Genel kategorisi arşivi

MUZAFFER TEKİN’DEN GAZETECİ ARSLAN TEKİN’E MEKTUP

Adamlar hem ‘tutuklu’, hem en bariz ‘tetikçi’?!

?Ergenekon? kilit kavram. Eskiden ?irtica? kilit kavramdı.
Bu köşede kaç defa sormuşumdur:
?Allah rızası için biri çıksın şu ?irtica? ne manaya geliyor, kimler mürtecidir, bir açıklasın.?
Şimdi ?irtica? gitti, ?Ergenekon? geldi.
Yine soruyorum:
?Allah rızası için biri çıksın şu ?Ergenekon? ne manaya geliyor, kimler Ergenekoncudur, bir açıklasın.?
Aşağıdaki bir prototip yazı… Kimin kaleminden çıktığı mühim değil; belli kesimler, kendilerini ?hâkim güç? gördükleri için istedikleri gibi kavramları eğip büküyorlar ve ?suç? yelpazesini alabildiğine genişletiyorlar:
?Ergenekon dediğimiz yapı ve amaçları tahminlerin de ötesinde, tıpkı bir ahtapot gibi fikirler üzerinden de tahakkümünü sürdürmek istiyor. Veli Küçük gibi, Muzaffer Tekin gibi en bariz tetikçi ve azmettiricileri deşifre etmek kolay. İşin zor kısmı bundan sonrası. Darbecilerden basın kahramanı yaratmaktan tutun, ülke totaliterleşiyor demeye kadar esen bu Post-Ergenekon süreci çok daha sinsi ve deşifresi zor. Üstelik Batı üzerinde de etkili. O nedenle daha yolun başındayız ve bu sinsiliğe karşı uyanık olmazsak her şey eskiye dönebilir…?
Veli Küçük ve Muzaffer Tekin…. ?En bariz tetikçi ve azmettiriciler?…
Bu iki zat beş yıldır tutuklu… Dikkat: ?Mahkûm? değil ?tutuklu?… Demek ki suç sabitleşmemiş.
Yazıda iki isim verildiği için bunları örnek aldım. (İkisini de tanımam. M. Tekin?le akrabalığım yoktur!) Yüzlerce insan içeride… Suçlarının ne olduğunu bilmeden yatıyorlar.
Eskiden evde toplanıp kitap okuyanlar ?irticacı? diye derdest edilirlerdi. Şimdi, dost meclislerinde ?Ne olacak bu memleketin hâli?? diyenler ?Ergenekoncu?…
Bu işleri takip eden bir hukukçu lütfen bana izah etsin. İsimleri verilerek iki kişi ?en bariz tetikçi ve azmettirici? ilân edilmiş. Bu tür yazıyı okuyanlar, haberleri dinleyenler, yalanlanmadıysa ?doğrudur? mantığıyla, bunlara ?katil? gözüyle bakmazlar mı?!
?Tutuklu? olan; ?katil?, ?azmettirici? gibi sıfatlarla suçlanabilirler mi? Kanunlar cevaz veriyor mu?
Bunlar veya başkaları… Gerçekten suçları varsa çeksinler cezalarını ama adamlar tutuklu be kardeşim! Ortada kesinleşmiş bir şey yok.
Bence bu kişiler hakkında iddia hazırlayan savcılar duruma müdahale etmelidir. Hak, hukuk bunu gerektirmez mi?
Sözlerim, sadece ?Ergenekoncu? denenler için değil; KCK?dan, Balyoz?dan, daha başka ?mücerret? suçlamalardan tutuklananlar için de geçerlidir.
İsimleri ?bâriz? verildiği için, bu iki kişiyi örnek aldım.
(Bâriz: Çok belirgin, aşikâr, açık anlamınadır. Yukarıdaki yazıyı yazanın da kelimeye vâkıf olarak kullandığını düşünmüyorum. Bu sıra moda bir kelime; bir dizi filmden dolayı!)

***

?Ergenekon? diye bir örgütün olmadığını belirtmek için CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ?Nerede, gösterin bana gideyim üye olayım? demiş, Başbakan Recep T. Erdoğan şu cevabı vermişti:
?Git Danıştay?ın 2. Dairesi?ne orada gör. Diyarbakır?ın karanlık sokaklarına git, bir gece vakti ensesine kurşun sıkılanların izinde aradığını bulursun. Çorum?a git, Sivas?a git, Kahramanmaraş?a git, Gazi Mahallesi?ne git, kanlı 1 Mayıs?ın yaşandığı Taksim?e git oralarda aradığının izlerini bulursun. Orada zaten onların üye kayıt büroları var. Hemen orada seni kaydederler. Hiç birini yapamıyorsan Dersim?e git. Benim oradaki kardeşlerime sor, akrabalarına sor onlar sana anlatırlar. Eski genel başkan avukattı, yeni genel başkan işi üyeliğe kadar götürdü. Anamuhalefet partisinin genel başkanının bir örgüte üye olma arzusu karşısında vatana, millete hayırlı olsun diyemiyorum. Çetelere, mafyaya, karanlık süç örgütlerine hayırlı olsun diyorum.? (A.A., 16 Şubat 2011)
Başbakan ?Ergenekon? u tarif mi etti, yoksa o da ?Ergenekon yoktur? demek mi istedi kestiremedim!
Eskilerden ?irtica? tarif edilirken çok geniş bir daire çizilir, içine ne atarsan giderdi.
?Ergenekon? tarif edilirken de geniş bir daire çiziliyor, içine, işine gelmeyen her şeyi atabiliyorsun. ?İrtica? ithamıyla, ?Ergenekon? ithamı arasında en ?bâriz? fark, ?irtica? ithamcıları adamları hapse atıp senelerce tutmazlardı…
Ya neo-ithamcılar?
Allah korusun!

10 Şubat 2012 / Arslan Tekin / Yeniçağ

 

?Ergenekon?dan tutuklu Muzaffer Tekin?in mektubu

Muzaffer Tekin, ?Ergenekon? davasından beş yıldır tutuklu.   Hüküm giymediği için ?masum? kabul edeceğiz.
Mesele ?Ergenekon? olunca bir ?cephe? yaylım ateşi açıyor. Sevmediğiniz, suçlu olduğuna inandığınız insanlar için savcının eline delil olabilecek ne bulursanız verin, hepimiz verelim ama mesnetsiz ateş etmeyin! Benim başından beri söylediğim budur. (Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan bile buna isyan etmiştir!)
En ağır olanı ?Ergenekon? davasından yatanların kişilikleri üzerinde bile çok ağır sözler söylenmesi… Bu satırların yazarı, bütün deliller ?câni? olduğunu gösterdiği hâlde Abdullah Öcalan?a ?câni? dahi dememiştir. Tabiî, ?birisi? gibi, ?kelle alan? deyip şehitlerimizin kemiklerini de sızlatmadım!
(Elimde Şemdin Sakık?ın Togan Yayınları?ndan çıkan ?İmralı?da Bir Tiran Abdullah Öcalan? adlı kitabı var; okuyup bitirdim. A. Öcalan?ın ayağının türabı Sırrı Sakık?ın anne ayrı, aynı yaştaki kardeşi Şemdin, A. Öcalan?a câniliğin ötesinde sıfatlar veriyor! Kitap üzerinde sonra duracağım ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan?ın ?Öcalan çözümlemeleri?yle kıyaslayacağım!)
Mahkeme, ?Ergenekon?dan tutulanların cezasını vermediği hâlde, adamların adını yeryüzünden sildiler neredeyse!

***

Muzaffer Tekin, mektubunu 10 Şubat 2012 günü çıkan (yukarıda ki) yazım üzerine gönderdiğini belirtiyor. Ne demiştim o yazıda:
?Bu köşede kaç defa sormuşumdur:
?Allah rızası için biri çıksın şu ?irtica?ne manaya geliyor, kimler mürtecidir, bir açıklasın.?
Şimdi ?irtica? gitti, ?Ergenekon? geldi.
Yine soruyorum:
?Allah rızası için biri çıksın şu ?Ergenekon? ne manaya geliyor, kimler Ergenekoncudur, bir açıklasın.?
Aşağıdaki bir prototip yazı… Kimin kaleminden çıktığı mühim değil; belli kesimler, kendilerini ?hâkim güç? gördükleri için istedikleri gibi kavramları eğip büküyorlar ve ?suç? yelpazesini alabildiğine genişletiyorlar:
?Ergenekon dediğimiz yapı ve amaçları tahminlerin de ötesinde, tıpkı bir ahtapot gibi fikirler üzerinden de tahakkümünü sürdürmek istiyor. Veli Küçük gibi, Muzaffer Tekin gibi en bariz tetikçi ve azmettiricileri deşifre etmek kolay. İşin zor kısmı bundan sonrası. Darbecilerden basın kahramanı yaratmaktan tutun, ülke totaliterleşiyor demeye kadar esen bu Post-Ergenekon süreci çok daha sinsi ve deşifresi zor. Üstelik Batı üzerinde de etkili. O nedenle daha yolun başındayız ve bu sinsiliğe karşı uyanık olmazsak her şey eskiye dönebilir…

***

Burada Muzaffer Tekin?e cevap hakkı doğmuştur. Mektup uzun, ana noktaları vereceğim. Ekte belgeler de göndermiş. Ancak onlar savcıların ve avukatların işi. Biz okur, bir fikir ediniriz.
M. Tekin diyor ki:
?Özellikle adına Ergenekon denilen soruşturma ve kovuşturma sürecinde, sadece düşman operasyonlarını desteklemek için faaliyete geçen görsel ve yazılı medyalar göz önüne alındığında, görevleri, ellerindeki kirli kalemleri ile insan onurlarını çalmak ve peşinen suçlu ilan etmek olan, gazeteci kılığındaki gladyonun ajan provokatörlerinin mantar gibi çoğaldıkları bir ortamda, azınlıkta kalan, sizler gibi, gerçekten gazetecilik görevi ifa edenlerin varlığını görmek, bu zor günlerimizin en büyük tesellisi
oluyor.
Sayın Tekin, ilk günden itibaren, Ergenekon adı verilen bir örgütün varlığına katiyen inanmıyorum. Böyle bir örgütün varlığında, hem kendime olan inancımı kaybeder, hem de kendimi inkâr etmiş olurum..
Soruşturma ve kovuşturma döneminde ?ERGENEKON? ismi bilinçli olarak seçilmiş, Türk?ün şanlı destanının adı psikolojik savaş aracı olarak kullanılmakla da, tertibin nihai amacının TÜRK DEVLETİNİ hedef aldığının işareti de verilmiştir. (…) Sizin ismini vermeden eleştirdiğiniz, gazeteci kılığındaki kişi, gerçekte, gladyonun medya yapılanmasındaki görevlisidir. Masum insanları itibarsızlaştırma ve yargısız infaz vazifesini yerine getirmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti?nde, namuslu hiçbir insan, Muzaffer Tekin?e ?TETİKÇİ?, AZMETTİRİCİ?, ?TERÖRİST? yaftası yapıştıramaz. Bunları telaffuz edenler, Yunan ordusunu Halife ordusu diye karşılayıp evlerinde gönüllü misafir edenlerin torunlarıdır.
Düşman operasyonunun unsuru olduklarını, WikiLeaks belgelerindeki şu ifadeden anlamak mümkün; ?Türkiye?de ULUSAL DALGANIN yükseldiği ve milliyetçi kesimlerin içinde bulunduğu hareketin kilit ismi VELİ KÜÇÜK olduğu bilgisi.?
Yukarıdaki ifadeler, yıllardır özgürlüğümüzün neden gasp edildiğini ve ahlâkî, hukukî olmayan saldırılara [neden] maruz kaldığımızı açıklamaya yeter. Oslo protokolü ise bizlerin masumiyeti ile haklılığımızın tescilidir. (…)
Hassasiyetinizden dolayı şükranlarımı ve
saygılarımı sunuyorum.?

Muzaffer TEKİN / Silivri Cezaevi

28 Şubat 2012 / Arslan Tekin / Yeniçağ

 

Share

Yorum yok

Oğuzhan Asiltürk: Bazı Harbiyelilerden daha Harbiyeli

Oğuzhan Asiltürk, Milli Görüş siyasetinin en öndeki isimlerinin başında gelmektedir. Türk kamuoyu Oğuzhan Asiltürk?ü ilk kez 1974?de kurulan CHP-MSP koalisyon hükümeti sırasında bakan olarak tanımıştır. O günden bugüne Asiltürk, Türk siyasetinde ve Milli Görüş çizgisinde hem önemli ve belirleyici ancak tercihi düşük profilli bir aktör olmayı tercih etmiştir. Gerçi Milli Görüş hareketi içinde Erbakan?a vekaleten veya ondan sonra hiç genel başkan olmamış, genel başkanlık iddiasında bulunmamıştır ancak tartışılmaz bir ağırlığı olmuştur. Bugün de o tartışılmaz ağırlık devam etmektedir.
Birkaç gün önce Oğuzhan Asiltürk Habertürk televizyonunda Balçiçek İlter?in programına çıktı. Bu programa neden olan şey Oğuzhan Asiltürk?ün ?Ergenekon ile Türk Ordusunda anti-Amerikancı milliyetçi subaylar tasfiye ediliyor? açıklaması idi. Bazı çevrelerde tartışma yaratan ve Oğuzhan Asiltürk?e saldırılarda bulunulmasına neden olan bu açıklamaya anlaşılan ?açıklık? getirmesi için Balçiçek İlter, Asiltürk?ü davet etmişti.
Bir politikacının Milli Görüş siyasetinin önde gelen bir ismi olması TSK ile arasının iyi olmaması için başlı başına bir nedendir. 12 Eylül ve 28 Şubat?ta Milli Görüş geleneği TSK?dan ağır darbe yemiştir. Oğuzhan Asiltürk programda hayatından anekdotlar anlattı. 12 Eylül sonrasında askeri hapishanede yatarken, bir gözünde olan % 20 görme kaybının engellenebilmesi için ilaç kullanıyormuş. Ancak askeri hapishanenin kurallarına göre Asiltürk?ün kullandığı ilacın içinde bulunan bir maddeyi içeren ilaçların kullanılması yasakmış. Asiltürk çok ısrar etmesine ve ailesi ilacı getirmesine rağmen kullanmasına izin verilmemiş. Asiltürk hapishaneden çıkarken bir gözünde görme kaybı % 80?e çıkmış. Pratikte bir gözünün kör olduğunu söyleyebilirsiniz. Askerde çavuşundan tokat yinenin demokrasi kahramanı ve ordu düşmanı olduğu bir dönemde askeri müdahalelerden siyasi ve kişisel anlamda zarar görmüş bir siyasetçi olarak Oğuzhan Asiltürk?ün Ergenekon davası ile ilgili tespiti önemlidir.
Asiltürk şöyle demektedir: AKP hükümetine karşı darbe yapmakla suçlanarak tutuklanan subaylar vatansever ve milliyetçi oldukları ve ABD?nin önümüzdeki günlerde İran?ı işgaline karşı çıkacakları için Ergenekon operasyonlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri içinde vatansever askerlere karşı komplo kurulmuştur. Asiltürk programda son sözleri olarak ?Ergenekon, altını çizerek söylüyorum Türk ordusunda TSK içinde Amerikan karşıtlarının tasfiyesidir. Nokta ve bir de ünlem koyuyorum. Başka bir şey değildir. Çünkü aynı olaylar içinde şu anda Silahlı Kuvvetlerin içerisinde bir kısım insanlar var. Ama Amerikan karşıtlarını alıp ortadan kaldırmak isteniyor. Sebebi de Amerika?nın İran?a olası müdahalesinde orduyu kendi istedikleri hale getirmektir. Ama şerefli Türk Ordusu oyuna gelmez diye düşünüyorum? demiştir.
Oğuzhan Asiltürk?ün bu sözlerinin bir çok açıdan önemi vardır. Herşeyi bir tarafa bırakalım, TSK?da bu kadar general, amiral ve üst rütbeli subay tutuklanırken, NATO ve ABD?den ?Ne oluyor? Acaba bilgi alabilir miyiz?? sorusunun dahi gelmemesi bence çok açıklayıcıdır. Asiltürk?ün bu açıklamasından sonra ona saldıranlar, ?Ergenekon operasyonu bir NATO-ABD kararının uygulanmasıdır? diye yazan Hasan Cemal, Prof. Dr. İhsan Dağı, Yasemin Çongar, Ergun Babahan, Bülent Orakoğlu, Ali H. Arslan aynı tespiti yaptıklarında neden susmuşlar hatta alkışlamışlardır.
Bence Oğuzhan Asiltürk?ün bu duruşunun bir başka önemi de son yıllarda Harp Okulu ve Harp Akademisinden mezun oldukları halde iktidarın parti okulundan mezun olmuş gibi televizyonlarda konuşan ?eski? Harbiyelilerden daha Harbiyeli olduğunu göstermesidir. Ne de olsa Asiltürk, 2220 sene önce Türk Ordusu?nu kurumsallaştıran Oğuzhan?ın ismini taşıyor.
Öte yandan herhalde 28 Şubat rezaleti ile Türk milleti ve Türk Ordusu arasında güven ve sadakat krizine neden olduktan sonra iktidara danışmanlık hizmeti sunanlar Oğuzhan Asiltürk?ün kendilerinin gösteremediği bu duruşu karşısında utanmışlardır. Utanmaları da lazımdır. Oğuzhan Asiltürk?e sağlıklı, mutlu ve bugüne kadar olduğu gibi mücadele dolu bir hayat diliyorum.

Ümit Özdağ
Yeniçağ Gazetesi / 16 Şubat 2012

Share

Yorum yok

BAŞIMIZ SAĞOLSUN

TÜRK DÜNYASININ SON KAHRAMANI,  TÜRK MİLLETİ SENİ UNUTMAYACAKTIR…

ALLAH RAHMET EYLESİN…

 

Share

Yorum yok

1972’liler Vakfı Bülteni

Share

1 Yorum

TRT KİME HİZMET EDİYOR ?

 

Ümraniye soruşturması başladığında “gizlilik” kararı olmasına rağmen, görsel ve yazılı medya da şüpheliler aleyhine büyük bir haber kirliliği yaratılarak adeta yargısız infaz edildiler.

Müteakip günlerde adına “Ergenekon” denilen bu tertip ile özgürlükleri ellerinden alınan insanlar hakkındaki karalamalar “kovuşturma” sürecinde de hızını hiç kesmedi.

Yargı süreci devam ederken, yazılı ve görsel medya da, tutuklu bulunan insanları ısrarla suçlu göstermenin ve sorumsuz bir takım siyasilerin de bu tavrı sergilemelerinin tek nedeni ; Bu davayı siyasete malzeme yaparak masum insanlar üzerinden bir takım emellerin hayata geçirilmek istenmesidir! 

Tutuklu bulunan insanların suçsuzluğunun en büyük kanıtı, yargı devam ederken yapılan bu çirkin saldırılar ve yargıyı etkileme çabalarıdır.

Ağır ceza mahkemelerinde 1 yılda en fazla 3 duruşma yapılabildiği göz önüne alındığında, 1.Ergenekon davasında hali hazırda görülen 196. celse yaklaşık 65-70 yıllık bir yargılama sürecini kapsar ki ; halen tutuklu bulunan insanlar aleyhine bir karar verilememesi de masumiyetimizin en önemli bir diğer göstergesidir!  

Hal böyle iken TRT kurumu, yayınladığı “Büyük Takip” adlı programda çeşitli dönemlerde 1.Ergenekon iddianamesinden kesitler alarak ne ahlaki, ne vicdani ne de hele hele hiç hukuki olmayan gerekçeler ile sadece Osman Yıldırım adlı bir müfterinin atf-ı cürümlerini tekrarlayarak toplumu maniple etmektedir.

İddianamelerde 2500-3000 yıl ceza istenen şüphelilerin kısa sürede “beraat” ettikleri gözardı edilmemelidir!

Geçtiğimiz yıllarda, savcı Osman Şanal’ın Erzurum da hazırlamış olduğu bir iddianame de bir çok şüpheli için 11 er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isterken, yerine atanan meslektaşının aynı şahıslar için azami 15 er yıl hapis cezası istemesi de iddianamelerin ne kadar özensiz hazırlandığının bir örneği olduğu gibi, durum bir o kadar da üzücüdür.

Hukuk pozitif bir bilim olduğuna göre bu iki savcının iddianamelerinde ki bu büyük çelişki nasıl izah edilebilir ?

Kovuşturma sürecini görmemezlikten gelerek, adeta yok sayan, gelinen 196. celse de Osman Yıldırım’ın bütün atf-ı cürümleri ile iddianameyi hazırlayan savcıların tüm iddialarının maddi deliller ile çürütüldüğünü kamuoyundan gizleyen TRT, kamuoyunu aydınlatma görevini bilerek kötüye kullanmakta ve maalesef güç odaklarına hizmet etmekten hiç çekinmemektedir !

Bunun böyle olduğunu eklerde maddi deliller ile bilgilerinize sunuyorum.

Takdir siz değerli okuyucuların. Saygılarımla

Muzaffer Tekin / 19 Eylül 2011

 

EKLER: 

Ek-1 : Osman Yıldırım’ın, 30 Mart 2007 tarihinde Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesine, Muzaffer Tekin’i tanımadığına dair vermiş olduğu el yazısı ile dilekçesi:

 

 

Ek-2 : Osman Yıldırım’ın bitmeyen yalanlarından sadece 21 seçme:

 

Ek-3 : Ümraniye de ele geçirilen el bombaları, Cumhuriyet gazetesine atılanlar ile aynı yalanını yıllarca tekrarlayanlara cevap olarak bunun öyle olmadığını ispatlayan resmi belge:

 

 

 

Share

Yorum yok

SAHTE TAKDİRNAME İFTİRASI

Ergenekon davası iddianame eklerinde yer alan “Muzaffer Tekin adına düzenlenen takdirname sahte” evrakı ile ilgili yaklaşık ikibuçuk yıldır yapmış olduğum mücadelenin sonucunu yeni almış bulunuyorum.

Asrın davası denilen kepazelik Yassıada duruşmalarında yaşanan  bebek, külot rezaletlerini de geçmiştir. Darbe, terör gibi konularda bir tek soru ile muhatap olmuyoruz, lakin itibar infazı için her türlü çirkinlik var!

Toplum nezdinde itibarımı yok etmek maksadıyla hakkımda yapılmış olan iddia ve iftiraların açığa çıkması için bu zindandan yetkili makamlara onlarca kez müracaatta bulundum. Sahte takdirname iftirası da bunlardan birisi.

İftiraya maruz bırakıldığım günden itibaren, gerçeği ilgili makamlara iletmesi konusunda defaatle yaptığım çağrılara (E) Tuğgeneral Mahir Kök’ ten geç de olsa cevap geldi. Kök ‘ün, iddianın iftira olduğunu ortaya koyan 13.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına göndermiş olduğu dilekçesi aşağıdadır.

Muzaffer TEKİN

Dilekçede yer alan altı çizgili kısımlar 13. Ağır Ceza Mahkeme Başkanı tarafından okunduğunun işareti olup sağ üst köşedeki imzası da bunun teyididir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Share

Yorum yok

Duruşma tutanakları

Tüm duruşma tutanaklarına (1-187) Duruşma Tutanakları sayfasından erişebilirsiniz.

Share

Yorum yok

3 Haziran 2011, 187.Celse notları

 

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon ana davasının talepler bölümünde sanık avukatları, sanıklardan Vedat Yenerer ve Sevgi Erenerol’un avukatı Vural Ergül’ün 16 duruşmadan men edilmesine ilişkin kararı protesto ettiler. (Kararda, Av. Vural Ergül’ün, gizli tanıkların kimliklerini açıkladığını, mahkeme düzenini bozan hareketlerde bulunduğu belirtilmişti.) Mahkemenin bu kararının hukuka uygun olmadığını iddia eden sanık avukatları, mahkemenin kararından geri dönmesi talebinde bulundular.

Tutuklu sanık Veli Küçük’ün kızı ve avukatı Zeynep Küçük, meslektaşı Ergül’e verilen cezanın gayri hukuki olduğunu ifade ederek mahkeme heyetinin sanık avukatlarını terbiye etmeye yönelik bir tutum içerisinde olduğu iddiasında bulundu.  Av. Zeynep Küçük,  “Bana bildiğim tanığı bilmiyormuşum gibi davranmamı söyleyemezsiniz. Bu yargılama yapıldığında kendimi özgür, bağımsız, korkusuz hissetmiyorum. Ben dışarıdan korkuyordum artık sizden de korkuyorum. Sizin hoşunuza gitmeyecek şeyleri söylemekten korkuyorum.” şeklinde kaygılarını dile getirdiği konuşmasında, mahkemenin avukat Ergül hakkında verdiği karardan dönmesini isteyerek başka bir talepte bulunmayacaklarını ifade etti. Duruşma salonunda bulunan diğer sanık avukatları da Av. Zeynep Küçük’ün talebine katıldıklarını belirterek hep birlikte salonu terk ettiler.

Sanık avukatlarının talebini reddeden mahkeme heyeti, 27 sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı 25 Temmuz 2011 tarihine erteledi.

Share

Yorum yok

Hukuk mücadelesi

Habertürk kanalında yayınlanan bir programda yargılamayı etkilemeye yönelik ifadelerinden dolayı Korkut Özal hakkında adli makamlara bulunmuş olduğu suç duyurusu ve akibeti… :

Erhan Özen adlı bir hükümlünün atf-ı cürümlerine karşı Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına bulunmuş olduğu suç duyurusu (altta) :  

 

 

 

 

Share

Yorum yok

HOŞGELDİNİZ

Muzaffer Tekin ile ilgili gerçekleri  ve yargılama sürecinde ki gelişmeleri kendi ağzından sizlerle paylaşmak için yayındayız…

Share

Yorum yok