordu düşmanı olduğu bir dönemde askeri müdahalelerden siyasi ve kişisel anlamda zarar görmüş bir siyasetçi olarak Oğuzhan Asiltürk?ün Ergenekon davası ile ilgili tespiti önemlidir.
Asiltürk şöyle demektedir: AKP hükümetine karşı darbe yapmakla suçlanarak tutuklanan subaylar vatansever ve milliyetçi oldukları ve ABD?nin önümüzdeki günlerde İran?ı işgaline karşı çıkacakları için Ergenekon operasyonlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri içinde vatansever askerlere karşı komplo kurulmuştur. Asiltürk programda son sözleri olarak ?Ergenekon, altını çizerek söylüyorum Türk ordusunda TSK içinde Amerikan karşıtlarının tasfiyesidir. Nokta ve bir de ünlem koyuyorum. Başka bir şey değildir. Çünkü aynı olaylar içinde şu anda Silahlı Kuvvetlerin içerisinde bir kısım insanlar var. Ama Amerikan karşıtlarını alıp ortadan kaldırmak isteniyor. Sebebi de Amerika?nın İran?a olası müdahalesinde orduyu kendi istedikleri hale getirmektir. Ama şerefli Türk Ordusu oyuna gelmez diye düşünüyorum? demiştir.
Oğuzhan Asiltürk?ün bu sözlerinin bir çok açıdan önemi vardır. Herşeyi bir tarafa bırakalım, TSK?da bu kadar general, amiral ve üst rütbeli subay tutuklanırken, NATO ve ABD?den ?Ne oluyor? Acaba bilgi alabilir miyiz?? sorusunun dahi gelmemesi bence çok açıklayıcıdır. Asiltürk?ün bu açıklamasından sonra ona saldıranlar, ?Ergenekon operasyonu bir NATO-ABD kararının uygulanmasıdır? diye yazan Hasan Cemal, Prof. Dr. İhsan Dağı, Yasemin Çongar, Ergun Babahan, Bülent Orakoğlu, Ali H. Arslan aynı tespiti yaptıklarında neden susmuşlar hatta alkışlamışlardır.
Bence Oğuzhan Asiltürk?ün bu duruşunun bir başka önemi de son yıllarda Harp Okulu ve Harp Akademisinden mezun oldukları halde iktidarın parti okulundan mezun olmuş gibi televizyonlarda konuşan ?eski? Harbiyelilerden daha Harbiyeli olduğunu göstermesidir. Ne de olsa Asiltürk, 2220 sene önce Türk Ordusu?nu kurumsallaştıran Oğuzhan?ın ismini taşıyor.
Öte yandan herhalde 28 Şubat rezaleti ile Türk milleti ve Türk Ordusu arasında güven ve sadakat krizine neden olduktan sonra iktidara danışmanlık hizmeti sunanlar Oğuzhan Asiltürk?ün kendilerinin gösteremediği bu duruşu karşısında utanmışlardır. Utanmaları da lazımdır. Oğuzhan Asiltürk?e sağlıklı, mutlu ve bugüne kadar olduğu gibi mücadele dolu bir hayat diliyorum.

Ümit Özdağ
Yeniçağ Gazetesi / 16 Şubat 2012

Share

Yorum yok

MEDCEZİR PROGRAMI & Av.Zeynep KÜÇÜK

Malum, ülkemiz basını tarihinin en karanlık dönemini yaşıyor. Aklınıza hemen tutuklu gazeteciler gelmesin, o ileri demokrasinin ayrı bir cilvesi. Kastım dışarıdaki gazeteciler. Televizyonu, gazeteyi her açtığımızda karşımıza çıkan “Misyon gazetecileri”, her koşulda siyasal erk?i destekleyen iktidar sözcüleri.

İktidar?ın rengi hiç önemli değil, bugün bu iktidarın, yarın başkasının…

Nagehan Alçı ve Rasim Ozan Kütahyalı çifti bu anlamda gösterdikleri performansla hem ideal çift hem de ideal tip olarak mümtaz basınımızın alâmetifarikası. Katıldıkları televizyon programlarında psikolojik savaşın tüm unsurlarını kullanarak, kişiler hakkında, iddiadan öteye gitmeyen isnatlarda bulunarak toplumun zihnini bulandırmaktan öte başkaca da bir kerametleri bulunmamakta. Kendilerinin çaldığı, kendilerinin söylediği programlarda neredeyse haftanın her günü vazifelerini ifa ederken, hedefte hep Cumhuriyet, TSK, Atatürk ve iktidar muhalifleri vardır. Tartışmalarda daima karşılarına çıkarılan tipler özenle seçilerek, yapılan gri propagandanın etkili olması amaçlanır. Fakat kazara sağlam bir kayaya çarptıkları zamanda bunlar kadar çabuk dönüş yapan yoktur. İzleyicinin dahi yüzünün kızardığı anlarda sunucu devreye girer hemen farklı bir konuya atlanır, ama dün bu böyle olmadı!

Beyaz TV de yayınlanan ve sunuculuğunu Latif Şimşek?in yaptığı Medcezir adlı programa katılan Av. Zeynep Küçük, Nagehan Alçı ve Talip Doğan Karlıbel?in, babası ve aynı zamanda müvekkili Veli Küçük hakkındaki iddialarına verdiği cevaplarla her ikisinin de tabiri caizse ipliğini pazara çıkarttı.

Veli Küçük’ün Almanya?da yayınlanan bir gazeteye verdiği röportajda “Türkiye de darbe yapılmalı, artık zamanı gelmiştir” şeklinde açıklamada bulunduğunu iddia eden Karlıbel, bu iddiasını gazetenin internet çıktısını göstererek ispatlamaya çalışsa da, Zeynep Küçük ortaya koyduğu delillerle Veli Küçük?ün söz konusu röportajda böyle bir ifade kullanmadığını izleyicilerin önünde ispat etti. Ardından yine Karlıbel?in bir takım banka dekontlarını çıkartarak Veli Küçük?e Almanya?dan para yardımı geldiği iddiası ise yine belgelerin orijinal olmadığı, internet çıktısı oldukları anlaşılınca söz konusu iddianın da bir kalpazanlık mahsulü olduğu gerçeğini gözler önüne serdi.

Programdan önce, sosyal paylaşım sitelerinde Zeynep Küçük ile restleşeceğim önüne şok belgeler koyacağım şeklinde iddialı mesajlar yazan Talip Doğan Karlıbel, Zeynep Küçük?ün söz konusu gazetenin orijinal nüshasını kendisinden talep etmesi üzerine türlü bahaneler ileri sürerek programın sunucusunu dahi çileden çıkarttı.

Talip Doğan Karlıbel’in geçmiş icraatları da hatırlanacak olursa, bu gazete kupürünün de kendi imalatı olduğu anlaşılacaktır. En son şike davasıyla gündeme gelen Karlıbel ürettiği sahte belgelerle kamuoyunca tanınmaktadır.

Nagehan Alçı’nın, Hrant Dink suikastının arkasında Veli Küçük olduğu yönündeki iddialarına yönelik tek bir delil sunamaması ve hararetle ileri sürdüğü bu mesnetsiz iddiayı bir takım dedikodulara dayandırması da kendisini Zeynep Küçük karşısında çaresiz bıraktı. Sözde Veli Küçük Hrant Dink’i arayıp tehdit etmiş, gazetenin önüne gidip beklemiş ve saire ve saire. Bunların hepsinin hayal mahsulü dedikodular olduğu kamuoyunun gözünden eminim kaçmamıştır!

İşin en acı tarafı “Cambaz ipte” denilerek olayın başından beri Hrant Dink suikastının faili olarak Veli Küçük hedef gösterilerek perdelenmesidir. Zeynep hanımın da işaret ettiği bu husus, umarız bir gün dikkate alınır da olayın arkasındaki güç ortaya çıkar.

Nagehan Alçı?nın bir başka iddiası da Veli Küçük’ün Alparslan Arslan ile birlikte aynı karede yer aldığı fotoğraf oldu. Zeynep Küçük söz konusu fotoğrafın Stockholm de çekildiğini ve şahsın Alparslan Arslan olmadığının sadece fiziki benzerliğinin bulunduğunun resmi kurumlarca yapılan teknik incelemelerde ispatlandığını açıklaması da bu iddiayı geçersiz kılmıştır. Bu iddianın uzun zaman önce Ergenekon mahkemesi tarafından açıklığa kavuşturulmuş olmasına rağmen hala gündeme getirilmesi yapılan gri propagandanın bir gereğidir. Amaç zihinlerde şüphe yaratmak!

Zeynep Küçük?ün karşısında iddiaları birer birer çöken Nagehan Alçı, bu seferde Muzaffer Tekin’in Veli Küçük’ün elini öperken çekilmiş olan fotoğrafı gündeme getirerek, kendince bir örgütsel hiyerarşi ortaya koyma gayreti içerisine girince, ekranlarda döndüre döndüre yayınlanan o meşhur fotoğrafın hikâyesini Zeynep Küçük açıklama zaruretinde bulundu. Olayın aslı şöyle;

Veli Küçük ile birlikte görev yapan Albay S.Ö. Muzaffer Tekin’in Kuleli Askeri Lisesinden sınıf arkadaşıdır ve ilerleyen yıllarda da dostlukları devam etmiştir. Bir sohbetlerinde Veli Küçük den bahis açılır ve S.Ö. birlikte çalıştıklarını operasyonlarda birlikte olduklarını ifade ederek Veli Küçük’ün, askerinin önünde giden son derece kararlı ve cesaret sahibi kahraman bir subay olduğunu anlatır. O tarihte Veli Küçük’ü tanımayan Muzaffer Tekin anlatılanlardan sonra, Veli Küçük’ü ilk gördüğüm yerde elini öpeceğim şeklinde ifadede bulunur.

Muzaffer Tekin’i yakın tanıyan birisi olarak sayın Zeynep Küçük?ün yukarıdaki ifadesinin tümüne şahitlik ederim. Muzaffer Tekin, devletine ve bağrından çıktığı TSK ya son derece sadakatle bağlı emekli bir subaydır. Onun için devletin bekası her şeyin üstündedir ve bu duygu, benliğinin tüm zerresine nüfuz etmiştir. Onu tanıyanlar bu gerçeği iyi bilirler. Dolayısıyla vatanın bölünmez bütünlüğü için mücadele etmiş insanlar onun için herkesin önündedir ve arkadaşının şahitliğiyle Veli Küçük de bunlardan birisidir. Bu duygularla kendi kendine söz vermiş ve Veli Küçük’ü ilk gördüğü yerde müsaade isteyerek elini öpmüştür. O fotoğraf, Muzaffer Tekin’in yüreğinde yanan vatan aşkının dışarıya yansıyan bir tezahürüdür.

Neyse düne dönelim!

Maddi dayanaktan yoksun iddiaları Zeynep Hanım tarafından bir bir çürütülen Nagehan Alçı?nın ekranda yüzüne vuran gergin ruh hali dikkat çekiciydi. Programın ilerleyen dakikalarında telefonla yayına bağlanan Hrant Dink’in kardeşi Orhan Dink ve Tomris Özden?in de iddialarına yönelik somut bir katkı sağlayamaması çaresizliğini daha da artırdı. Veli Küçük ile yeraltı dünyasından  bir takım isimleri ilişkilendirme gayreti de yine iddiadan öteye gitmedi. Zeynep Küçük bu ilişkilerle ilgili iddialar için dinlenen gizli tanık “Kıskaç” ın mahkemede verdiği ifadenin tamamen yalan olduğunun delillerle ispatlı olduğunu dile getirdi.  Nagehan Alçı en iyi bildiği şey olan demagojik üslubuyla da karşısındaki tartışmacının insicamını bozamayınca programın sonuna kadar, bozulan psikolojisinin bir tezahürü olsa gerek, telefonuyla oynayarak gergin bir görüntü sergiledi.

Meydanı boş bulduğunda atıp tutan, kanal kanal dolaşıp insanların, kurumların şerefine onuruna dil uzatan Nagehan Alçı, muhataba cevap hakkı verildiğinde mesnetsiz iddialarının kurbanı oldu. Zahmet edip 1.Ergenekon Duruşmalarını izlemeye gitmiş olsaydı yargılama safahatına bütünüyle hâkim olan Av. Zeynep Küçük?ün karşısına milyonlarca izleyici önünde zaten çıkmazdı!

Demek ki neymiş; Rezil olmamak için ya vicdanlı olacaksın! Ya da tembel olmayacaksın!

Şaka bir tarafa, en büyük gücün haklılık olduğunu dün bir kez daha gördük!

İftiraların sahibi için en kötü yanı, er-geç ortaya çıkmalarıdır. Dün bunu da izledik!

Kürşat Rüstemoğlu / 10.02.2012

Share

Yorum yok