Esas Hakkındaki Son Savunması / 29.04.2013

Muzaffer Tekin, aylardır günde bir kaç saatlik uyku ile yetinerek hazırlamış olduğu  700 sayfayı aşkın boyutta ki son savunmasını mahkemeye teslim etmiştir. Aşağıdaki tutanak; savunma hakkının iki saatle sınırlandırılmış metnidir.

                  

                         

                     T.C.   

                  İSTANBUL

     13.AĞIR CEZA MAHKEMESİ

( TMK 10 MADDESİ İLE YETKİLİ )                                 DURUŞMA TUTANAĞI

 

 

ESAS NO         :2009/191                

CELSE NO        :289              

CELSE TARİHİ     :29.04.2013

 

BAŞKAN                        :HASAN HÜSEYİN ÖZESE                28298

ÜYE                              :FATİH MEHMET USLU                   40244

ÜYE                              :ERCAN FIRAT                           39995               

C. SAVCISI                     :MEHMET MURAT DALKUŞ            40226

KATİP                           :EMRAH ÇAKAN                       146848                

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese ile Üye Hakimler Fatih Mehmet Uslu ve Ercan Fırat?tan oluşan mahkeme heyeti tarafından 29 Nisan 2013 günü saat 10:02?de Silivri Cezaevi bitişiğindeki büyük duruşma salonunda oturum açıldı.

Tutuklu sanıklardan Levent Ersöz, Fatih Hilmioğlu, Ergün Poyraz, Kenan Özay, Sedat Peker, Yalçın Küçük, Mehmet Bora Perinçek, Serdar Öztürk, Mehmet Bedri Gültekin, Turhan Özlü, Oktay Yıldırım, Mehmet Demirtaş, Mustafa Levent Göktaş, Mehmet Fikri Karadağ, Selçuk Özkan, Semih Tufan Gülaltay, Mustafa Dönmez, Mehmet Eröz, Mehmet Otuzbiroğlu, Ahmet Hurşit Tolon, Mehmet Haberal, Hasan Iğsız, Fuat Selvi, Dursun Çiçek, Mehmet İlker Başbuğ, Hulusi Gülbahar dışındaki tutuklu sanıkların cezaevinden getirildikleri görüldü.

Ayrıca başka suçtan tutuklu sanıklar Sami Hoştan, Mustafa Koç, Yüksel Dilsiz, Muhittin Erdal Şenel, Halil Kemal Gürüz ve Selim Akkurt?un bulundukları cezaevinden getirildikleri görüldü.

Bağsız olarak huzurdaki yerlerine alındı.

Tutuksuz sanıklardan Cem Şimşek ile bir kısım sanıklar müdafilerinden sanık Muzaffer Tekin müdafii Av. Selin Deviren Tahtabiçen, Sanık İsmail Yıldız müdafii Av. Dursun Yassıkaya, Sanık Fikret Emek müdafii Av. Necip Kaçar, Sanık Hüseyin Nusret Taşdeler müdafii Av. Metin Güçlü, Sanıklar Ahmet Hurşit Tolon, Mehmet Haberal müdafii Av. Selen Karaçalı, Sanıklar Mehmet İlker Başbuğ, Ahmet Hurşit Tolon müdafii Av. Cansu Güler Çelik, Sanık Hıfzı Çubuklu müdafii Av. Nazlı Çubuklu, Sanık Serdar Öztürk müdafii Av. Demet Reçber, Sanık Ahmet Cinali müdafii Av. Necdet Çağlar, Sanık Sedat Peker müdafii Av. Mehmet Doğurğa geldikleri görülmekle,

Huzurdaki yerlerine alındı.

Açık yargılamaya devam olundu.

Esas hakkındaki son savunmaların alınmasına devam edildi.

Mahkeme Başkanı: ?Sanık Mustafa Koç eski kimliği tahtında huzura alındı. Mustafa Bey size esas hakkında mütalaa tebliğ edildi, sizi buraya esas hakkında savunmanızı son savunmanızı yapmanız üzere çağırdık savunmaya yapmaya hazır mısınız??

Sanık Mustafa Koç söz istedi verildi: ?Sayın Başkanım geçen hafta avukatım bana geldi, bir hakimimizle görüştüğünü ve müvekkilin başka suçtan tutuklu olması nedeniyle ne düşündüğünü sordu, Hakimimizin de isterseniz yazılı göndersin siz burada savunma yapın veya sıranız geldiğinde dilekçe verirsiniz çağırırız dediğini söyledi, bu nedenle hazırlıklarımı tamamlamadım avukatımda şu anda burada değil kendisiyle temasta edemedim müsaade ederseniz avukatımla bir koordine edip sıram geldiğinde yapayım veya yok öncelikle sizi almak istiyorum diyorsanız da önümüzdeki hafta Pazartesi hiç olmazsa müsaade buyurun efendim.?

Mahkeme Başkanı: ?Savunmaları hazır olanlar varsa onları da alıyoruz ama iddianamedeki sıranıza göre de alabiliriz o konuda beyanda bulundunuz.?

Sanık Mustafa Koç: ?Çok teşekkür ederim sağ olun.?

Mahkeme Başkanı: ?Buyurun buyurun. Sanık Yüksel Dilsiz önceki kimliği tahtında huzura alındı, Yüksel Bey size de esas hakkında mütalaa tebliğ edildi avukatınız olmadan suçlandığınız konular var avukatınız olmadan savunma yapabilirsiniz, son savunma yapmaya hazır mısınız??

Sanık Yüksel Dilsiz söz istedi verildi: ?Sayın Başkanım ben savunmamı hazırladım fakat hafta sonu Pazar günü haber verdikleri için savunmalarım hep idarede kaldı bilgisayarda çalıştığım için bir haftalık gibi bir zaman verirseniz bana da haftaya arz etmek istiyorum efendim.?

Mahkeme Başkanı: ?Anlaşıldı buyurun.?

Salonda söz almadan konuşanlar oldu: ?Sayın Başkan (bir kelime anlaşılmadı).?

Mahkeme Başkanı: ?Sanık Muhittin Erdal Şenel daha önce tespit edilen kimliği tahtında huzura alındı, evet beyanda bulunun bu konuda.?

Sanık Muhittin Erdal Şenel söz istedi verildi: ?Cumartesi gecesi bize tebliğ edildi. Ankara?dan geliyoruz. Hiç kimseye haber veremedik avukatımın da haberi yoktu. Şuanda haberleşiyorlar avukatımla gelirse hemen savunma yapabilirim.?

Mahkeme Başkanı: ?Peki avukatınızla irtibata geçildi haber veriliyor. Buyurun sanık Halil Kemal Gürüz eski kimliği tahtında huzura alındı buyurun.?

Sanık Halil Kemal Gürüz söz istedi verildi: ?Sayın Yargıç her şeyden önce kıyafetim için çok özür diliyorum.?

Mahkeme Başkanı: ?Estağfurullah önemli değil buyurun.?

Sanık Halil Kemal Gürüz: ?Cumartesi gecesi geç vakit tebliğ edildi Pazar günü buraya apar topar getirildik, avukatımla temas ediliyor.?

Mahkeme Başkanı: ?Evet.?

Sanık Halil Kemal Gürüz: ?O geldikten sonra herhalde yapacağız efendim.?

Mahkeme Başkanı: ?Anlaşıldı buyurun. Sanık Selim Akkurt önceki kimliği tahtında huzura alındı, Selim Bey sizde avukatınız olmadan savunma yapabilirsiniz, son savunmanızı yapabilirsiniz buyurun.?

Sanık Selim Akkurt söz istedi verildi: ?Sayın Başkanım Cumartesi günü saat 11?de tebliği edildi 12?de de yola çıktık hiçbir bilgim yoktu. Zaten basından da öğrendiğim kadarıyla da buradaki arkadaşların savunma yapmayacağını öğrenmiştim bu nedenle de savunma hazırlamadım. Ben de yapmamak için ama bilmiyorum eğer savunma yapılacaksa yaparım bu nedenle süre talep ediyorum.?

Mahkeme Başkanı: ?Anlaşıldı buyurun.?

Sanık Selim Akkurt: ?Savunma hazırlamam için.?

Mahkeme Başkanı: ?Buyurun.?

Sanık Muzaffer Tekin daha önceki kimliği tahtında huzura alındı,

Mahkeme Başkanı: “Muzaffer Bey avukatınız burada hazır, suçlandığınız konular itibariyle 2 saat savunma süreniz var avukatınız da dahil olmak üzere esas hakkında son savunma yapmaya hazır mısınız??

Sanık Muzaffer Tekin: ?Hazırım.?

Mahkeme Başkanı: ?Evet.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Sizden bir şey istirham edeceğim.?

Mahkeme Başkanı: ?Buyurun.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Benim suçlandığım bu davada Sayın Veli Küçük ve ben en ağır ithamlara maruzuz. Dolayısıyla 2 saatlik süreyi aşabilirim, sizden hoşgörü talep ediyorum çünkü onlarca defa teletekse geçtik saydık, baktık, topladık, çıkardık şey yapamıyorum ama maddi gerçeğin açıklığa çıkarılmasını mutlaka arzu ediyorsunuz bana lütfen bir 10, 15 dakikalık.?

Mahkeme Başkanı: ?Evet.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Süre tanıyın.?

Mahkeme Başkanı: ?Muzaffer Bey size verilen esas hakkındaki son savunma süresi daha önce verilen talep ve beyanlara ilaveten yapmış olduğunuz savunmalara ilaveten verilen bir süre, mahkememizin kararı var yani 2 saat süre ile sınırlandırıldı savunma süreniz.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Şimdi mutlaka doğru efendim.?

Mahkeme Başkanı: ?Bu nedenle yani savunma sürenizde uymanızda fayda var.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Mütalaa iddianame hacminde ve devamlı ben hedefe kondum, onları çürütmem için.?

Mahkeme Başkanı: ?Efendim.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Peki efendim.?

Mahkeme Başkanı: ?Efendim hazırsınız savunma yapmaya.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Büyük bir özveri ile hazırlamış olduğum savunmayı kısıtlamanızı.?

Mahkeme Başkanı: ?Tamam bir dakika efendim.?

SANIK MUZAFFER TEKİN ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAAYA KARŞI BEYANI VE SON SAVUNMASINDA:

Mahkeme Başkanı: ?Buyurun süreyi başlatıyoruz.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Büyük bir özveri ile hazırlamış olduğum savunmamın kısıtlamanızın hiçbir yasal dayanağı olamaz diye düşünüyorum. Bu şartlarda, maneje çıkmış bir yarış atı gibi adalet kamçınızın şiddetine göre bir solukta varış noktasına ulaşmaya çalışacağım!

Savunmamı canım eşim Müge?me, canım evladım Özge?me, vefakâr kardeşim Kürşat?ımın nezdinde burada bulunan hakikatli dostlarım ile ilk günden itibaren duruşma salonunda bizzat bu trajikomik duruma tanıklık eden bir aile gibi bütünleştiğimiz hiçbir tehdit ve baskıya boğun etmeyen yurtseverlerimize onların önderliğinde bir çığ gibi büyüyen desteklerini hep arkamızda hissettiğimiz asil Türk milletine görsel ve yazılı basının bu süreçte gökte çoban yıldızı gibi parlayan onurlu temsilcilerine, aydın olmanın gerektiğinde ateşten gömlek giymek olduğunu bilincinde olanlara savunmanlık görevlerinde her ahval ve şartta bizleri savunan, gerektiğinde coplara kalkanlara mızraklara göğüslerini siper eden fedakâr avukatlarımıza ve bu davada özgürlükleri pusular atarak tuzaklar kurularak ellerinden alınan dava arkadaşlarıma ithaf ediyorum.

Bir konunun altını önemle çizmek istiyorum; adet veçhile her ne kadar savunma yapıyorum ifadesi sıklıkla kullanılsa da ben savunma yapmıyorum! Özellikle suçlandığım menfur saldırılar ile de kendimi savunmayacağım! Zira ne Cumhuriyet Gazetesine bomba atılması olayı ile ne de Danıştay?a saldırı ile beni ilişkilendirebilecek böylesine menfur olaylar ile beni irtibatlandırabilecek bir irade tanımıyorum! Bunlar kene olsa bana yapışmaz! Ben asli failleri gizleyenleri maddi deliller ile ortaya çıkaracağım karar sizlerin.

Mütalaayı yazanlar Osman Yıldırım?ı aklamak adına 11. Ağır Ceza Mahkemesince hakkında hüküm tesis edilmiş olan Süleyman Esen?in ifadelerini referans alacak derece hukuki zorlamalar içerisine girmekten çekinmemişlerdir. Süleyman Esen?in avukatı Mehmet Ener?in Osman Yıldırım ile cezaevinde yapmış olduğu kritik görüşmeye kadar Yıldırım?ın suçlamalarının hedefinde Alparslan Arslan?ın liderimdir dediği Süleyman Esen bulunmaktaydı, savcılar unuttuysa hatırlatmak istiyorum! Fakat savcının itibarlı sanığı olan Osman Yıldırım?ın ifadelerini kesin doğru kabul ederek yapmış olduğu bir tespit var ki, gerçekten Yargıtay içtihatlarına girecek türden. Sanık Alparslan Arslan?ın ?Osmanlının torunlarıyız! Allah?ın askerleriyiz! Bundan sonra adam gibi karar alırsınız!? diye bağırdığında, polis memuru Enver Akpolat?ın 19.05.2006 tarihinde yapmış olduğu değerlendirmeyi sanki birileri tarafından bağırması istenmiş gibi isteksizce şüphelinin yüz ifadesinde hal ve hareketlerinde verilen görevi yapan insanların rahatlığı ve huzuru vardı cümlelerine dayanarak Ergenekon terör örgütünün kendisine tevdi ettiği görevi başarıyla tamamlamasının verdiği rahatlığın açıkça görülebileceğini ifadesi diyerek devamla tanığın görgüsüne dayalı olarak Alparslan Arslan?da korku, panik, pişmanlık yoktu çünkü bir kısım sanıkların da ifade ettiği gibi kısa sürede cezaevinden kurtulacaklarını beyan etmesiyle örtüşmektedir demektedir. ?Sanık Alparslan Arslan, hukuk fakültesi mezunudur, işlediği suçun yasal müeyyidesini çok iyi bilecek durumdadır ve bilmektedir. Ergenekon terör örgütünün amaçladığı hükümet darbesini işlediği eylemler hemen sonra gerçekleştirip kendisini ödüllendireceği beklentisinden kaynaklandığı kanaatine varılmıştır, Alparslan Arslan tekbir getirdi. Muzaffer Tekin?de Avukat Teoman Ekşioğlu?nu Osman Yıldırım?a gönderdi dini içerikli konuşsun dedirtti, dolayısıyla Alparslan Arslan?a dini söylemlerde bulunan Ergenekon örgütüdür terör örgütüdür!?

Savcıların görmek istemedikleri gerçekleri vicdanlara sunuyorum. Savcıların iddianamelerindeki temenni ve kanaatlerine mütalaalarında da devam ettikleri görülmektedir! Kanaat temelleri üzerine inşa ettikleri örgütün Danıştay saldırısını yaptırmış olduğuna kanaat getirmişlerdir. Fakat Süleyman Esen?in yönlendirmesiyle şeyh Salih Kurter?in müridi olan Alparslan Arslan?ın bir buçuk yıllık bu manevi yolculuğunu hiç merak etmemişlerdir. Zikir ayinlerinde hipnotizma edilerek görünmez olacağı kurşun geçirmeyeceği yönünde telkinler yapılmış olduğu sabit iken bu noktayı da ciddiye almayarak hiç temas etmemişlerdir! Yukarıdaki iddialarına yönelik olarak Savcı Pekgüzel?den ?Ergenekoncular Salih Kurter?in yanına bilinçli olarak yerleştirmişler? yanıtı geldiğinde hiç şaşırmadım o zaman şu soruların cevabını öğrenmek istiyorum. Şeyh Salih Kurter?in dergâhı örgüt evi midir? Şeyh Salih Kurter Ergenekon terör örgütü üyesi midir? Savcılar bu sorularda nereden çıktı diyebilirler, 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.08.2006 tarihli duruşmasında Alparslan Arslan ?Cumhuriyet Gazetesinin bombalanma eylemini Salih Kurter?in evinde bulunduğum sırada anlattım, Salih Kurter bombayı atan çocuklar dikkatli olsunlar aman yakalanmasınlar dedi?, bu şu anlama gelmektedir; iddia edildiği gibi Alparslan Arslan sadece dini duyguları yoğunlaşsın ve eyleme hazırlansın diye şeyh Salih Kurter?in dergâhına gönderilmemiş ayrıca şeyh Salih Kurter ile eylem birliği de yapmıştır anlamı çıkar. Alparslan Arslan kaçabilseydi menfur saldırının ne amaçla yapıldığı o an tespit edilemeyecekti, o halde savcının sabit dediği örgüt, kendisine bir telkinde bulunmuş anlamı da çıkmaz mı? Eylemi yaptıktan sonra kaçmaya çalıştığı tüm maddi olgular ile ortadadır, belki de şeyhi tarafından kendisine yazılan muska sayesinde görünmez olacağını ve kolaylıkla kaçacağını düşünürken dikkatli bir polis memuru tarafından yakalanmıştır. Boğuşarak etkisiz hale getirildiği anda bir el silah sıktığı olay yerinde bulunan boş kovan ile de sabittir. Fiziki boğuşma sonucu güç sarf etmiş, karga tulumba etkisiz hale getirilmiş bir kişinin isteksizce bağırmış olduğu iddiası bir algıdan ibarettir. Ama gerçek olgu; yakalandığında bu eylemi amaca yönelik yerine getirmenin huzuru vardır o da kendince din için Allah içindir. Bu tespitlerimi Alparslan Arslan?ın 21.05.2006 tarihli Savcı Şemsettin Özcan?a vermiş olduğu sıcak ifade ile destekliyorum. Alparslan Arslan, ?Danıştay çıkış kapısına yaklaştığımda bir polis bana doğru arkadan koştu ve koluma girdi ben bu polise beni bırakmasını söyledim, aramızda tartışma çıktı birlikte yere yuvarlandık boğuşmaya başladık bende polisi korkutmak amacı ile çantamdaki silahı çıkardım ve duvara bir el ateş ettim. Daha sonra birkaç polis daha geldi beni yakaladılar elime kelepçe vurdular ve bir odaya götürdüler. Odaya girdiğimde Allah?u Ekber diye tekbir getirdim ayrıca polisle boğuşurken tekbir getirmiş olabilirim odaya bazı vatandaşlar gelip bana vurmaya başladılar onlara cevap vermedim sadece birisi kitaba küfür etti bende kendisine küfür ettim. Ayrıca oda da bulunduğum sırada Osmanlı?nın torunuyum bundan sonra dikkatli karar verilsin diye bağırdım Allah?ın askeriyiz diye bir söz söylediğimi hatırlamıyorum? demektedir. Yakalanmasaydı o zaman Savcının iddia ettiği gibi Ergenekon terör örgütünün kendisine dikte ettiği sözler hiç duyulmayacak ve dinci siyasal iktidar bu konuyu istismar edemeyecekti. Alparslan Arslan?ı yakalayan polis memuru da bu saldırının kim ve ne amaçla yapıldığını deşifre etmiştir! Alparslan Arslan?ı yakalayan polis, kaçma iradesi maddi olgular ile ortada olan Alparslan Arslan?ı yakalayarak dini söylemlerde bulunmasına neden olduğundan Ergenekon terör örgütünün üyesi olabilir mi? Zira Alparslan Arslan?ın kaçması sonucunda örgütün yaptırdığı eylem amacına ulaşmayacaktı. Menfur saldırının daha ilk saatlerinde, ?sürprizlere hazırlıklı olun arkasında Gladio tipi bir yapılanma var!? şeklinde yapılan açıklamalar operasyonun hangi eller tarafından kurgulandığı yönünde önemli ipuçları veriyordu. Bu açıklamaların ardından, ismim menfur saldırı ile ilişkilendirildi, bu sadece bir perdeleme harekatıydı. Alparslan Arslan?ın yakalanmaması tertibin arkasındaki güce zaman kazandıracak 2006 yılında amaçlarına ulaşacaklardı. Onun içindir ki, Ankara?daki namuslu yargıçlar bu eylemi bozduklarında ülkenin Başbakanı büyük bir öfke ile ?yüzbaşının bırakılmış olması suçsuz olduğu anlamına gelmez!? diyerek eteğindeki taşları dökmüştür. Ana muhalefet partisi genel başkanı, ?Silivri Yargıçlarından hesap soracağız!? dediğinde, ben Kılıçdaroğlu gibi cesaretli değilim diyerek onun Anayasa suçu işlediğini işaret ediyordu. Fakat diğer taraftan partisinin genel merkezine düzenlenen muamma saldırının ardından Ergenekon?un işi demekte herhangi bir sakınca görmüyordu. Bu durum davalar başladığında ilan etmiş olduğu Başsavcılığın devamı niteliğini taşımaktadır! Onlarca sanık hakkında müebbet istenildiği günlerde bu açıklamayı yaparak tıpkı Savcılar gibi toplum nezdinde o da bizleri mahkûm ediyordu. Yaşanan bütün bu sürecin göstermiş olduğu en net fotoğraf davalar ile mağdur ve mazlum rolüne bürünen iktidarın bu vizyonla ülkede ideolojik bir dönüşüm gerçekleştirmiş olduğudur! Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmuş siyasal iktidar partisi masum insanlara yönelik tertiplerle aklanmış olup Ergenekon serumu, Danıştay serumu, Balyoz serumu vesaire ile oksijen çadırından çıkarılmıştır.

Barolar birliği eski başkanı rahmetli Özdemir Özok?un bu operasyonları başlatan Zekeriya Öz?e yönelik sarf ettiği cümleler yargının iktidarın kontrolü altında olduğunun en somut ifadesi olmuştur; ?Altında Başbakanın zırhlı aracı arkasında Adalet Bakanının koşulsuz desteği yandaş medyanın gücünü hisseden bir Savcı bu konuda söylenecek nedir? Savunun Savcım geliyor!?

Mütalaa verirken hızımızı daha yeni almıştık diyen Savcı Mehmet Ali Pekgüzel?e ne zaman hızınızı kaybettiniz ki diye soruyorum, gaza değil biraz vicdan frenine basmış olsaydınız bu iğrenç saldırılar hukuken bu dava ile birleşmeyecekti! Bugün mütalaada Mehmet Ali Pekgüzel?in iddialarını somutlaştıracak tek bir kanıt dahi bulunmamaktadır! Kim nereye gitmiş, kiminle görüşmüş, kim nereden gelmiş çarşı pazarda dolaşan insanları dahi kurduğu örgütüne dâhil etmiş bunun içinde bu davanın en itibarsız sanığını kendisine itibarlı dost tutmuş ve aralarındaki ilişkide mütalaada meyvelerini vermiştir! Osmanıma görev affı çıkarmış, asıl eylem faillerini gizlemeye çalışmıştır! Savcının iddia ettiği örgüt olmadığı gibi yukarıdaki veriler ışığında dinci siyasal iktidarın Alparslan Arslan?ı ödüllendireceği kanaati bende oldukça güçlüdür. Bunu takviye eden delil ise Alparslan Arslan?ın Savcı Şemsettin Özcan?a 21.05.2006 tarihinde vermiş olduğu ifade de ?Milletimizin ve devletimizin geleceğine inşallah hayırlı olur. Bu yaptığım olayları milletimiz ve devletimize hayırlı olacağı düşüncesiyle yaptım!? Hükümeti devirmek değil burada amaç, hükümet Oslo görüşmeleri ile Türkiye Cumhuriyetini dönüştürme harekâtını başlatıyordu ve Türk kimliğini yok etme operasyonları başlıyordu, demek ki, iddia edilen örgütün kendisini kısa sürede cezaevinden çıkartacağına dair kanaatten öte hiçbir somut delil olmamasına rağmen AKP?nin gerek söylem gerekse eylemleriyle bu menfur saldırıyı kaşıya kaşıya getirdiği kaçınılmaz bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır.

Alparslan Arslan yakın çevresinde lider vasıflı gözü pek kimseden talimat almayacağı gibi kimsenin de kontrolü altına girmeyecek bir kişi olarak tarif edilmektedir. Fakat tarikat yolunda şeyh Salih Kurter?in intisabına girmesiyle birlikte sorgusuz biat kültürü hayatında belirleyici rol oynamaya başlamıştır. Danıştay saldırısından yaklaşık bir buçuk ay sonra şeyh Salih Kurter ve liderimdir dediği Süleyman Esen?in isimlerini telaffuz etmiş olması manevi yolculuğunda kendisine yol gösterici olarak benimsemiş olduğu bu kişilere duymuş olduğu tepkiden kaynaklanmaktadır. Tepkinin kaynağı ise inançları doğrultusunda gerçekleştirmiş olduğu saldırı olayında kendisini yalnız bırakmış olmalarınadır. İhanetlerine maruz kaldığı Salih Kurter ve Süleyman Esen?e mahkeme salonunda savurmuş olduğu galiz küfürler, kullanılmış olmanın verdiği acı ve onların riyakarlıklarına duyduğu isyanın tipik bir dışa vurumu olduğu düşüncesindeyim. İdris Arslan?ın sözleri ne çabuk unutuldu Alparslan Arslan?ın babası İdris Arslan?ın, davayı savcıların ve hükümetin istediği mecraya sokma gayretinden duymuş olduğu rahatsızlık ile mahkeme salonunda babasına ağır hakaretlerde bulunmuştur. Hâlbuki İdris Arslan?ın menfur saldırıyı gerçekleştiren oğlunun eylemine şu sözlerle onayladığı dün gibi hafızalarımızdadır; ?Milletin gayesi amacı değerleri var milletin değerlerine saygılı olun, sevmeseniz de saygılı olun!?

Baba İdris Arslan söylemlerini daha da sertleştirerek ?Saygılı olmayana milletin değerlerine hakaret edenlere bu millet gereken dersi verir, bunu herkes bilsin!? İdris Arslan bu ifadeleri ile oğlunu savunuyor, savunmanında ötesinde destekliyor. Danıştay türban kararını verip milletin değerlerine saygısızlık ederse, o kararı verenler öldürülmeyi hak etmiştir! Benim oğlumda bu dersi vermiştir! demeye getiriyor herhalde. İdris Arslan?ın söyleri bu kadarla bitmiyor ?Bu ülkede Türk, İslam, Kur?an düşmanları var bu ülkede adı Ahmet, Mustafa, Ali, Veli olan birçok Ermeni ve Rum var laiklik adı altında bu ülkenin değerlerine düşmanlık etmektedirler bu ülkenin değerlerini benimseyen herkesi yürekli olmayı davet ediyorum yürekli olun korkak olmayın!? bu sözleriyle de oğlunun yürekli davranarak Danıştay?daki dinsizlere cevabını verdiğini söylemek istiyor herhalde. Mütalaacılar bu sözleri İdris Arslan?a Ergenekoncuların söylettiğini iddia ederlerse şaşırmayacağımı itiraf etmeliyim, iddia makamının Teoman Ekşioğlu ile İdris Arslan arasında geçen konuşmaları çarpıtarak insanları iğrenç iddialar ile karalamaya devam etmesinin altında yatan gerçeği çok iyi biliyorum. İdris Arslan?ın yukarıda değinmiş olduğum sıcak ifadeleri bu saldırının amacını ve hangi zihniyetin ürünü olduğunu çok net açıklıyor. Lakin bu davayı Cumhuriyet Savcıları marifeti ile mecrasından uzaklaştırıp masum insanlara ihale etme operasyonu çerçevesinde İdris Arslan?ın da oğlunu kurtarabilmek adına arayışlar içerisine girmiş olduğu bir vaka ile karşımızdadır. Osman Yıldırım iftira atsın diye savcılar ağzına bakıyor, davalar birleştikten sonra Osman Yıldırım ilk söz aldığı duruşmada adeta damdan düşer gibi ?Muzaffer Tekin bana Avukat Teoman Ekşioğlu?nu gönderdi dini içerikli konuşsun dedi? Osman Yıldırım?ın bu yalan iddiasını itiraz ettiğim gibi maddi kanaatler sunarak bunun iftira olduğunu mahkeme huzurunda kanıtladım fakat mütalaa kâtipleri konu ile yapmış olduğum savunmalarımı ortaya koymuş olduğum kanıtlarımı yok sayarak Osman Yıldırım?ın 08.12.2009 tarihli 125. Celsede sarf ettiği sözlerin doğru olduğunu, bunun teyidini de Yıldırım 26.08.2010 tarihli 155. Celsede Teoman Ekşioğlu?na sorduğu sorular ve aldığı yanıtlar ile yaparak kesinleştirmiş olduklarını ve buradan da teferruatlı arz ederek tek tek çürütmeye çalışacağım Alparslan Arslan?ın dini içerikli söylemlerine delil ürütmeye çalışmışlardır. Ankara Sincan Cezaevinden başlayan itibarlı Osmanımla, savcılar muteber ortaklığı duruşmalar esnasında da ivme kazanarak devam etmiş, itibarlı tanıklığın atf-ı cürümleriyle bizler hakkında suç isnat çabaları içerisine girilmiş ve mütalaa böylece şekillendirilmiştir.?

Mahkeme Başkanı: ?Muzaffer Bey savunma kapsamında da kalmakta fayda var, hakaret suç teşkil edecek şeyler söylememekte fayda var, onu hatırlatmak istiyorum.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Sayın Başkanım bu süreyi bana ilave edin.?

Mahkeme Başkanı: ?İlave ederiz buyurun buyurun devam edin.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Anayasa 90/5 Avrupa İnsan Hakları maddesi iç hukuka şey yapılmıştır kararlar yansımıştır. Yüksek mahkeme içtihatlarında belirtmiştir, savunma sadece iyi haller için değil, saldırgan, sert, hatta bir derece abartılı olmak üzere söylenir, bana katil damgası bu ülkede kimse vuramaz!?

Mahkeme Başkanı: ?Tamam tamam.?

Muzaffer Tekin: ?Vuranların bütün gerçek yüzünü çıkaracağım!?

Mahkeme Başkanı: ?Sakin olun!?

Muzaffer Tekin: ?Lütfen, süreyi (bir kelime anlaşılmadı).?

Mahkeme Başkanı: ?Sakin olun sizin hukuki savunmanızı bekliyoruz.?

Muzaffer Tekin: ?(bir kelime anlaşılmadı) siz müdahale etmeyin çok sakin devam edeceğim başkanım.?

Mahkeme Başkanı: ?Buyurun buyurun buyurun!?

Muzaffer Tekin: ?Savcıların Osman Yıldırım ile ittifak içinde olduklarını belgeleriyle ispat edeceğim ve bu ileri sürmüş oldukları mütalaayı çürüteceğim! Kanıtlarımın gerçeği yansıtmaması halinde hakkımda müfteri olduğumdan ötürü kanuni işlem yapılmasını talep ediyorum, aksi takdirde bu Savcıların derhal o kürsüyü terk etmesini sağlayın!

Gizli Tanık ifadesi DVD 5 çözüm sayfa 137, Osman Yıldırım?ın bir türlü gizlenemeyen Gizli Tanık 9 kimliği ile alınan ifadesinde Savcı Mehmet Ali Pekgüzel bakınız Osmanıma ne diyor, ?Bir de şunu söyleyeyim yani şuanda kameralar falan çalışmıyor rahat olabiliriz?,

Gizli Tanık ifadesi DVD 2 çözüm sayfa 41, Gizli Tanık 9: ?Şimdi Danıştay olayını yine anlatayım çekiyor mu?? ifadeleri Savcı Zekeriya Öz ve Mehmet Ali Pekgüzel?in istedikleri zaman kameraları kapatıp Osman Yıldırım ile istişare yaptıkları ve almak istedikleri konusunda Gizli Tanığı nasıl yönlendirdiklerinin en açık delilidir! Savcılar belgelere değil de Osman Yıldırım?a inanmış görünmelerinin altında yatan sır nedir? Sıra, Savcı Mehmet Ali Pekgüzel?in çok itibarlı tanığı Osman Yıldırım?ın, kendisine avukat Teoman Ekşioğlu?nu gönderdiğim konusundaki beyanlarının doğru olup olmadığının ispatına geldi. Bu gerçekler maddi olgular ile dosyada olmasına rağmen hala Osman Yıldırım?ın atfı cürümleriyle mütalaasına malzeme sağlayan Savcı bu söylediklerime itiraz edebilecek mi? Osman Yıldırım 08.12.2009 tarihli 125 Celsede ?Teoman Ekşioğlu Ankara?da ziyaretime gelmiştir, bana Muzaffer Tekin?in selamını getirdim dini içerikli konuşmalar yap!?, iftirasını gerçek gibi mütalaalarına geçiren Savcılar?a Teoman Ekşioğlu?nun sorgusundan kesitler ile cevap vermek istiyorum.

26.08.2010 tarihli 155. Celse sayfa 31 Savcı Pekgüzel, Osman Yıldırım veya diğer sanıkları bir şekilde ziyaret ettiniz mi, avukat olarak veya arkadaşı olarak, tanık Teoman Ekşioğlu: ?Hayır etmedim! Sadece Alparslan!?

Muzaffer Tekin olarak aynı soruyu soruyorum, tanık Teoman Ekşioğlu: ?Bunlar asılsızdır!? Sanık Oktay Yıldırım: ?Osman Yıldırım?ı cezaevine gidip bu dava sanıklarından herhangi birisinin selamı var bu cinayeti dini sebeplerle işlediğinizi söyleyin gerisini onlar halleder gibi bir mesaj iletiniz mi?? Tanık Teoman Ekşioğlu: ?Hayır kesinlikle!? cevabını vermiştir. Bunun üzerine söz alan Osman Yıldırım: ?Ankara Sincan Cezaevinde ziyaretime geldiniz mi?? Tanık Teoman Ekşioğlu: ?Sanmıyorum, hatırlamıyorum!? yanıtını vermiş, Ahmet Doğan ismiyle de bir yönlendirme sonucu, tereddüt içeren bir kez gelmiş olabilirime dönüşmüştür. Bir an için Teoman Ekşioğlu?nun Osman Yıldırım?ı Sincan Cezaevinde ziyaret etmiş olduğunu düşünmüş olsak da, gerek Avukat Ahmet Doğan ve gerekse Avukat Teoman Ekşioğlu Osman Yıldırım?ın dini içerikli konuşmalar yapsın dediğim iddiasını doğrulamamışlardır! Şahsımın bu iftirayı reddetmesinin ve tanıkların lehte ifadeleri mütalaacılar için hiçbir anlam ifade etmektedir, çünkü söylemek istedikleri onun ağzı ile dile getirildiği için Osman Yıldırım?ın her dediği doğrudur. Böyle olmasaydı yalan söylemekte ve iftira atmakta sınır tanımayan Osman Yıldırımlarına bu kadar itibar edip onun ifadelerini referans alıp mütalaa hazırlamazlardı bende bunu bildiğimden, her ne kadar, ?kayıtlar yalan söylüyor? diyen bir hem sanık, hem tanık hem de gizli tanık var iken belge de ne oluyor zihniyetinde olduklarını düşündüğüm savcılara rağmen mahkemeniz belki bu resmi kayıtları önemser ümidi ile Osman Yıldırım?ın Sincan Cezaevinde kaldığı süre içerisinde ziyaretçi listelerini mahkemenize getirilmesini talep ettim. Her zamanki gibi, kayıtlar Osman Yıldırım?ı yalanlıyordu lakin bu belgeler dava dosyasında bulunmasına rağmen mütalaayı yazanlar bunları görmezden gelip sübjektif yorumlar ile mahkemeyi her zaman olduğu gibi yönlendirmeyi amaçlıyorlardı. Ekte yer alan tabloda görüldüğü üzere dosyada mevcut Teoman Ekşioğlu Sincan Cezaevinde Osman Yıldırım?ı hiç ziyaret etmediği gibi Ahmet Doğan ile aynı gün değil aynı ay bile cezaevinde birlikte bulunmamışlardır! Osman Yıldırım?ın Teoman Ekşioğlu?na yönelik beni Ahmet Doğan ile ziyaret ettiniz yalanı böylece resmi belge ile tescil oluyordu, işte sözde asrın davasını yürüten savcılarımızın yürüttükleri gerçekte yalanın savaşından mutlak gerçek sahip çıkacaktır! Dosyada var, şunu vakit geçirmek istemiyorum.

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel mütalaasında niyet temenni ve tasarruv yöntemleriyle benim inandırıcılığımı ve güvenirliğimi zayıflatacak zorlamalara girmiştir, artık başta hukuk camiası olmak üzere aklıselim tarafsız olan büyük çoğunluk bu iddianame ve mütalaaları savcıların hazırlamadıkları yönünde kanaat taşımaktadırlar! Bunların belgelerini de mahkemeye sunacağım. Dosyamda var!

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, tanık İdris Arslan ve tanık Teoman Ekşioğlu?nun huzurda gerçeği ifade etmelerinden duymuş olduğu rahatsızlığı şu cümleler ile mütalaasında dile getiriyor, olayın ardından 20 Mayıs tarihli ifadesi sıcağı sıcağına alındığı için tanığı İdris Arslan?ı kastederek Teoman Ekşioğlu ile birlikte yaptığı görüşmede Muzaffer Tekin, Veli Küçük VKGB hareketi derneği ile toplantılara ilişkin beyanlarının daha gerçekçi olduğu kanaatine varılmıştır. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel mütalaasının 1134. sayfasında da Salih Kurter?i aklama çabalarına girmiştir. Oysa Alparslan Arslan?ın 11.08.2006 tarihinde dosya no 2006/158 Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde tutanaklara geçmiş olan ifadesinde ?Salih Kurter?in evinde Süleyman Esen?in bulunduğunu hatırlıyorum Cumhuriyet Gazetesinin bombalanma eylemini Salih Kurter?in evinde bulunduğum sırada anlattım. Salih Kurter bombayı atan çocuklar dikkat olsunlar aman yakalanmasınlar dedi, Süleyman Esen?de bomba atılma olayını bu sohbetler sırasında duydu Süleyman Esen bomba atılıp atılmaması konusunda bir şey söylemedi yalnız bu konuları Salih Kurter?in yanında konuşmamam gerektiğini söyledi? demektedir. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel siz Cumhuriyet Savcısısınız kanaatler ile 4 buçuk yıl devam eden davalar sonucu insanları suçlamayı bırakıp maddi olgular ileri sürün, ayrıca hala kafanızdaki kurguyu oluşturmak adına gerçek failleri gizliyorsunuz, tutanaklara geçmiş olan Alparslan Arslan?ın ifadesi Süleyman Esen ile Salih Kurter?in menfur saldırılar ile irtibatları konusunda sizin için hiç mi bir şey ifade etmiyor? Alparslan Arslan?ın liderimdir dediği Süleyman Esen?in Alparslan Arslan?a bu konuları Salih Kurter?in yanında konuşma demesi bir talimat değil midir? Salih Kurter ile Süleyman Esen?i şimdi de Osman Yıldırım?ı aklamak için her türlü hukuksuzluğa başvurdunuz. Bu tavrınız ile kendinizi tarafsız bağımsız ve adil vicdanlara tutsak ettiniz! Savcı Pekgüzel?in sekretaryası, tanık Burhan Gür?ün huzurda verdiği ifadesinde Alparslan Arslan?ın bürosuna gittiğini, Atatürk portesi bulunmadığı için kendisini uyardığını söyleyerek benim sorgu ifademde Alparslan Arslan?ın bürosunun yolunu dahi bilmiyorum beyanım ile Alparslan Arslan ile ilişkimin boyutunun deşifre olmaması suçtan kurtulmaya yönelik beyan verdiğimin anlaşıldığı ifade edilmiştir. Savcı hükmünü vermiş yargıç olmuş. Burhan Gür?ün bizzat görmüş şahit olmuş gibi ifade ettiği olayın gerçekte Burhan Gür?ün, Alparslan Arslan anlattı şeklinde tutanağı geçtiğini gördüm, bana suç bulaştırmaya çalışanlar yapmış oldukları çarpıtmalar ile aslında kendileri suçüstü oluyorlardı. Bu mütalaayı yazanlar gerçek failleri aklamak için bazen tanık ve sanık ifadelerini sıcak olarak bazen de ısıtamadıkları takdirde soğuk olarak servise sokmuşlardır! Halbuki Alparslan Arslan sıcak ifadesinde bürosuna gitmediğimi 3, 4 defa benim büromda görüştüğünü şahsımla yoğun bir ilişkisi olmadığını ısrarla vurgulamıştır. Ankara TEM Şubede birbirimizden ayrı olarak alınan ifadelerimizde bende sıcak ifademde aynı şeyleri söyledim lakin zaman zaman büroma gelen misafirlerime Atatürk posterleri verdiğim olmuştur Alparslan Arslan?la tanıştığımız zaman verip vermediğimi hatırlamıyorum, böyle bir anekdot oldu ise Burhan Gür?de bu durumu yıllar sonra çarpıtarak aktarabilir, nitekim de öyle olmuştur. Suçtan kurtulma ifadesinin bir savcıya ait olacağını düşünmüyorum, bu ifade hukuki ve ahlaki normları yok sayarak şahsımın menfur saldırıları ile irtibatlandırmaya çalışan bir kısım görevlilerin fezlekelerinin okunmadan mütalaaya geçirildiği kanaatindeyim. Bütün soruşturmaların polis merkezli yürütüldüğü savcıların yönlendirici denetleyici değil onaylayıcı ve meşrulaştırıcı bir görev üstlenmiş oldukları inkar edilemez bir gerçek olarak karşımızdadır. Ayrıca dosyadaki mevcut baz istasyon kayıtlarında şahsımı şüpheli yapacak herhangi tek bir somut delil bulunmamaktadır! Mütalaa açıklanmadan önce gazete görevlisi Nagihan Alçı sonucu almış ve beni menfur Danıştay saldırısı ile ilişkilendirebilmek gayesiyle kanıt olarak Alparslan Arslan ile 35 adet telefon görüşmem olduğunu, bununda suç kanıtı olarak yeterli olduğunu fütursuzca televizyon ekranlarında ilan ediyordu. Mütalaa açıklandığında ise Savcı Mehmet Ali Pekgüzel?in sekreteryası ne tesadüftür ki aynı ifade de bulunarak Alparslan Arslan ile 35 adet görüşme kaydımın bulunduğunu ifade ediyordu. Anlaşılan o ki şahsıma suç isnat eden enstrümanlar, aynı eller tarafından akort edilmişti. Hâlbuki iddianame sayfa 581?de Alparslan Arslan ile 31 kez görüştüğüm, iddianame sayfa 431?de 35 yine Ekim 2004, Mayıs 2006 tarihleri 27 geçmektedir. Bu ne anlama geliyor? Savcı Bey polis fezlekesini okuma gereği duymadığı gibi dosyaya giren HTS raporlarını da inceleme lüzumu görmemiş! Oysa gerçek 2004 Mart ayından menfur Danıştay saldırısına kadar yani 17 Mayıs 2006 tarihi itibariyle toplam görüşmeyi 28 bu görüşmeyi de bugün gerçekçi olduğunu düşünmüyorum, 3 adet SMS bulunmakta bir âdetini Alparslan Arslan gönderirken bir SMS?i ben göndermişim. 01.06.2005 tarihinde dikkatlerinizi çekiyorum aynı gün yönlendirme başlığı ile 532 29193 nolu şahsıma ait GSM hattından 0532 7533111 nolu telefonun arandığı iddiası mevcut, bu telefon Alparslan Arslan?ın değil fakat görüşme yapılmamış cihaz seri nosuna Alparslan Arslan?ın 532 6713439 nolu hattı yazılmış. Bu ne gayri ciddilik, bunu nasıl açıklayacaklar? Toplam olarak 2004 yılı ve 2005 yılında Alparslan Arslan beni 25 defa aramış gözüküyor bir SMS atmış, ben ise Alparslan Arslan?ı kendisini tanımış olduğum 2004 yılında 3 telefon ile aramış 2 defa da SMS atmışım, 2005 ve 2006 yılında tek bir aramam bulunmamaktadır, en son görüşme tarihimiz olan 6 Kasım 2005 tarihi menfur Danıştay saldırısından tam 6 ay öncesine denk gelmiştir. 13.11.2008 tarihli 13. Celsede yapmış olduğum savunmamdan alıntı yapan mütalaa verenler bu savunmamı çürütmek için ?Muzaffer Tekin Alparslan Arslan ile olay tarihinden en az bir buçuk yıl önce kendisi ile görüşmediğini Alparslan Arslan ile son irtibatının da olay tarihinden 9 ay önce kendisinden bir kandil mesajı alması şeklinde gerçekleştirdiğini, yapmış olduğu görüşmeleri ise Alparslan Arslan?ın avukatlık ilişkisi çerçevesinde gerçekleştirdiğini söylemiştir. Ancak telefon dökümlerine bakıldığında iki sanık arasındaki son irtibatın 16.11.2005 tarihinde yani olaydan 6 ay önce Alparslan Arslan?ın Muzaffer Tekin?i araması sonucu gerçekleştiği 35 görüşmeden sadece 3 mesajlaşma, 32 tanesinin karşılıklı görüşme şeklinde olduğu görülmüştür? denmektedir. Savunma yaptığım tarihte HTS raporları henüz elime geçmemişti. Menfur Danıştay saldırısı sonrası Ankara TEM Şubede gerçekleşmiş olan sıcak sorgumda Alparslan Arslan?ı ifade ettiğim gibi bir buçuk yıl hiç görmediğimi söyledim, önüme telefon irtibatları şeması getirdiler ve hatırladığım 9 ay önce bir görüşmemin olduğunu belirttiler, bende doğrudur arıyordu özel bir gün olabilir dedim, bu konuşma zihnimde yer ettiği için röportaj ve köşe yazarlarına gönderdiğim mektuplarımda bunu hep 9 ay olarak belirtmiştim. Evet, yukarıda arz ettiğim gibi ben sadece kendisini 2004 yılında 3 kez telefon ile aramış 2 kez mesaj çekmişim ne büyük bir çelişki yaratmışım savunmamda meğerse 9 ay değil de 6 ay önce, özel bir gün değil de telefon görüşmesi peki bu mütalaayı yazanlar sadece bu konuşma konusunda neler yapmışlar, bir de ona bakalım; Yukarıda karşılıklı 32 konuşma diyerek sürekli benim de Alparslan Arslan?ı aradığım bilinçli yanılgısını yaratmak istemişlerdir, kelimeleri tahrif ederek insanlara suç isnat etme çabalarının da karşılığı suç olsa gerek, üstelik 32 telefon görüşmesi değil toplam 28 gözüküyor ve burada da mahkemeyi yanıltıyorlar. Bununla da bitmiyor ben Alparslan Arslan?ı avukat kimliği ile tanıdım ifademi yapmış olduğum görüşmeleri ise Alparslan Arslan?ın avukatlık ilişkisi çerçevesinde diye yine çarpıtıyorlar, benim avukat kimliği dememdeki kastım hukuk adamlarının toplumda güvenilir ve itibar sahibi oldukları yönündeki kanaatime dayanmaktadır. Fakat bu mütalaayı kaleme alanlar Alparslan Arslan?ı benim avukatlığımı yapmış gibi yansıtmışlardır. İftirada sınır tanımayanlara artık söyleyecek sözde bulamıyorum. 13.01.2006 tarihinde Alparslan Arslan?ın 17:44, 18:51 saatlerinde telefonunun İstanbul Kozyatağı Hal adresinden baz verdiği, Muzaffer Tekin?in ise 17:33, 19:11 arasında, İsmail Eksik?in ise yine 17:56, 19:02 arasında aynı baz istasyonunda olduğunu söyleyen savcılar, ?Muzaffer Tekin, Alparslan Arslan ve İsmail Eksik?in aynı adreste buluştukları kanaatine varılmıştır? diyerek akıllarınca ifademi çürütmeye çalışmışlardır. Bahse konu baz istasyonu kapsamı alanı içerisinde yıllarca gittiğim bir inşaat şirketi sahibi çok yakın bir dostum bulunmaktadır. Bu uyduruk davada isimlerinin geçmesini istemediğimden dolayı sadece bu bilgi ile yetiniyorum.

Vicdanları yosun tutmuş, temennileri kanaat olmuş zihniyete karşı, maddi olgularla kendimi ispata hazırım. Mahkemenize şimdi sunacağım maddi olay tertipçilerin bütün kurgularını bozmaya yetecektir! Menfur Danıştay saldırısının ardından adımın bu olaya karıştığı dönemde evimde bulunduğum, kendisini İsmail Paker olarak tanıdığım İsmail Eksik adlı şahıs, Alparslan Arslan?ın evine zaman zaman misafirliğe geldiğini ve oğlu ile de evde güreş tutacak kadar samimi ilişkileri olduğunu söyleyince bugüne kadar neden hiç bahsetmedin diye sorduğumda konusu olmadı şeklinde yanıt vermişti. Ben Ankara?da TEM Şubede sorguda iken avukatım Osman Aydın Şahin?e bu hususu anlattım, yanılmıyorsam Aydınlık Dergisinde de bu konu yer aldı. Kendisini İsmail Paker olarak tanıtan İsmail Eksik isimli bu şahıs mahkeme huzurunda Alparslan Arslan?ı kesin olarak tanımadığını ifade ederken ben ise yaşadıklarımı anlattım. İsmail Eksik?in bu şekilde davranmış olmasına özel bir mana yüklediğim anlaşılmasın doğru söyleyenlerin cezalandırıldığı, yalancıların ödüllendirildiği için böyle davranmak zorunda kalmış olabilir diye düşünüyorum. Ben nasıl İsmail Eksik ve Alparslan Arslan ile bir araya gelirim? Bu iddialarda bulunanlar bütün gerçekleri bilmelerine rağmen hiç mi sıkılmazlar? Bu tertibi devam ettirmenin amacı nedir? 14.11.2008 tarihli 14. Celsede benim, Alparslan Arslan bu davada yargılanan sanıklardan sadece Hüseyin Görüm ile ilişkisi vardır, Hüseyin Görüm?ün ifadelerine dayanarak ifademi mütalaa verenler çürütmek için 9 kişi ile ortak irtibat tesis etmişler. Fakat bu isimlerin hiçbirisi bu davanın sanığı değil ki, ben hukukçu değilim ama bu mütalaayı çok daha hukuki ve özenli yazacağıma inanıyorum, çünkü ben vicdan sahibiyim. Saygın bir gazeteci bakınız ne diyor; Polis vesayetindeki adliye başlıklı köşe yazısında özetle; ?Türkiye uzunca bir süredir adliyenin polis vesayetine girdiği bir ülke konumuna geldi, uzunca bir süredir Savcıların ve yargıçların görevini polisler yapıyor, çünkü soruşturmayı savcı değil polis yürütüyor sanıklara ne sorulacağını polis yazıp savcının eline tutuşturuyor, yargıç karşısına çıkarılan sanıkları ilk sorgularında yine polisin yazıp savcı ile yargıçlara verdiği sorular soruluyor, yaz kızım adli hükümleri yetersiz kalacağından tutuklanmasına.? Yine devam ediyor dürüst ve hukuka bağlı savcı ve yargıçları tenzih ederim elbette ancak bu durumdaki savcılar bunu nasıl içlerine sindiriyorlar? O yargıçlar bunu kendi vicdanlarına nasıl kabul ettirebiliyorlar? Tahmin etmek zor değil, çünkü onlar hukuk adına değil bir misyon adına oradalar, eskiden başkalarının vesayetine ve misyonuna bakanlar vardı, şimdi bunlar fazla söze gerek yok demektedir. Menfur Danıştay saldırısı akabinde düğmeye basılarak şahsıma yaşatılanlar ise Karadayı adlı dizinin gerçek hayata yansımasından farklı bir durum değildir. Hayali karakterlerin dahi karşısında çaresiz kaldığı kötülüklere bizler yıllardır göğüs geriyoruz. Asli faillerin gizlenerek menfur Danıştay saldırısını masum insanlara yıkmak adına bu toprakların daha hiç görmediği, şahit olmadığı, adaletsizlikler ve vicdansızlıklar fütursuzca uygulanmaktadır! Saygın bir hukukçu ?bir ülkede rejim değiştiriliyor ise yargı yol açma makinesi olarak kullanılır? diyor. Ne kadar doğru, amaca gitmek için araçları yok et! Mütalaanın hiçbir bölümünde şu ifadeleri gördünüz mü? Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi karar duruşması tarih 12.02.2008 Osman Yıldırım: ?O İngiliz p??inin kurduğu Cumhuriyeti başınıza yıkacağız! Evet, benim yegâne görevim Cumhuriyeti yıkıp ikinci Osmanlı devletini kuracağım!? devamında Mahkeme Başkanına hitaben, Osman Yıldırım: ?Sende onun p??isin! Cumhuriyeti yıkıp şeriat düzeni kuracağım!?

Menfur Danıştay saldırısından hemen sonra Osman Yıldırım?a ait dinlenen telefon teknik dinlemesi:

X Erkek: Bu Alparslan?ın soyadı neydi?

Osman Yıldırım: Arslan.

X Erkek: Ula bütün televizyonlar ondan bahsediyor.

Osman Yıldırım: He doğrudur.

X Erkek: Danıştay?ı basmış şaşırmış mı?

Osman Yıldırım: He doğrudur!

X Erkek: Allah Allah, iyi tamam hadi görüşürüz.

Osman Yıldırım:  Sen nasılsın?

X Erkek: İyiyim sağ ol!

Osman Yıldırım: Güzel yapmış la, helal olsun!

X Erkek: Ne güzel yapacak ya iş midir o salaklık!

Osman Yıldırım: Olur mu ya Allah?ın askeri ya!

Osman Yıldırım?ın köylüsü olan Nusret Aras?ın Ankara TEM Şubede 20.5.2006 tarihinde vermiş olduğu hem de üzerinden dumanlar tüten sıcak ifadesini mütalaada gördünüz mü? Bakınız Savcı Mehmet Ali Pekgüzel?in itibarlı tanığı, domuzun başına tülbent örtülmüş gazeteyi göstererek köylüsü olan Nusret Aras?a ne diyor?

?Böyle o? çocukları yüzünden Türkiye karışacak!?

Nusret Aras ifadesinin devamında; ?Ertesi sabah 17.05.2006 günü saat 09.30 sıralarında Osman Yıldırım beni tekrar aradı, sesi tuhaf geliyordu, neredesin diye sordum, bana Yenidoğan?da bulunan petrolün karşısındaki kahveye gel dedi, bende hemen oraya gittim. Ancak Osman Yıldırım yoktu, kendisinin nerede olduğunu sormak için aradım ancak ulaşamadım.?

Tabi bununla da kalmıyor, savcı Mehmet Ali Pekgüzel sorgusunda bu ifadeleri çürütmek için her türlü desteği veriyor. Bütün bunları kamufle etmek için de, ?Muzaffer Tekin yapmış olduğu savunmalarda Alparslan Arslan ile tanışması konusunda Ayhan Parlak ile olan ilişkisine hiç değinmemiş!? diyerek hedef saptırıyor. Bunun için zamanım yetmiyor bir dosya hazırladım arz edeceğim mahkemenize. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, ?Alparslan Arslan ile kendi bürosunun yanında avukatlık büroları bulunan Teoman Ekşioğlu ve Orhan Kadı vasıtasıyla tanıştığını beyan etmiş olsa da Alparslan Arslan, Muzaffer Tekin ile Doğuş Factoring?in avukatlığını yaptığı sırada Ayhan Parlak vasıtasıyla tanıştığını beyan etmiş.? diyerek aklınca beni yalanlıyor. Hâlbuki savcı bizzat kendisi sanık ve tanıklar içinde olsa gerek, sıcak olarak tanımladığı ilk ifadelerinin geçerli olduğu vurgusunu yapmıyor mu?

Alparslan Arslan 21.05.2006 tarihinde, savcı Şemsettin Özcan?a vermiş olduğu sıcak ifadesinde ?Muzaffer Tekin isimli şahsı tanırım, kendisi ile yoğun bir samimiyetim yoktur. Muzaffer Tekin ile nasıl ve kimin ile aracılığı ile tanıştığımı hatırlamıyorum. Ben bir avukat olduğum için bu ilişkilerim çerçevesinde tanımış olabilirim.? demektedir. İfadelerini test eden savcı, önüne konan mütalaayı okuma zahmetinde bulunmuş olsaydı adaletine olan güven kaybımın hiç olmazsa bir bölümünü telafi edebilirdi.

Şöyle ki; Ankara TEM Şubede vermiş olduğum sıcak ifademde ?Alparslan Arslan?ı büromun yanındaki hukuk bürosunda çalışan Teoman Ekşioğlu ya da Adnan Güleç tanıştırmış olabilir? dedim. Yukarıda yer alan Teoman Ekşioğlu, Orhan Kadı tanıştırdı kesin ifadesini kullanmadım! Savcı neden ifadelerimi çarpıtıyor? Burhan Gür?ün ifadesini mütalaaya koyan savcı, Adnan Güleç?in ?Alparslan Arslan ile Muzaffer Tekin?i ben tanıştırdım! ifadesini neden görmezden geliyor? Ya da, onlarca tanıktan dinlenen ?Muzaffer Tekin?i Doğuş Faktöring de görmedik!? ifadelerini yok sayıyor?

Sadece iddia makamı değil, duruşmada Üye hâkim Sedat Haşıloğlu?nun bir sorgusunu burada sizlere arz edeceğim. Takdir sizlerin.

31.05.2011 tarihli 185. Celsede Üye hâkim Sedat Sami Haşıloğlu Tanık Necat Uysal?a Doğuş Faktöring ile ilgili şu soruyu yöneltmiştir; ?Yine sizin ilklerden yani ilk söylediğiniz sizin dışınızda bunu kimse söylemedi, hatta sizin söylediğinizin tersine bizzat ilgili kişiler farklı beyanlarda bulundu. Alparslan Arslan?ı Doğuş Factoring ile ben tanıştırdım.

Tanık Necat Uysal: Evet ben tanıştırdım!

Üye Hâkim, Sami Haşıloğlu: Yani Alparslan Arslan?ın daha önceden hiçbir irtibatı yoktu. İlk irtibatını siz mi kurdunuz?

Tanık Necat Uysal: Evet Ahmet abiyle ilk irtibatını ben kurdum!

Üye Hâkim, Sami Haşıloğlu: Sizin bunu Alparslan Arslan böyle bir şey demiyor yalnız.

Tanık Necat Uysal: Sorarsanız söyler!

Üye Hâkim, Sami Haşıloğlu: Sorduk zaten defalarca sorduk. Siz, ilk kez bunu yani burada.

Tanık Necat Uysal: Evet.

Üye Hâkim, Sami Haşıloğlu: İlk olarak. Necat Uysal bunu ispat ediyor, kanıtlıyor kendince.

Üye Hâkim Sedat Sami Haşıloğlu: Bunu şimdi ne diyorum, bakın Alparslan böyle bir şey demedi, Teoman demedi, Burhan Gür demedi.

Tanık Necat Uysal: Efendim Teoman da Burhan da bilmiyor bunu!

Üye Hâkim Sedat Sami Haşıloğlu: Yani kimse demedi bunu ilk kez siz söylediniz yani Doğuş Faktöring ile Alparslan?ı ben tanıştırdım deyip bir beyanda bulundunuz.

Tanık Necat Uysal: Evet efendim.

Üye Hâkim Sedat Haşıloğlu: Alparslan Arslan?a şimdi bunu soracağız yine hastayım diyecek.

Tanık Necat Uysal: Bir şey diyemiyorum efendim. Yani ben.

Üye hâkim Sedat Haşıloğlu?nun dava dosyasına hâkim olduğunu düşündüğümden, Necat Uysal?ı sorgulamasında sorgu tekniği sınırlarını zorlayarak ısrarcı olmasından herhalde bir bildiği vardır diye düşündüm. Alparslan Arslan, Teoman Ekşioğlu ve Burhan Gür başta olmak üzere diğer tanıkların konu ile ilgili ifadelerini tek tek inceledim. Belki, gözümden kaçmışsa burada tekrar müdahale edebilirler. Üye hâkim Sedat Haşıloğlu?nun tanık olarak sorguladığı Necat Uysal?a, verdiği ifadelerden adeta pişman ettirircesine baskı altına alarak yönlendirme yaparak bunu ilk defa sen söylüyorsun Teoman öyle söylemedi, Burhan böyle söylemedi, Alparslan Arslan böyle bir şey demiyor ifadelerinin gerçek olmadığı bahse konu isimlere ne konu hakkında bir soru sorulduğunu, ne de onların bu konu ile ilgili bir ifadelerinin tutanaklarda yer almadığını kendi gözlerimle gördüm. Ama hukukçu olarak dikkatlidir, bunu önünüze getirirse ben utanç duyacağım.

Tanık Necat Uysal?ın samimi beyanları ile bir kez daha benim Doğuş Faktöring ile olmayan irtibatım tescil edilmiştir!

Tanık Necat Uysal?a yapılmış olan baskı ve yönlendirmenin sebebinin ifadesinden Muzaffer Tekin aleyhine tek bir delil elde edilememiş olmasıdır!

Bugüne kadar hiç kimseyi zan altında bırakmamak için irtibatlandırıldığım telefon numaraları ve kişileri dahi sorgulamadım, lakin Oğuz Bulut ile 14 defa görüştüğüm şeklinde gerçek dışı iddiadan sonra mütalaaya giren özellikle 2004?2006 yılları arasında Semih Tufan Gülaltay ile görüştüğüm iddialarını kesinlikle reddediyorum. Semih Tufan Gülaltay?ın cezaevine giriş ve çıkış tarihleri göz önüne alınarak bu süreç içerisinde görüştüğüm iddiaları mütalaada yer alıyorsa herhalde sizinde bu mütalaayı önünüze getirenleri söyleyecek bir sözünüz olacaktır! Gerçek öyle, ben cezaevindeyken kendisiyle görüştürülmüşüm 24.03.2006 tarihinde Semih Tufan Gülaltay ile görüştüğüm kesinlikle doğru değildir! Bu GSM hattının kendisine yakın birisinin kullanmış olması ile ancak böyle bir irtibat tesisi edilebilir. Ulusal Birlik Partisi ile ilgili 2006 yılında bir televizyonda program yapıldığını hatırlıyorum programın kaseti iddia makamı ve mahkemenizce muhtemelen incelenmiştir. Son derece sık görüştüğüm ve partisinin yönetim kurulunda olduğum iddia olunan Semih Tufan Gülaltay ile orada birlikte olmam gerekmez miydi ya da parti çalışmaları, toplantıları, kongreleri gibi etkinliklerde katılımcı olduğuma dair tek bir somut delil maddi delil var mıdır? Eğer iddia edildiği üzere yönetim kurulunda olsaydım elbette çalışmalarda varlığıma şahit olan birileri olabilirdi, ama yıllar önce prensip olarak almış olduğum karar gereğince hiçbir dernek, parti üyesi ya da yöneticisi olmadım. Siyasete hayatımın hiçbir döneminde sıcak bakmadım. Bu davaya ve yargılanan insanlara şekil veren bir iradenin varlığına dair düşünce bizlerin dışında ülke kamuoyunun algısında yer etmişse ben daha neyi savunayım!

Savcı, bir bayan gazeteci ile yapmış olduğum röportajı mütalaasında kullanarak mahkemeye delil olarak sunmuştur. Söz konusu röportaj klasik gazeteci marifeti ile çarpıtılmış şahsi ifadelerimden farklı anlamlar çıkartılarak yayınlanmıştır. Yayınlandıktan sonra son derece rahatsızlık duyduğum bu röportajla ilgili gazeteci bayanı arayarak düzeltilmesi yönünde yapmış olduğum taleplerim ise maalesef yerine getirilmemiştir. İfadelerimin son derece yanlış ve farklı bir yorumla gazete sayfasında yer almasının altında yatan nedenin, mesleki kariyer ya da tiraj kaygısından öte amaçlar olduğu bir gerçektir!

Sayın Veli Küçük ile şahsen ilk tanıştığım güne kadar 3 veya 4 defa aradığım doğrudur, bunun gerekçelerini mahkemeniz için bir önem taşıyor ise ve zaman kısıtlamasına gitmezseniz arzu edebilirim. Boğaç Murat Karahan?ı Öztürkler sitesinde tanıdım onun özellikle altını çiziyorum, vurguluyorum. Gazeteci bayanın belirttiği gibi röportajımda Veli Küçük?ü ilk kez Öztürkler web sitesinin açılış gecesinde gördüm şeklindeki ifademi 2002 yılından beri görüşüyorum şeklinde yayınlanarak bu tahrif edilmiştir. Emekli olduktan sonra emekli Orgeneral Necdet Öztorun ile tesadüfen karşılaştığımda, ?oğlum seni bir tayin ile mahkemem devam ederken başka bir birliğe atayacaktı. Fakat Orgeneral Necdet Üruğ emekliliğim konusunda çok ısrarcı oldu hatta gıyabında bu rütbede bir subay, orduda bu kadar etkin olursa ileride darbe yapar şeklinde ironik ifadelerde bulunuldu.? Ben konuşulduğunu söyledi, ben bu iddianame mütalaada yazılanlar gibi gerçekten darbe yapılanmaları içerisinde olsam hakkımda şüphe uyandıracağını düşündüğüm hususları konuşur muyum? Bu diyalog da o günlerde irticadan ordudan atılmış haberlerine açıklık getirmek adına gerçekleşmiştir! Benimle ilişkilendirildiğini eve bırakılan zabıtlardan anladık hatta kâğıdı Şişli Noteri Mehmet Bey?den almışlar bu röportajda polis aramaya giderken notları noterden mi alır veya zabıtları buda bu röportajın özenli olup olmadığı konusunda sizlere bir fikir verir düşüncesindeyim. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel mahkemeye sunmuş olduğu mütalaasında olağanüstü saptamalarda bulunurken irtibat tesis etmekten yorulmuş bitap düşmüş. Osman Yıldırım: ?Muzaffer Tekin, Avukat Teoman Ekşioğlu?nu bana gönderdi dini içerikli konuşsun.?

Sonuç; Alparslan Arslan?ın dini söylemler söylemesini Ergenekon terör örgütünü kendisine telkin etti, fakat Osman Yıldırım?ın yalanı bilindiği halde itibar ediliyor.

?Muzaffer Tekin çuval hadisesine tepki gösterdi. Alparslan Arslan?da Irak?a savaşa gideceğini söylediğine göre aralarında eylem birliği var.?

Sonuç; Savcı iddia ettiği örgütün darbeyi tehir edip ülke sınırları dışında eylem yapacağını ima ederek gerçekten bu kurguyu bizzat kendisi itiraf ediyor.

?Muzaffer Tekin nasılsınız diye soranlara bomba gibiyim cevabını veriyor.?

Sonuç; Milyon kere bingo, bu ifadesi Cumhuriyet Gazetesine bomba atılması olayında Alparslan Arslan?a azmettirmesi için yeterde artar bile.

?Mustafa Alpay yakında sansasyonel eylemler olacak dedi.?

Sonuç, ?Mustafa Alpay Muzaffer Tekin?i tanıyor, bunu Muzaffer Tekin?den duymuştur, işte Danıştay olayının azmettiricisi de bulunmuştur!?

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel sahip olduğu benzersiz donanım ve niteliklerinin sadece dört tanesini kullanarak bu davaları pek güzelce çözmüştür!

Titr?i savcıdır!

Duruşmalarda Nihat Taşkın ile Osman Yıldırım?ın avukatıdır!

Lehte olan delilleri yok etmesi ve Osman Yıldırım?ın lehine delil yaratması ile illüzyonistdir!

Ve, müthiş öngörü, meşhur kanaatleri ile geleceği öngören bir medyumdur!

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: ?Sayın Başkanım savunma.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Savcı Mehmet Ali Pekgüzel?in? (bir kelime anlaşılmadı).?

Mahkeme Başkanı: ?Bir dakika Muzaffer Bey.?

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: ?Savunma kutsal tabi kesilmemesi lazım ama lütfen yani savunma sınırlarını aşan şeylerde müdahale ederseniz iddia makamını suçlayıcı.?

Salonda söz almadan konuşanlar oldu anlaşılamadı.

Sanık Muzaffer Tekin: ?Hiçbir şey savunma sınırlarını (bir kelime anlaşılmadı).?

Mahkeme Başkanı: ?Onu hatırlattık savcı, bir dakika Muzaffer Bey.?

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: ?(bir kelime anlaşılmadı).?

Salonda söz almadan konuşanlar oldu anlaşılamadı.

Sanık Muzaffer Tekin: ?(birkaç kelime anlaşılamadı).?

Mahkeme Başkanı: ?Muzaffer Bey lütfen bizim muhatabımız.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Konuşmasın başkanım!?

Mahkeme Başkanı: ?Efendim hatırlattık size bakın tekrar hatırlatıyorum.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Otur orada dinle!!!?

Mahkeme Başkanı: ?Muzaffer Bey lütfen efendim şahsileştirmeyin.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Hiç iftira yok, yalan yok, peki.?

Mahkeme Başkanı: ?Lütfen efendim öyle demeye hakkınız yok!?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Zaman geçiyor başkanım.?

Mahkeme Başkanı: ?İlave ederiz suç teşkil edecek herhangi bir şey söylemeyin burası suç işleme yeri değil lütfen savunma kapsamında kalın!?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Zaman geçti!?

Mahkeme Başkanı: ?Hakaret, iftira anlamına gelebilecek şeyler söylemekten çekinin.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Hakaret (bir kelime anlaşılmadı) Hepsi gerçek! Hepsi gerçek!?

Mahkeme Başkanı: ?Buyurun!?

Salonda söz almadan konuşanlar oldu anlaşılamadı.

Mahkeme Başkanı: ?Savunmaya saygılıyız ama bununda belli bir sınırı var burası.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Bakın, geldi dengemi bozdu siz ne güzel dinliyordunuz başkanım.?

Mahkeme Başkanı: ?Efendim okuyorsunuz buyurun, okumaya buyurun!?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Evet beş dakika ilave ederseniz efendim. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel?in Ali Yiğit konusundaki mütalaasında bir çaresizlik hali var onu şimdi arz edeceğim Ali Yiğit üzerinde baskı yapılarak ifadesinin değiştirildiğini iddia ederken ben baskı yapmışım.

Herhalde kendisinin aleyhimize tanıklık yaptırmak için bir kısım sanıklar ile yaptığı pazarlıklar aklına gelmiş.

En az sayıları on?a yakın sanık bizim aleyhimize ifade vermeleri konusunda baskı gördüklerini mahkeme safahatında ifade ettiler!

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel?in bu iddiasını ispat edemez ise müfteri konumuna düşer. Bana suç isnat etmek adına insani ve mesleki normları zorlamasının çok önemli bir nedeni mi var?

Ayrıca beni tanıyanlar bilirler ki, insan devşirme gibi ahlaki olmayan yöntemlerle işim olmaz.

Hayatımın hiçbir döneminde hiçbir pazarlık içinde olmadığımdan bir günde çok sevdiğim üniformamı çıkarmak mecburiyetinde kaldım!

Şimdi kimin pazarlık yaptığını görelim. Gizli Tanık Boyabat burada bana iğrenç iftiralar attı. Taner Büber isimli birisi ile irtibatlandırdı, tanımıyorum dedim! Bu olaylar gerçek değil yaşanmamıştır dedim. Taner Büber iddiaları gazetede okumuş ve bu olayla Tanık Boyabat?la ilgili mektup göndermiş, beni doğruluyor ve sonunda şöyle diyor; ?Eh maalesef Ergenekon savcıları da Ergenekon sanıklarına dair kim ve neyi, nasıl söylerse söylesin mubah saydıklarından dolayı böylesi ?? söylediklerini esas alıyorlar ve üstelik soruşturma savcısının da anlatacaklarının karşılığında kendi yargılandığı ceza davalarından iyileştirme talep ettim, bu ifadenin altında da savcının imzası var size açıklasın. Öyle bir hale geldik ki, savunmalarımızı bile savunmak durumunda bırakılıyoruz! Savunmamda, el bombaları konusunda Oktay Yıldırım?a savunmalarında destek olduğumu ifade eden savcılar, Bayrampaşa Cezaevi karantinasında kaldığım günden bugüne dek o bombaların kime ait olduğu konusunda yapmış olduğum samimi ifadeleri yok saymışlardır. 199. Celsede de müdahale ettiniz. Daha önce bunlar benim tarafımdan söylendi diye ve telefon kayıtlarını istedim, kendimden emin olduğum için. Savcı gerek Ali Yiğit?in verdiği 19 Temmuz 2007 tarihli ifadeyi ve gerekse mahkeme huzurundaki ifademi çürütmeye çalışarak mahkemenizin ciddiyetine gölge düşürmektedir, binlerce sayfa iddianame ve mütalaa yazan savcının Ali Yiğit?in ifadesinin baskı altında verilip verilmediğini anlayacak kapasitede olduğunu düşünüyorum.

14.11.2008 tarihli 14. Celse de, bugün yaşadıklarımdan sonra devlet görevlilerinin politize olmaları ve ikbal uğruna bu senaryoda aktif rol almaları Saygı Öztürk?e vermiş olduğum röportajımı haklı çıkarmıştır! Tutuklanmadan gazetecilere yapmış olduğum açıklamada ise Danıştay olayında şahsıma yapıldığı gibi burada da Oktay Yıldırım?a bu komplo kurulduğunu düşünüyorum demiştim. Bugün düşündüklerimde haklı olduğumu da bu süreçte izledim ifadesini kullanmıştım. Bu fikre sahip olmamın en büyük gerekçesi de önümüze getirilen 2500 sayfalık iddianamede Osman Yıldırım?ın aleyhime ifade verdirilmesiydi. Menfur Danıştay saldırısına iştirak ettiği o dönem Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi kararı ile cezası onanmış şahıs ile sohbet ortamında ?Osmanım? samimiyetiyle Savcı Mehmet Ali Pegüzel?in ifade alması benim bugünkü tabloyu o günlerde görmeme yetmişti. Mahkemenizin 03.02.2009 tarihli 7 nolu ara kararından rücu ederek, Ümraniye?de bulunan 27 Adet el bombasının imhasından geriye kalan materyaller içerisinde ivedilikle bilirkişi incelemesinin yapılması, yapılacak olan inceleme ve bu materyallerin patlayıcılık niteliğine haiz olup olmadıklarının belirlenmesine talebim, mütalaada Savcı Mehmet Ali Pekgüzel tarafından Oktay Yıldırım?ı desteklediğim şeklinde değerlendirmiştir. Savcı Bey gerçekten bu mütalaayı okudu ve hala bunu savunuyor ise söyleyecek bir kelime bulamıyorum. Fakat okumadı ise bu ifadeleri kendisini şaibe altında bırakacaktır. Niçin mi? Ben üzerime yapıştırılmak istenen ve hiçbir ilgim olmayan bombalar ile irtibatlandırılırken her şeyin didik didik edilmesini talep ediyorum. Savcı Bey ise bundan rahatsızlık duyuyor gerçekten Posta Gazetesinde gösterilen Oktay Yıldırım?a ait olduğu iddia edilen bombalar o hali ile patlayıcı özelliği olmayan materyaller ise bunu öğrenmek hakkım değil midir? Gerçeğin ortaya çıkmasından niçin imtina ediyorsunuz? Bombalar ile beni irtibatlandırma gafletine düşmeseydiniz bile örgüt yöneticisi olduğum iddia edilen konumumdan ötürü tüm masum sanıkları savunmak adına bunu da görev addederdim. Bu ifademden de bir mana çıkarıp elemanlarını savunuyor dememeniz için masumiyetlerini özellikle vurguluyorum.

Savcıların, ifadelerimin inandırıcılığını yok etmek gayesiyle mütalaada yapmış olduğu bir tespit var ki, insan aklını zorluyor. Muzaffer Tekin?in 12.05.2009 tarihli 85. Celsede cep telefonumdaki bir mesajı hatırlattınız, o gece dediniz dürüst ve doğru olduğumu ifade eden o gece kimseye mesaj çekmedim refleksi oldu bir gece önce dediniz hatırlayamadım ve şimdi o mesajı gazetede buldum oturdum çektiğim mesajı arz ediyorum diyerek iki kıtayı mahkemenize arz ettim bu kıtanın altında değerlendirme yapan mütalaa ekibe bahse konu telefon dökümüne bakıldığında aldığı tek mesajın 00.45?te olduğu görülmüş gece kendisine herhangi bir mesaj gönderildiğine dair kayda rastlanılmamıştır. Dolayısıyla Muzaffer Tekin?in bu beyanlarının gerçeği yansıtmadığı anlaşılmıştır? demektedir. Sürekli savcı mütalaası diyerek kendilerini rencide etmek istemiyorum. Savcılık sekreteryasının gerçeği yansıtmadığını şimdi somut olarak arz ediyorum! Şöyle ki, yine sanık 85. Celsede söz konusu mesajı bulduğunu söyleyerek iki kıtasını okumuştur internette ve Halil Söyler tarafından yazılmış olduğu ve 3 kıtadan oluştuğu, sanığın duruşmada okumadığı şiirin ikini kıtasının aynen az kaldı (bir kelime anlaşılmadı) taşmanı sabırdan bendeni yıkıp aşmana, hürriyeti esip düşmana, saçını başını yolanlar bilir. Arka plan görevlileri yukarıdaki bu kıtayı özellikle okumadığını dikkate değer görmüşlerdir. Savcı Bey sorgumdaki ifademi dinleyip dikkatli dinleyip okuyup bu işi başkasına havale etmeseydi art niyetli olanlarında kendisini zor durumda bırakmasını önlerdi diye düşünüyorum. 83. Celsede hâkim Sedat Sami Haşıloğlu?na ifade ettiğim üzere söz konusu mesajın İbrahim Şahin?den gelmiş olduğunu hatırlıyorum dedim. O gece bana mesaj gelmediği mütalaaya kasıtlı yazılmıştır, yalandır! Bunun sebebi ise 85. Celsede şimdi o mesajı gazetede buldum, oturdum çektiğim mesajı arz ediyorum ifademi ya anlayamamışlar ya da bilerek görevlerini kötüye kullanarak mahkemeyi yanıltmak istemişlerdir. Benim hatırlayamadığım bahse konu mesaj 83. Celsedeki savunmamdan sonra bir gazetede yer aldığı için oradan yazdığım metni 85. Celsede yani bu yargılamalar devam ederken savunmamda mahkemenize sundum. Bana gönderilen mesaj ile şiirin varlığından haber oldum mütalaa ekibinin okumadığımı iddia ettiği kıtayı size duymadım bilmiyorum suç ve suçlu yaratmak adına öküz altında buzağı arayan zihniyet şiiri bilmediğim ve dolayısı ile hiç kimseye de göndermediğim kıtasını mahkemeden sakladığımı hangi mantıkla ifade edebilir. İfadelerimin doğruluğunu emniyet birimlerince el konulan bilgisayarıma yapılacak teknik inceleme kolaylıkla kanıtlayacak sehven bir yanlışlık olmadı ise söz konusu o web sitesine tarafımca giriş yapılmadığı da ortaya çıkacaktır. Fakat niyetler başka bütün bu zorlamaların yegâne sebebi bırakınız bir eylem talimatını bu konuda telkin tavsiye ya da ihmal yollu dahi bir konuşmama ortaya koyamamalarındandır! Davanın asli faillerini aklayıp sanal failler yaratma gayreti işte insanı böyle mantıktan münezzeh yerlere sürüklemektedir!

Bir 10 dakika ara verebilir misiniz Başkanım.?

Mahkeme Başkanı: ?Devam edin efendim, devam edin.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Yorulduk başkanım!?

Mahkeme Başkanı: ?Devam edin!?

Salonda söz almadan konuşanlar oldu anlaşılamadı.

Mahkeme Başkanı: ?Buyurun.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Ya dişlerimi çektirdim, tedavi oluyorum ağrı kesici ile geldim buraya!?

Salonda söz almadan konuşanlar oldu anlaşılamadı.

Mahkeme Başkanı: ?Buyurun devam edin ben ara veririm sonra buyurun!?

Salonda söz almadan konuşanlar oldu anlaşılamadı.

Sanık Muzaffer Tekin: ?Başım dönüyor raporla geldim konuşamıyorum!?

Mahkeme Başkanı: ?Buyurun efendim devam edin bir 10, 15 dakika daha devam edin!?

Salonda söz almadan konuşanlar oldu anlaşılmadı.

Mahkeme Başkanı: ?Müdahale etmeyin buyurun.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Almayacağım bir şey devam.?

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: ?Başkanım sağlık durumu önemli.?

Salonda söz almadan konuşanlar oldu anlaşılmadı.

Mahkeme Başkanı: ?Tamam buyurun efendim.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Önemli değil önemli değil.?

Sanık Muzaffer Tekin müdafii Av. Selin Deviren Tahtabiçen söz almadan konuştu: ?Ağrı kesici ister misiniz??

Sanık Muzaffer Tekin: ?Önemli değil gerçekler konuşulunca rahatsız ediyor önemli değil.?

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: ?Otursun biraz.?

Deliller karartılarak Danıştay failleri nasıl gizleniyor, Savcı Pekgüzel menfur Danıştay saldırısını.?

Mahkeme Başkanı: ?Mikrofonu yaklaştıralım.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?En küçük somut bir delili ortaya koyamamasının vermiş olduğu hezeyanla akıl ve mantık sınırını aşan zorlamalara başvurmaktadır! Halk arasında bilinen bir misalde Temel arkadaşı Dursun?la dava kapadı deyince kızılca kıyamet kopar ve vay sen bana nasıl ördek dersin der, bunu diyen Dursun?un hışmına uğrar büyük bir şaşkınlıkla ne olduğuna anlamayan Temel meramını anlatmaya fırsat bulduğu an aldığı yanıt şaşkınlığını daha da artırır;

Havada kara bulutlar var dedin. Yağmur yağacak demek ki,

Yağmur yağınca su birikir,

Biriken su göl olur,

Gölde ördek yüzer!

Savcı Pekgüzel?in çözümlemelerine bundan daha iyi bir örnek olamaz diye düşünüyorum. Mantık, aynı mantık!

Savcı mütalaasında aşağıdaki ifadeler yer almaktadır, ?Otel görevlilerinin ve polis beyanları doğrultusunda Alparslan Arslan eylemi tek başına gerçekleşmiştir! Osman Yıldırım?ın eyleme katılmaması yönünde iradesi açıktır, Osman Yıldırım hakkında gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanması.

Savcılar iddianamelerinin hukuki değerlendirmelerinde ise Danıştay 2. Daire Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin?in öldürülmesi, aynı dairenin Başkanı Mustafa Birden Üyeleri Ayfer Özdemir, Ayla Gönenç ile Tetkik hâkimi Ahmet Çobanoğlu?nu öldürmeye teşebbüs olayına suça katıldığından şeklinde iken ne oldu da mütalaasında Osman Yıldırım?ı Danıştay saldırısından aklanmasını istemiştir??

Mahkeme Başkanı: ?Evet.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Osman Yıldırım iftira aktıkça ödüllendirip.?

Mahkeme Başkanı: ?Oraya nokta koyalım bir dakika. Son savunması alınması sırasında tutuklu sanıklardan Fatih Koca?nın geldiği görüldü. Huzurdaki yerine alındı. Ayrıca sanıklar Fatih Koca ve Cem Şimşek müdafii Av. Kemal Yener Saraçoğlu, sanık Recai Alkan müdafii Av. İhsan Nuri Tezel, sanık Mustafa Ali Balbay müdafii Av. Oktay Yılmaz, Sanık Boğaç Kaan Murathan müdafii Av. Ümit Şahin, sanıklar Muhittin Erdal Şenel ve Mustafa Koç müdafii Av. Abdullah Kaya, sanık Mehmet Otuzbiroğlu müdafii Av. Burak Candan, sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük?ün geldikleri görüldü, huzurdaki yerlerine alındı. Saatin 11:16 olduğu görüldü.?

Duruşmaya kısa bir ara verildi.

Duruşmaya kaldığı yerden devam olundu.

Mahkeme Başkanı: “Verilen arada sanık Mehmet Zekeriya Öztürk müdafii Av. Lale Beşe, sanıklar Tuncay Özkan, Levent Göktaş, Mustafa Dönmez müdafii Av. Serkan Günel?in geldikleri görüldü, huzurdaki yerlerine alındı. Muzaffer Bey rahatsızsanız eğer oturup da savunma yapabilirsiniz yani sırada.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?(bir kelime anlaşılmadı).?

Mahkeme Başkanı: ?Peki peki kalan süre.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?(bir kelime anlaşılmadı) Beş dakika ilave edeceksiniz başkanım.?

Mahkeme Başkanı: ?Kalan süreyi başlatıyoruz sanık Muzaffer Tekin esas hakkında son savunmasına devamına buyurun.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Ne oldu da Osman Yıldırım Danıştay davasında menfur saldırısından aklanmıştır? Duruşmaların başlamış olduğu günden mütalaanın açıklandığı güne kadar Osman Yıldırım lehine tek bir delil dosyaya girmiş midir? Hayır!

Osman Yıldırım?ın lehine deliller masum insanlara attırılan iftiralardır!

Otel görevlilerinin ve polis beyanları ile Alparslan Arslan eylemi tek başına gerçekleştirmiştir demek ile Savcılar bize Alparslan Arslan?ı eylemi gerçekleştiren kişi olarak tanımlamakla da Osman Yıldırım?ı yardım ve azmettirme suçundan aklamayı hedeflemişlerdir!

Alparslan Arslan?ı yakalayan polisler onun olay mahallinde yalnız olduğunu tanıklık etmişlerdir ve doğrudur. Peki, otel görevlileri beyanları Alparslan Arslan?ın eylemi tek başına gerçekleştirmiş olduğuna dair savcılara nasıl bir fikir vermiştir?

Osman Yıldırım 21.05.2006 günü TEM Şubede vermiş olduğu ifadede özetle Erhan Timuroğlu ve İsmail Sağır?ı Alparslan Arslan?ın kendisinden habersiz keşfe götürdüğünü öğrendiğinde eylemin yapılmaması için Alparslan Arslan?ı uyardığını söyleyip tekrar otele döndüğünü ifade etmektedir. Anlatımına göre bu olay 16.05.2006 günü saat 17.18 sularında yaşanmıştır. Osman Yıldırım duruşmalarda ise bu konuyu sık sıkça tekrar ederek Danıştay baskını olduğunda bazı beyanlarında kendisinin 13.00?e bazılarında ise 14.00?e kadar otelde uyuduğunu ifade etmiştir. Osman Yıldırım, 15 Mayıs?ı 16 Mayıs?a bağlayan gece de kendisinin otelde konakladığını iddia etmiştir. Osman Yıldırım?ın ifadeleri doğru mudur? Netleştirebiliriz. Son derece önemlidir zira savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Osman Yıldırım Danıştay saldırısından hüküm giymiş, itibar edilebilir bir sanık olduğundan onu yukarıdaki ifadeleriyle Danıştay saldırısının azmettiriciliğinden aklamak istemektedir. O aklanınca boşluk birileri tarafından doldurulacaktır işte benim çabam sanal faillerin asıl failler için heba edilmemesi içindir! 16 Mayıs 2006 tarihlerinde Ankara TEM ve savcılık ifadelerinin tamamını inceledim. Alparslan Arslan, Osman Yıldırım, Erhan Timuroğlu, İsmail Sağır vakit geçirmemek için onları burada telaffuz etmeyeceğim. Sanık ifadelerinden çıkan sonuç nedir? Sanıkların ifadelerinin tamamına bakıldığında Alparslan Arslan 16.05.2006 tarihinde Danıştay binasına gittiğinde başlangıçta Osman Yıldırım olay mahallinde değildir. Bahse konu gün Alparslan Arslan, Selvi Otel?de hesabı kapatmıştır önemli ayrıntı ise otel görevlisi Selma Aydoğmuş?un 19.05.2006 günü Ankara TEM Şubede verdiği ifadesinde yatmaktadır. ?Dışarıdan gelen ve isminin burada Alparslan Arslan olduğunu öğrendiğim şahıs otelde konaklayan ve kayıtlarda İsmail Sağır ve Erhan Timuroğlu kimlik bilgili şahıslarla buluştu, ben otelde konaklayan şahıslarla kalacak mısınız? dedim, içlerinden arkası dönük olanlardan birisi hayır cevabını verdi ve isminin Alparslan Arslan olduğunu öğrendiğim kişi 70 YTL?yi resepsiyonda bulunan banka doğru fırlattı ve üç?ü beraber çıktılar.?

Otel görevlileri ifadelerinde Osman Yıldırım otelde yatmadı demelerine ve kayıtlar ile de bu maddi olarak desteklenmesine rağmen Osman Yıldırım ısrarla ben Selvi Otelde yatıyorum demektedir. Yer yarılıp içine girmediğine göre nerede olduğunu Osman Yıldırım?ın kendi ifadelerinde bulalım. 11.08.2006 tarihinde 11. Ağır Ceza Mahkemesine göndermiş olduğu el yazısı ile yazmış olduğu savunma sayfa 5, Sayın hâkimimize saldırıda bulunulduğu ve o saatlerde Aksu Otelde uyuduğunu, 21.09.2006 tarihinde 11. Ağır Ceza Mahkemesine göndermiş olduğu el yazısı ile yazmış olduğu savunma sayfa 2, 17 Mayıs 2006 tarihinde saat 12.30?da Ulus Aksu Otelinde uykudan kalktığını bu tarihte bu saatte Aksu Otelin üç personeli tanığımdır, olmak üzere Aksu Otelin üç defa ismi geçmektedir bu durum Savcılar için hiçbir şey ifade etmiyor mu, etmediği içindir ki, ben Osman Yıldırım?ın Selvi Otel?de kalmadığını kanıtlarken savcı Nihat Taşkın ise Osman Yıldırım?a duruşma salonunda mesaj veriyordu o konuya bilahare değineceğim. Alparslan Arslan?ın 16 Mayıs 2006 günü Selvi Otel?de kalan Erhan Timuroğlu ile İsmail Sağır?ı alıp çıkması ve hesabı ödemesinin tek bir izahı bulunmaktadır. O da eylem yapmayı aklına koymuştur ve otele dönmeyecektir. Sanık ifadelerinin tamamına bakıldığında çelişkiler olmakla beraber özde Osman Yıldırım?ın kendisini menfur Danıştay saldırısından aklamak için kurguladığı sözlerin doğru olmadığı konusunda birbirlerinin ifadelerini desteklemektedirler. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel Osman Yıldırım?ı menfur Danıştay saldırısı azmettiriciliğinden aklamak için 16 Mayıs 2006 günü Opet yakıt istasyonunda sadece Osman Yıldırım?ın ifadelerine esas alarak mütalaa vermiştir. Tarafsız bir savcı için Osman Yıldırım?ın sadece aşağıdaki ifadesi onun insan aklı ile alay ettiği konusunda çok önemli bir veri olurdu ve dolayısı ile inandırıcılığını da yok ederdi. Osman Yıldırım: ?İstanbul?dan beri söylemiyorum nedir bu iş, teferruatlı anlat artık sırası geldi dedim. Alparslan Arslan bana Danıştay?da işimiz var dedi. Bunun üzerine kendisine Danıştay?da evrak işin mi var, bu konuda Sinan Berberoğlu isimli bir arkadaşım var evrak takibi onun işidir, ona söyleyerek yapsın demem üzerine bana gülümsedi. Kendisinden cep telefonunu alarak Sinan Berberoğlu isimli arkadaşı aradım avukat bir arkadaşın evrak işi olduğunu yardımcı olmasını istedim!?

Osman Yıldırım leb demeden leblebiyi anlıyor. Danıştay?da evrak işi olduğunu yüksek öngörüsüyle karar veriyor ve Sinan Berberoğlu?na bu konuda yardımcı olmasını söylüyor. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel için Osman Yıldırım bir sanıktan öte hem tanık, hem de Gizli tanık?tır Ayrıca Osman?ım şeklinde hitap edebildikleri derecede hususiyetleri bulunmaktadır. Onun ifadeleri asla sorgulanmaz, her dediği doğrudur ve o üstün özelliklerinin yanında bu davanın en itibarlı aktörüdür!

Acaba Osman Yıldırım doğru mu söylüyor?

Erhan Timuroğlu?nun 24.05.2006 tarihli Ankara TEM Şubede vermiş olduğu ifade; ?Ankara?ya giderken aracı Alparslan Arslan kullanıyordu. Yanında Osman Yıldırım, arka koltukta ben ve İsmail Sağır bulunuyorduk, yolda giderken Ankara?da yapılacak iş hakkında konuşmaya başladık Alparslan Arslan bize Danıştay başkanını öldüreceğini ve bunun sebebinin de başörtüsü kararının onanması olduğunu söyledi.?

Bu ifadelere mütalaada rastlıyor musunuz?

Şahsım hakkında tahayyül, temenni, niyet, kanaat ve dosya sanığı olmayan kişiler ile zorlama irtibatlar kurarak zorlama suç isnatlarına giren savcı Mehmet Ali Pekgüzel için Osman Yıldırım?ın aşağıdaki ifadesi bir anlam ifade etmiyor mu?

11. Ağır Ceza Mahkeme Başkanlığına 11.08.2006 tarihinde kendi el yazısı ile göndermiş olduğu savunmasında Osman Yıldırım 16 Mayıs akşamı neden beni benzin istasyonuna çağırıp görüşmek istediğini ve gittiğimde benden bir isme kayıtlı plaka numarası istediğini ve bir tanıdığının olup olmadığını soruyor. Evrak takibi kendi uydurduğu bir kılıf ve palavradır. Osman Yıldırım?ın yukarıda yer alan ifadesi savcıların onu menfur Danıştay saldırısından aklama gayretlerini akamete uğramasına neden olmuştur. Hesabını mahkemenize ve Türk Milletine vereceklerdir! Osman Yıldırım 16.05.2006 günü Alparslan Arslan?ın Danıştay?ı basacağını bilmektedir. Yıllarca cezaevinde kalan Osman Yıldırım o gün bu menfur saldırıyı desteklemekle beraber azmettiricilikten nasıl kurtulacağının hesabını yapmaktadır. Onun içindir ki köylüsü Nusret Aras?ı yanına çağırmıştır amacı o saatlerde Alparslan Arslan eylemi gerçekleştirmiş olsaydı Nusret Aras?ı olay mahallinde olmadığına dair kendisine şahit gösterecekti. Uzun yıllar görmediği hiçbir irtibatının olmadığı ve kendisini tanımakta bile zorluk çeken köylüsünden herhangi bir talepte bulunmadığı ortada iken yanına çağırmasının ne amacı olabilirdi? Nusret Aras?a gazeteyi gösterip ?Bu o?çocukları yüzünden Türkiye karışacak!? demesi her an gerçekleşebilecek menfur saldırının beklentisi içinde olduğunun en önemli delili olduğu gibi Nusret Aras?a da aklınca büyük baba rolü oynuyor, bunun doğruluğunu ise Esen Türkyılmaz ile yapmış olduğu telefon görüşmesi teyit etmektedir. Esen Türkyılmaz tamam oldu, hadi görüşürüz diye telefonu kapatmak istemesine rağmen Osman Yıldırım konuşmayı uzatarak menfur saldırı için ?güzel yapmış la helal olsun ve olur mu ya Allah?ın askeridir ya? diyerek bu iğrenç saldırıyı hem onayladığını gösteriyor, hem de içinde olmanın gururunu yaşıyor kendince. Osman Yıldırım kesinlikle bu eylemin yapılmasını engellemek düşüncesinde değildir ve olmamıştır aksi düşünce sahipleri onu aklamaya çalışanlardır ya da söylenenlere inanan safdillerdir. Osman Yıldırım Alparslan Arslan?ı yüreklendirmekte fakat sonucun vahametini bildiği için de geri planda kalıp kaçış hesapları yapmaktadır. Alparslan Arslan anlaşılan o ki, yola çıktığında ancak tanıyabilmiş olduğu bu şahsa ?senden bir şey olmaz!? sözünü bunun için kullanmıştır. Alparslan Arslan eylemden vazgeçip bir ara İstanbul?a bile dönmeyi düşünen kişidir. Alparslan Arslan 16 Mayıs 2006 günü Danıştay binasına önce silahsız girerek keşif yaptıktan sonra eylemi dışarıda yapacağını kanaat getirmiş bu konuyu da Erhan ve İsmail ile paylaşarak fikirlerini sormuştur. Danıştay başkanının araç plakasını öğrenip araba da eylem yapma fikrinin uygulamaya geçinilmesine kanaat vermiştir. Osman Yıldırım Ankara TEM Şubede 21.05.2006 tarihinde vermiş olduğu ifadesinde Nusret Aras ile görüştüğünden hiç bahsetmemiştir. ?16 Mayıs 2006 Salı günü saat 11.00, 12.00 arası kalktım oda da Alparslan Arslan yoktu, ayrıca Erhan Timuroğlu ve İsmail Sağır?da odalarında yoktu, bende otelden 13.00 sıralarında ayrıldım. Ulus civarındaki kahvehanelere giderek vakit geçirdim saat 14.00 gibi Erhan Timuroğlu cep telefonundan aradım Alparslan?a söyleyin, yanınıza gelince sizi alıp otelin bulunduğu yere getirsin diyerek telefonu kapattım.?

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel için Osman Yıldırım?ın yukarıdaki bu ifadesi muteberdir tartışılmaz, gerçekten acaba öyle mi?

Osman Yıldırım?ın 16 Mayıs 2006 günü telefonu aşağıdaki baz istasyonlarından sinyal vermiştir.

13:28:50 Ankara İzmir Cadde, 13:30:42 Ankara Zafer Çarşısı, 13:36:39 Ankara Sıhhiye Köprü, 13:38:10 Ankara Sıhhiye Köprü, 14:49:19 Ankara Necati Sezen, 15:51:27 Ankara Necati Sezen, 16:13:15 Ankara Sıhhiye Merkez

Osman Yıldırım?ın bir yalanı daha baz istasyon kayıtları ile tescil olmasına rağmen savcı Mehmet Ali Pekgüzel bu gerçekleri mütalaasında gizleme yoluna gitmiştir. Bir gün adil yargı ve Türk Milleti bununda hesabını mutlaka soracaktır!

Osman Yıldırım Danıştay binasının çevresinde dolaşmakta fakat kendince ateşi elinde tutmamaktadır. 16 Mayıs 2006 günü Opet yakıt istasyonunda savcıların gözlerden kaçırmış olduğu son derece önemli husus Osman Yıldırım?ın Danıştay baskınını önlemek gibi bir tutum sergilemediği tam aksine ertesi gün menfur saldırının gerçekleşmesi için zemin hazırladığıdır. Sinan Berberoğlu?nu araması ve bunun nedenini de kendince açıklaması, fakat yine kendi ifadeleriyle gerçeğin Danıştay Başkanın arabasının plakasını öğrenmek çabaları olması her şeye izaha muktedirdir. İşte bu telefon ile Osman Yıldırım Alparslan?ın vazgeçmek üzere olduğu saldırının fitilini yeniden ateşlemiştir ve bu şu demektir, ?benim kaçak güreştiğimi söylüyorsun ama ben İstanbul?da kararlaştırdığımız gibi senin yanındayım kaleşnikof tüfeği de bu amaçta temin ettiğimi bilmiyor musun?? Alparslan Arslan?ın aracında bulunan emniyete ait araç park kartı gibi kaleşnikofun da akıbeti, meçhule gitmiştir!

Bu olaydan sonra 17 Mayıs 2006 günü Alparslan Arslan Danıştay başkanını bina içerisinde vurmaya karar vermiştir. Alparslan Arslan tarafından azarlanan Osman Yıldırım olay mahalline giderek ona destek olmuştur. Bu bir kanaat değildir! Bunun kanıtı Osman Yıldırım?a ait HTS raporlarıdır. Israrla, bazen 13.00 bazen de 14.00?e kadar uyuduğunu iddia eden otelde Osman Yıldırım bakınız 17 Mayıs 2006 günü saat kaçta uyanmış ve hangi noktalarda bulunmuş. 08:29:25 Ankara Dost Sokak, 11:36:20 Ankara dost Sokak, 11:39:54 Ankara Çankırı Caddesi, 11.47, 11.48 Ankara Yiba Çarşısı, 12.04, 12.06, 12.07, 12.13, 12.52 Ankara Asti Güney

Osman Yıldırım?ın olay mahallinde olduğunun en önemli delillerinden birisi de İsmail Sağır?ın 17.05.2006 günü saat 15.25?te Murat Bulut isimli şahısla yapmış olduğu telefon konuşmasında Osman Yıldırım?ı kastederek ?arabaya bindirdi gönderdi bizi şimdide arabayı alacak o avukatın arabası var ya?

Savcı Mehmet Ali Bey Alparslan Arslan?ın arabası, otel parkında olmadığına göre Osman Yıldırım, Alparslan Arslan?ın arabasının Danıştay binası mahallinde olduğunu nereden biliyor? İşte bütün bu gerçekleri yok etmek adına yıllardır şahsıma suç isnat etmeye çalışıyorsunuz. Bir diğer husus Osman Yıldırım eylem gerçekleşene kadar telefon muhaberesi yapmamıştır. Alparslan Arslan yakalandıktan sonraki muhtemelen umumi bir telefondan Nusret Aras?ı arayarak Yenidoğan?daki benzin istasyonuna çağırmıştır. Nusret Aras?ın, Osman?ın sesi tuhaf geliyordu demesi bu süreci açıklamaya yeterlidir. Bu buluşmayı da yönlendirme amaçlı düşünmüş olmalıdır fakat telaşından olsa gerek gerçekleşmemiştir. Nusret Aras?ı 13.00 sıralarında aramasının sebebi de mazeret beyanı olsa gerek. Alparslan Arslan?ın Osman Yıldırım?ın Selvi Otel?de yatıp yatmamalarının gündemde tutulmasının da hiçbir önemi bulunmamaktadır. Eylemin önüne geçemez sadece bir üs bölgesi olarak değerlendirilebilir. 16 Mayıs 2006 günü Alparslan Arslan Selvi Otelde yatan arkadaşlarının hesabını kapattı gerçeğini göz önüne aldığımızda şayet o gece otelde yatmış olsaydı Osman Yıldırım?ın oteli terk etmemesi mümkün müdür? Elbette hayır benim bu konu üzerinde durmamın sebebi otel görevlilerinin TEM Şubede vermiş oldukları ifadeleri ile Osman Yıldırım?ın ifadelerinin çelişmesindendir. Sanık ifadeleri ile mahkemenin dikkatine sunduğum gerçekler Savcı Mehmet Ali Pekgüzel tarafından son derece iyi bilinmesine rağmen Osman Yıldırım?ın menfur Danıştay saldırısı azmettiriciliğinden aklanması amacı ile maalesef yok sayılmıştır! Sadece bununla mı yetinilmiştir? Savcı Mehmet Ali Pekgüzel kamera kayıtlarında Osman Yıldırım gözükmüyor diyerek kendisini Cumhuriyet gazetesine 3. bomba atılmasından da pek güzelce aklamıştır! Gerçek acaba öyle mi? Savcı Mehmet Ali Pekgüzel Osman Yıldırım?a sorgusunda üç defa 0538 7567268 no?lu telefon hattını sormuştur. Osman Yıldırım başını biliyorum sonunu hatırlamıyorum gibi cevaplar vermiş Savcı Pekgüzel Ankara TEM?de hangi numarayı kullandığınızı sorduklarında bu numarayı vermişsiniz diyerek telefon sorgulamalarını bitirmiştir. Yukarıdaki numarayı göz önüne alarak kendim Cumhuriyet Gazetesine saldırı öncesi ve saldırı günü olmak üzere Osman Yıldırım?ın irtibatlarını ortaya çıkarmaya çalıştım. Dikkatimi çeken Savcı Mehmet Ali Pekgüzel?in sorduğu 0538 7567268 numaralı bir telefon numarasına hiç rastlamamam oldu. Sonuçta Savcı Mehmet Ali Pekgüzel?in Osman Yıldırım?a üç kez sorduğu Osman Yıldırım?ın hatırlamakta zorluk çektiği 0538 7567268 numaralı telefonun 3. bombanın atıldığı gün Alparslan Arslan ile 11 kez Erhan Timuroğlu ile 14 kez görüşen 0538 4567268 numaralı telefon olduğunu Osman Yıldırım?ın Ankara TEM?de verdiği telefon numarasıyla karşılaştırarak kesinleştirdim. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel 11 Mayıs 2006 tarihinde Osman Yıldırım?ın 3. el bombası atılması olayındaki irtibatına kesmek maksadıyla 0538 4567268 nolu telefonu sorgulamamak için bu numarayı kasıtlı olarak üç kez 0538 7567268 olarak tahrif etmiştir. Aşağıdaki gerçeği bir Savcı gizleyebilir mi? 125. Celse sayfa 27 ?Alparslan Arslan ısrar ediyor gidip atacağım gidip atalım baskıya yetişsin diyordu. Yani o 4,5 olmalı onların 3. bombayı atma saatleri o saatlerde ben ticari taksiye bindim karşıya geçtim, görmedim yani gece 12.00?de öğrendim 3. bombanın atılmasını.? Hâlbuki Ankara TEM?de 21.05?de 2006?da verdiği ifadede de 17, 18 saatlerinde öğrendiğini söylüyor. Üçüncü bombanın atıldığı saatler 16.10 sularında Alparslan Arslan ve Osman Yıldırım, Akıncı Bayırındalar.

0532 671 34 39 – 0546 413 23 44            16.09.22         İst. Akıncı bayırı

0538 456 72 68 – 0535 985 68 13            16.10.32         İst. Akıncı bayırı

0538 456 72 68 – 0535 985 68 13            16.12.46         İst. Akıncı bayırı

0538 456 72 68 – 0535 985 68 13            16.14.03         İst. Selahattin Pınarı

0538 456 72 68-  0535 985 68 13            16.15.37         İst. Selahattin Pınarı

0538 456 72 68 – 0535 985 68 13            16.16.35         İst. Akıncı bayırı

0538 456 72 68 – 0535 985 68 13            16.17.31         İst. Akıncı bayırı

                      – 0538 456 72 68            16.24.57         İst. Bolkanın Door

0538 456 72 68 –                                             16.25.26         İst. Bolkanın Door

                      – 0538 456 72 68            16.41.40         İst. Şişli Çukuro (Cumhuriyet gazetesine en yakın nokta)

Osman Yıldırım (0538 456 72 68)    Erhan Timuroğlu ( 0535 985 68 13)    Alparslan Arslan (0532 671 34 39)

Liste vardı orada bir çizelge 58. sayı. 16:10, 16:12:46?da Osman Yıldırım Akıncı Bayırından Erhan Timuroğlu?nu arıyor 05384567268 numaradan 16:14 yine Osman Yıldırım aynı numaradan Selahattin Pınarından Erhan Timuroğlu?nu arıyor. 16:15 yine Osman Yıldırım Selahattin Pınar?dan Erhan Timuroğlu?nu arıyor. 16:16:35 Osman Yıldırım Akıncı Bayırından Erhan Timuroğlu?nu arıyor. 16:17:31 Osman Yıldırım Akıncı Bayırından Erhan Timuroğlu?nu arıyor. 16.20?de bomba atılıyor. 16:24:57?de Osman Yıldırım İstanbul Balkondor?dan aranıyor açmıyor şifre herhalde işlem tamam. 16:25:26?da Osman Yıldırım geriye dönüyor o da çaldırıyor kapatıyor. 16:41:40?da Osman Yıldırım İstanbul Çukuro Cumhuriyet gazetesine en yakın olan bölgede.

Yukarıda görülen iletişim tutanağına göre Osman Yıldırım Cumhuriyet gazetesine el bombası atılırken dakika dakika olayı takip ediyor. Erhan Timuroğlu?yla sürekli iletişim halinde. Yukarıdaki verileri sunduğum gün iddia makamının Osman Yıldırım?a inandırmış olduğu sadece patlamayan iki el bombasını ben attırdım kurgusu dolayısıyla da iddianamesi çökmüştür! O gün mahkeme başkanlığına vekâlet eden Sayın Hasan Hüseyin Özese yani okunan telefon kayıtları o taksiye bindiğiniz sırada taksideyken yaptığınız konuşmalar mı şeklinde müdahale etmiş, Sayın Doğu Perinçek de yaşanan bu duruma kayıtsız kalmayarak ?dayanışma halindesiniz öyle soru sorulmaz!? şeklinde göstermiş olduğu tepkiye tutanaklara geçmiştir. Osman Yıldırım ?taksiye bindim birinci köprü ya da ikinci köprü direkt beni Üsküdar?a götürdü ifadeleriyle kendisini inandırma çabalarına girmiş olsa da ticari takside biri beni aramış cevap vermişim ya da ben aramışım sinyal vermişse vermiştir yani? ifadeleriyle iyice çıkmaza girmiştir.

Hâlbuki HTS raporları çok net olarak Osman Yıldırım?ın Cumhuriyet gazetesine bomba atılması öncesi bombanın atıldığı esnada ve atıldıktan sonra devamlı Cumhuriyet gazetesi etrafında dolaştığını onu telefondan arayan kimse olmadığı gibi hemen hemen her dakika Erhan Timuroğlu?nu kendisinin aramış olduğunu ortaya koymaktadır!

Osman Yıldırım neyi merak etmektedir ve neyi takip etmektedir?

Bu sorunun cevabının Erhan Timuroğlu duruşmalarda vermiştir. 10.11.2009 tarihli 121. celse sayfa 44 ?Tabii Osman orada gözcü yok diyor değil var. Gözcü orada ama geride kaldı yani bilgim yok. Ben yoğum demesi doğru değildir o da orada 3. bomba eyleminde!?

Görüldüğü gibi Osman Yıldırım?ın menfur Danıştay saldırısından aklamak isteyen savcı Mehmet Ali Pekgüzel?in 3. el bombası atılmasından da Yıldırım?ı aklama çabaları maddi kanıtlar ile çürütülmüştür!

Lakin bütün bu gerçekler tüm çıplaklığıyla ortada iken iddia makamının nasıl asıl failleri gizlemek adına duymamayı görmemeyi tercih etmemektedir. Bu tespitime katılmayanlara duruşma tutanaklarından birkaç örnek vereceğim. 12.11.2009 tarihli 122. celse sayfa 3 mahkeme başkanı gelen kayıtlarda Selvi otelinde kalan kişiler ikinizin Alparslan ile senin kaydın yok. Osman Yıldırım: ?Gelen kayıtlar yalan konuşuyor!? Osman Yıldırım?ın iddia ettiği üzere otelde yatmadığını maddi deliller ile inkâr edilemez şekilde ortaya çıkmasından sonra Osman Yıldırım?ın ben Danıştay saldırısına katılmadım. Otelde uyuyordum iddiasının ağzından çıkan her şey gibi gerçek dışı olduğu tescil edilmiştir! Bu gelişmeler sonucu morali bozulan tanığa rehabilitasyon ihtiyacı iddia makamı tarafından sağlanmıştır. 12.11.2009 tarihli 122. celsede Sayın Köksal Şengül?ün sorusundan sonra devreye giren savcı Nihat Taşkın ona hitaben yapmış olduğu değerlendirmede görev atfı konusunda gerekenin yapılacağını sinyallerini de şu şekilde vermiştir. ?Ferit Serkan Erkan isimli otel görevlisinin mahkemede verdiği ifadesi kısmen sizi doğrular nitelikte doğru ancak emniyet ifadelerindeki çelişkiler kendisine sorulmamış ve bu çelişki giderilmeden dava karara bağlanmış.? Yani diyor ki savcı, Osman Yıldırım, başkan kayıtlardan bahsetse de sen rahat ol telaşlanma! 11. Ağır Ceza Mahkemesi senin sövdüğün kadar varmış işlemi eksik yaparak sana haksız ceza vermişler! Selvi Otel çalışanı 3 tanığın birbirlerini destekleyen sıcak ifadeleriyle otel kayıtları hem de mahkemede Cumhuriyet Savcısı tarafından yok sayılmıştır! Savcı duruşma salonunda büyük bir cesaretle Osman Yıldırım?ı aklama iradesi gösterirken şu soruyu soramıyordu. Peki, Osman Yıldırım madem şey yaptın niçin ihbar etmedin bu olayı biliyordun da. Hukuk komedyası henüz bitmedi! Celselerde şimdi Osman Yıldırım?ı aklama sırası Savcı Mehmet Ali Pekgüzel?e geçmişti. (bir kelime anlaşılamadı).?

Mahkeme Başkanı: ?Muzaffer Bey Bakın savunmanızı kesmek istemiyorum. Ancak.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Tutanaktan okuyorum.?

Mahkeme Başkanı: “Anladım ancak savunma amacını aşan şeyler söyleyebiliyorsunuz lütfen uyarılarımı dikkate alın. Lütfen anladım.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Tutanaktan okuyorum hayhay. 122. sayfa 51 Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Nusret Aras 20.05.2006 tarihinde Ankara TEM şubede vermiş olduğu ifadesinde ?Osman Yıldırım 17.05.2006 günü saat 09.30 sıralarında beni telefonla aradı. Sesi tuhaf geliyordu neredesin diye sordum. Yenidoğan?daki kahveye gel dedi. Ben de hemen oraya gittim ancak Osman Yıldırım yoktu. Kendisinin nerede olduğunu sormak için aradım ulaşamadım? diyor. Siz bu saatlerde eylem saatinde uyuduğunuzu söylüyorsunuz. Nusret Aras 09.30 gibi aradı mı 17 Mayıs günü? Osman Yıldırım doğal olarak bu beyanı hemen yalanlıyor.

M. Ali Pekgüzel: Telefon kayıtlarınıza baktığımızda da 16 Mayıs tarihinde de ben de böyle bir kaydı görmedim zaten. Mevzu bahis olan 17 Mayıs 09.30 görüşmenizi görmedim. 16 Mayıs?ta ancak 16 Mayıs günü Nusret Aras ile saat 12.53, 12.56 da iki tane bir 44 saniyelik biri 33 saniyelik olmak üzere sizin aradığınız telefon görüşmeniz var.?

Bunları söyleyebilir miyim Başkanım.?

Mahkeme Başkanı: ?Savunmaya karışmayız ancak suç unsuru olabilecek şey??

Sanık Muzaffer Tekin: ?Evet dikkatlerinize sunuyorum hayhay.?

Mahkeme Başkanı: ?Suç suç unsuru olacak şeyler söyleyemezsiniz ben ona izin vermem buyurun.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Dikkatlerinize sunuyorum. Dikkatlerinize sunuyorum.?

Salonda söz almadan konuşanlar oldu anlaşılamadı.

Mahkeme Başkanı: ?Lütfen oturun efendim oturun. Oturun Avukat hanım oturun, buyurun efendim. Avukat hanım oturun.?

Salonda söz almadan konuşanlar oldu anlaşılamadı.

Mahkeme Başkanı: ?Buyurun buyurun efendim.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Osman Yıldırım?ın??

Mahkeme Başkanı: “Buyurun dinliyoruz efendim. Neden neden bahsettiğini neden bahsettiğini biliyoruz duyuyoruz. Avukat hanım (birkaç kelime anlaşılamadı) oturun efendim buyurun.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Evet Osman Yıldırım?ın Osman Yıldırım?ın Danıştay saldırısıyla olan irtibatını kesmek için duruşmalarda aleyhine olan somut delilleri kendisine bak biz de sana vaatlerimizi yerine getiriyoruz dercesine yok etmek için bu şekilde davranıyor. Hâlbuki savcının aklına Nusret Aras seni başka numaradan arayabilir veya sen onu hangi numaradan aradın sorusu dahi gelmiyor! Zaten onun aleyhinde neticelenecek soruları soracak bir irade de yok! Osman Yıldırım?ı kendisinin aradığı 12.53 ve 12.56 saatleri arasındaki görüşmeleri özellikle tutanağa geçirerek de bakın arandığı zaman kayıtlar onaylıyor. Telefon kayıtları olmadığı için Nusret Aras?ın ifadeleri Osman Yıldırım?ın aleyhine delil olamaz diyor. Peki, Osman Yıldırım sen Nusret Aras?ı menfur saldırıdan sonra niçin aradın sabah arayıp randevu yerine gitmediğini bildirmek için mi diye sormuyor!

Lehte olan birçok delilin bu davada buhar olup uçtuğunu gördük yetmedi Savcı Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın Osman Yıldırım?ın aleyhine olan sıcak ifadeleri de nasıl yok ederiz çabalarıyla.?

Mahkeme Başkanı: ?Evet oraya nokta koyalım. Saatin 12.15 olduğu görüldü.?

Duruşmaya 13.15?e kadar ara verildi.

Duruşmaya kaldığı yerden devam olundu.

Mahkeme Başkanı: ?Verilen arada tutuklu sanıklardan Semih Tufan Gülaltay, Kenan Özay, Mehmet Haberal, Mustafa Levent Göktaş, Oktay Yıldırım ve Mehmet Demirtaş?ın cezaevinden getirildikleri görüldü bağsız olarak huzurdaki yerlerine alındı. Ayrıca sanıklar Hikmet Çiçek Doğu Perinçek müdafi Avukat Hikmet Fırat Arslan?ın geldiği görüldü huzurdaki yerlerine alındı.?

Sanık Muzaffer Tekin önceki kimliği tahtında huzura alındı.

Mahkeme Başkanı: “Esas hakkındaki son savunmasına devamla buyurun. Kalan süreyi başlatıyoruz buyurun.

Sanık Muzaffer Tekin: ?İddia makamı bütün bu hukuk ihlallerini perdelemek amacıyla ?Muzaffer Tekin, Alparslan Arslan ile son dokuz ay önce görüştüm dedi ama altı ay önce görüşmüş.?

Mahkeme kararları ile aksini ispat etmeme rağmen ?Muzaffer Tekin Doğuş faktoringin ortağı, silah taşımıyorum dedi ama silahını Mehmet Zekeriya Öztürk aldı? şeklindeki ithamlarına devam etmektedir. Son iddianın muhatabı Zekeriya Öztürk. Bu konuyu mahkemenize açıklasın ne zaman nerede silahımı aldı. Yanımda kimler vardır silahımın çapı markası nedir ve iddia edilen bu silah ne zaman nerede iade edilmiştir. Mahkemeniz bu konuda mahkemenize maddi delil sunar ise ben bütün savunmalarımı geri çekeceğim. Benim gıyabımda 3. şahıslar arasında konuşulan konuları hiçbir araştırma gereği duymayan savcı nasıl kesin doğru kabul edebilir?

?Muzaffer Tekin daha önce kabul etmesine rağmen son savunmasında Ertaç Giray ile görüşmesini reddetti.? Menfur Danıştay saldırısı sonrasında akşam evime polisler geldiğinde eşim aradı. Zafer kapı kırılacak şekilde çalınıyor. Gelenler polis olduklarını söylüyor dediğinde. Ben de polis olduklarından eminsen kapıyı aç, ben hemen geliyorum dedim. Henüz kapıyı çalanların polis oldukları netleşmemiş iken bu insanların benim evime Danıştay olayı ile geldiklerini bilmesi mümkün müdür? Benim reddettiğim konu budur. Fakat Savcı Pekgüzel?e ben bir türlü meramımı anlatamıyorum. İsmail Eksik?in sorgusunda da benim evime Ertaç Giray?ı kim götürdü diye sormadım mı? Giray?ın, ?Danıştay olayı ile ilişkilendiriliyorsunuz? dediğinde böyle menfur bir hadise ile benim kim ve nasıl irtibatlandırabilir haykırışım tutanaklara geçmedi mi? ?Sizi ben elimle savcıya götürüp ifadenizi verdireceğim. Bir gün dahi gözaltına alınırsanız gururunuz rencide olur? dediğini ifade etmedim mi? Bu olayla ilgili isminiz basına sızdırılır dediğimde bu onursuzluk ile yaşayamam benim ismim nasıl sızdırılır canıma kıyarım dediğimi defalarca tekrarlamadım mı? Avukatlığımı üstleneceği için nüfus cüzdanımı istediğini ve verdiğimi söylemedim mi? Muzaffer Tekin Ertaç Giray ile görüşmesini hala nasıl reddetti diyebilmektedir?

İlk günden itibaren bütün savunmalarımın arkasında olduğumu bir kez daha burada yineliyorum. Savunmalarımı itibarsızlaştırmak maksadıyla mütalaada yer verilen her iddiayı çürüttüğüm gibi gerçek tahrifatı savcı Pekgüzel?in yaptığını da önünüze getireceğim!

Geniş hayal dünyalarındaki senaryoyu hayata geçirmek adına telefon irtibatları ile örgüt yaratma çabaları içerisinde attığımız her adımı görüştüğümüz her kişiyi her türlü teknolojik araçlarla mercek altına almış ama tek bir olay ile irtibat tesis edememiş edemez de çünkü yoktan hiçbir şey var edemezsiniz!

Yine Osman Yıldırım?ın duruşmalardaki atfı cürümleriyle açık ve gizli tanık ifadelerinin mütalaada savcılar için son derece önem arz ettiğini bu iftiraları sürekli olarak ciddiyetle Osman Yıldırım?ın şu celse ifadeleri diye atıfta bulunmalarından anlaşılmaktadır.

Proje dâhilinde hayali bir örgüt yaratılmış. Ardından bu örgüte uygun formda hedefler tespit edilmiş ve post modern entrikalarla masum insanlar tutuklanarak özgürlükleri gasp edilmiştir.

Oskar ödülleri kısa zaman önce sahiplerine teslim edildi ve en iyi film dalında ?Argo? adlı yapım büyük ödüle layık görüldü. Film kısaca İran?da yaşanan 1979 İslam devriminde İranlı öğrenciler tarafından basılan ABD Büyükelçiliğinden kaçarak Kanada Büyükelçiliğine sığınan 6 Amerikalının düzenlenen bir operasyon ile ülkelerine getirilmelerini konu ediniyor. Uydurma bir film şirketi kuruluyor. Uydurma bir film hayata geçiriliyor uydurma yapımcı uydurma yönetmen ve uydurma oyuncular ile kurgulanan operasyon başarıyla hayata geçirilerek altı Amerikalı kurtarılarak ülkelerine getiriliyor. Bu filmin yargılandığımız bu dava ile çok büyük oranda benzerlikler taşıdığına inanıyorum. Her iki senaryonun da tüm detayları büyük bir özenle uydurulmuş. Tek fark finalde ortaya çıkıyor birisinde insanlar kurtarılırken diğerlerinde kurban edilmek isteniyor.

Bizler uydurma bir örgütün mensuplarıyız.

Bizler menfur bir cinayetin uydurma failleriyiz.

Uyduruk kişilerin uydurmuş oldukları yalanlarının muhatabıyız, uyduranların yıllardır içlerinde biriktirmiş oldukları kin ve nefretlerinin hedefiyiz.

Şimdi mahkemenize Osman Yıldırım?ın atfı cürümlerini sorgulamayan savcının şahsım hakkındaki bir sorgusunu tutanaklardan arz etmek itiyorum. Fakat keseceğinizi düşündüğüm için 18.11,2008 tarihli 15. celseyi lütfen dikkatlice tetkik ediniz. Sonunda ısrarla savcı diyor ki bana Alparslan Arslan?la ifadenizi olan görüşmelerinizi gizliyorsunuz. Ben ısrarla reddediyorum. Gizliyorsunuz diyor. Aynı savcı Osman Yıldırım?ı aklamak için duruşmada delilleri görmezden gelip Osmanım?ı mağdur etmemek adına oldukça dikkatli davranırken bana bu diyaloglar sonrası ve sıklıkla irtibatınızı böyle gizlemekteki amacınız ne diyebilmektedir. Şimdi size mahkemenize şunu haykırıyorum bağımsız bağlantısız bütün hukukçulara da sesleniyorum kamuoyuna da sesleniyorum. Osman Yıldırım?ın iddialarını güçlendirmek maksadı ile Gizli Tanık 9 adlı kişinin varlığını ilan edip ifadelerini de mahkemenize sunarak gerçekte Osman Yıldırım?ın Gizli Tanık 9 olduğunu hem mahkemeden hem sanık ve hem de avukatlarından gizleyen kimdir? Bu savcının bana soru sormasını zül addediyorum! Fakat önemle dikkatinize sunmak istediğim bir konu var. Bir insan hayatına kastetmeyi düşündüğü bir anda gerçeği gizlemeyi düşünebilir mi? Tam aksine gerçeğin ortaya çıkması ve tertibin boyutlarını ortaya koymak için en sevdiği şey canından vazgeçmeyi düşünürken yazmış olduğu notlar onun yüzde yüz yaşanmışlıklarıdır. Benim ismimin menfur olay ile anıldığında intihara teşebbüs etmeden önce yazmış olduğum nottan bir alıntı size arz ediyorum. ?Radikal gazetesinde olayın perde arkasında gösterilmemden ülkem adına utandım. Adı geçen kişiyle iki sene önce avukat kimliği ile tanıdığım kişiyi üç dört defa ziyaretime geldi. Bir senedir bir kez görüp konuşmam bile olmadı. Bu nasıl bir senaryo yazıklar olsun diye not almışım? diyorum. Bu ifadelerim benim gibi düşünenler ve benim gibi yaşayanlar için bir önem arz eder diye düşünüyorum. Yine sorgu tutanaklarından 18.11.2008 tarihli celse 15 savcı ısrarla Alparslan?ı yanınızda dolaştırıyorsunuz diyor reddediyorum. Mahkeme başkanı giriyor ve müdahale ediyor yanlış anlaşılma olabilir dil sürçmesi olabilir siz soruyu sorun hayır diyorum reddediyorum. En son savcı diyor ki Hüseyin Görüm ile Alparslan Arslan?ın çok sıkı ilişki içerisinde bulunduğunu ifade etmek istediğiniz anlaşılmıştır. Ben daha neyi izah edeyim neyi anlatayım. Hâlbuki aynı tarih 18.11.2008 15 vakit geçirmemek için tekrarlamayacağım Mehmet Ali Pekgüzel bu soruyu bana sorduğunda bu şeyi yapan Nihat Taşkın. Diyorum ki onun cevabını veriyorum efendim böyle böyle açıklıyorum o açıklamam olduğu halde onu yok sayıyor. İşte bugün mütalaalarına mesnet olsun diye bu zorlamalar içine gidilmiştir ve ben savcıların ifadelerimi anlamamakta ısrar etmeleri ve yapmış oldukları tahrifatları tutanaklardan mahkemenize somutlaştırdıktan sonra başkanım ihsası rey olmasın diye susuyorsunuz diyorum. Ben anlıyorum. Mahkeme başkanı zabıtların aksini kimse inkâr edemez zabıtlar var ortada diyor. Ben yine işte buna öfke duymamak mümkün mü gidiyoruz Silivri?ye Mahkeme Başkanı, yani kaldı ki o yanlış bir anlaşılmadır yani o Ahmet yerine nokta geçmiş herhalde Mehmet diyecek 03.06.2011 celse 187 12.11.2009 tarihli 122. celsede savcıların Osman Yıldırım?ı aklama çabaları zirve yapmıştır. O gün yine tutanaklardan bir konuyu dikkatlerinize sunacağım. Savcı Nihat Taşkın sizin Süleyman Esen?in avukatı Mehmet Ener?e cezaevindeyken Cumhuriyet gazetesine atılan el bombalarını Ataşehir?de Muzaffer Tekin?den aldığınızı söylediğinizin basında yer alması üzerine gerekli izinler alınarak cezaevinde ifadeniz alındı. Bu soru ile beyin kıvrımlarına yerleşmiş bulunan Muzaffer Tekin?e o günlerde suç isnat etme çabalarını açığa vuruyordu. Hâlbuki Osman Yıldırım 6 Şubat 2008 tarihinde Sincan Cezaevinde Süleyman Esen?in avukatı Mehmet Ener?e ?27 Nisan?da Ataşehir?de yapılan toplantıda bombaları Veli Küçük?ün Alparslan Arslan?a verdiğini söylesem mi? cümlesini nasıl da tahrif ediyor. Niçin Osman Yıldırım Muzaffer Tekin bana bomba verdi iftirasını atmıyor da Veli Küçük?ün bombaları Alparslan Arslan?a verdiğini söylesem mi iftirasını ortaya atıyor. Çünkü o güne kadar Cumhuriyet gazetesine atılan bombalarla ilgisi olmadığını savunuyor. Gerek Cumhuriyet gazetesi bombalanması gerekse menfur Danıştay saldırısının Alparslan Arslan?ın inisiyatifi dâhilinde yapıldığını ifade ediyor. Danıştay saldırısı sonrası gözetime alınıp sonra da takipsizlik kararı ile aklanmamdan ötürü şahsımın olayların içerisinde göstermesinin inandırıcı olamayacağını düşünüyor. Bugün gelinen noktada yıllardır yapmış olduğumuz savunmalarımızın hiçbir önem ifade etmediğini görürken hukuk yolundan saparak Osman Yıldırım müfterisi ile dayanışma içersinde olan iddia makamı hakkında hiçbir işlem yapılmamış olması bu ülkenin hukuk adına adil yargılama adına nereye götürüldüğünü son derece net göstermektedir. Son bir tutanaklardan okuyacağım bu bölüm çok önemli. 11. 12. 2009 tarihli 127. celse sayfa 11, 12 mahkeme başkanı iddianamede bu 3. iddianamede örgütün darbe zemini oluşturmak amacıyla gerçekleştirdiği toplumda infial uyandıran eylemler diye bir bölüm var, orada Cumhuriyet gazetesine bomba atılması eylemi diye bir bölüm var ondan bahsediliyor. Bu eylemde öncelikli olarak 2006 yılı içerisinde Cumhuriyet gazetesine türbanla ilgili karikatür yayınlanmış ve bu yayından kısa bir süre sonra yani 5, 10, 11 Mayıs 2006 tarihlerinde Cumhuriyet gazetesine üç kez bomba atılmış. Olayın sanığı Osman Yıldırım alınan ifadesinde Cumhuriyet gazetesinin bombalanması eylemini Muzaffer Tekin?in talimatıyla gerçekleştirdiklerini olayda kullanılan el bombalarını Ataşehir?de bir evde yapılan toplantıda bizzat Muzaffer Tekin?in verdiğini hatta bu toplantıya Oktay Yıldırım?ın da bulunduğu bu eylemleri para için yaptığını bu eylem karşılığı Muzaffer Tekin kendisine 500 bin dolar vermeyi vaat ettiğini gazetenin bombalanmasını ve eylemini ise bizzat arkadaşları Tekin Irşi, İsmail Sağır ve Alparslan Arslan ile gerçekleştirdiğini beyan etmiştir şeklinde bir açıklama Sanık Osman Yıldırım doğrudur Mahkeme Başkanı Köksal Şengün bu iddianame doğru mudur? Sanık Osman Yıldırım doğrudur. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün o zaman sen yanlış söylüyorsun öyle mi? Sanık Osman Yıldırım yani Alparslan?a ben 3. bombayı yaptırmadım yani 2. Mahkeme Başkanı Şengün bunun neresi doğru neresi anlatır mısın bize neresi doğru? Muzaffer Tekin verdi diyor parayı o teklif etti diyor. Sanık Osman Yıldırım, hayır parayı Muzaffer Tekin. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün neresi doğru hangisi doğru neresi doğru bu okuduğum şeyin. Sanık Osman Yıldırım parayı aldın. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün okuduğumu anlıyor musun anladın mı okuduğumu. Osman Yıldırım, anladım parayı Muzaffer Tekin teklif etmedi orası doğru değil! Mahkeme Başkanı Şengün, talimatı Muzaffer Tekin?in talimatıyla gerçekleşti olayı diyorum. Sanık Osman talimatı değil sadece iş verme yani çıkar amaçlı iş verme.

Yukarıdaki tutanaklardan arz ettiğim konuşma metinleri meslek ahlakını yok sayarak hala karalama peşinde olanlara bir tokat niteliğindedir.

Zira Osman Yıldırım?ın atfı cürümlerini istedikleri gibi yorumlayarak ve değerlendirerek yeni yeni iddianamelere temel oluşturmaktadırlar. Deneyimli mahkeme başkanı ise bu metinlerin gerçeği yansıtmadığını bir iftiralar manzumesi olduğunu Osman Yıldırım üzerinden iddianameyi yazanlara bu iddianame doğru mudur? Neresi doğru diyerek gerçekte savcılara Osman Yıldırım?ın iftiraları ile efsunlanarak kendisinizi ona benzetmişsiniz demek istiyordu her halde. İşte bütün bu gerçekleri gizlemek isteyenler mütalaalarında kendi icat etmiş oldukları çelişkilerini sıkça işleyerek savunmalarımı zayıflatmayı amaçlamışlardır. Ne zaman mahkeme başkanı maddi gerçeği bulmak amacı ile müdahaleler yapsa savcılar derhal karşı atağa geçmişlerdir onun da somut örneği 12.11.2009 tarihli 122. celse sayfa 39?da Nihat Taşkın yani siz savunmanızda şu şekilde söylediniz bunu açıklamanızı istiyorum. Ortaklar arasında bir çıkar problemi olduğunu düşündüm bu şekilde aldım bu şekilde eylemi ya

yaptım dediniz. Kendisi size bunu bu şekilde mi söyledi? Dikkatinizi çekiyorum. Savcı Nihat Taşkın Osman Yıldırım?ı açıkça düşündüm ifadesinin Muzaffer Tekin size bu şekilde mi söyledi diyebiliyor. Amaç Osman Yıldırım?ı yönlendirerek benim talimat verdiğim cevabını almak. Sanık Osman Yıldırım evet mahkeme başkanı devreye giriyor daha önceki ifadende ben düşündüm onu öyle dediniz şimdi ben başkası dedi bana bunu diyorsun ve sonuç itibariyle Osman Yıldırım algıladığıma tekrar dönüştürüyor ve onun tamamını sizler lütfen tekrar incelerseniz nasıl Muzaffer Tekin?in savcılar tarafından peşinen mahkûm edilmek istediğinin gerçeğini tutanaklarda görürsünüz. Bu trajikomik durumun devam ettirilmesi için Muzaffer Tekin Osman Yıldırım?a bomba verdi yalanının inatla sürdürülmesi gerekiyordu. Yoksa Savcı Mehmet Ali Pekgüzel iddianame ve mütalaasını nasıl yazabilirdi. 118?i açar mısınız lütfen. Ortaya koymuş olduğum onlarca veri ve maddi delile rağmen hale Muzaffer Tekin bomba verdi iftirasını savunma savunanlara hukuki olarak son bir altın vuruş yapacağım. Osman Yıldırım iddia ettiği 1 Mayıs 2006 tarihinde Ataşehir de bulunan bir evde yapılan toplantıda kendisine el bombası verildiği yalanı ile Ankara?da 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan Danıştay dava dosyasının Ümraniye kovuşturması ile birleştirilmesinin zeminini oluşturmuştur.?

Mahkeme Başkanı: ?Muzaffer Bey yaklaşık 10 dakikanız var onu dikkate alın.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Hâlbuki Osman Yıldırım. 5 dakika da ilave edeceksiniz 15 dakika.?

Mahkeme Başkanı: ?Evet buyurun.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Hâlbuki Osman Yıldırım iddia etmiş olduğu gibi 1 Mayıs 2006 tarihinde Ataşehir?de falan evde bir toplantı yapılmış olsaydı ve kendisine el bombaları verilmiş olsaydı Cumhuriyet gazetesine 2 Mayıs 2006 tarihinde el bombası atılmış olması gerekmez miydi? Yoksa atıldı da bizlerin mi haberi olmadı. Osman Yıldırım ısrarla kendisine bombalar verildikten bir gün sonra attırdığını yinelemektedir. 12.11.2009 tarihli 122. celse sayfa 16 Savcı Mehmet Ali Pekgüzel: ?Hemen aldığınız gün attırdınız mı bombaları?? Sanık Osman Yıldırım: ?Yoo aldım ertesi gün!? Cumhuriyet gazetesine ilk el bombası 5 Mayıs 2006 tarihinde atıldığına göre Osman Yıldırım?a da bombalar 4 Mayıs 2006 günü verilmiştir. Bu gerçeği kimse inkâr edemez ama hala mütalaasında Muzaffer Tekin bomba verdi bomba aldı işlenmektedir. Osman Yıldırım?ın 1 Mayıs 2006 tarihine el bombaları verildi yalanını yine kendi ifadeleriyle çürüten 20.05.2006 tarihli Ankara TEM şubede müdafisinin nezaretinde vermiş olduğu beyanı. ?3 Mayıs 2006 tarihinde Üsküdar?da bulunan Açıkhava Çay Bahçesinde Alparslan Arslan ile buluştuk. Cumhuriyet gazetesine yapacağımız eylemi konuşmaya başladık. İnsana zarar verme riski az olan el bombası ile insanların olmadığı gece vakti eylem yapmak konusunda uzlaştık el bombası ile eylem gerçekleştirilmesi kararı aldıktan sonra el bombalarının temini konuştuğumuzda Alparslan Arslan isimli arkadaş kendisinde el bombaları olduğunu söyledi.? En ufak bir şüphe bir yana tereddüde bile mahal bırakmayacak şekilde bu ifadelerden anlaşılacağı üzere Osman Yıldırım?a Ataşehir?de 1 Mayıs?ta herhangi bir tarih de iddia edilen toplantıda kendisine bomba verildiği yalanı çökmüştür. Ekte sunmuş olduğum 4 Mayıs 2006 tarihli telefon trafiği dökümü ise Osman Yıldırım?a bombaların hangi tarihte ve kim tarafından verildiğini net olarak ortaya koymaktadır tetkik edeceğinizi umuyorum. Ev yok! Bomba veren de yok! Savcı ısrarla benim bomba verdiğimi söylüyor. Peki, Osman Yıldırım?ın çok önemli, Osman Yıldırım?ın toplantı yapıldığı iddia ettiği Ataşehir?deki evin o dönem kiracısı olan Recep Özkan?ın sorgusundan bölümleri arz ediyorum. Maddi delil celse tarihi 23.09.2010 celse no 159 sayfa 74 mahkeme başkanı soruyor ve Pınar Sitesinde bu anlattığın olay oluyor öyle mi? Tanık Recep Özkan evin sahibi. O malum şahıs artık neyse Alparslan Arslan ona birine birini alman gerekiyor Migros?un önünden Orhan?da zaten kalkıyor gidiyor alıyor. Alparslan?da aşağıya iniyor öyle işte daha sonra beraber gidiyorlar.

Mahkeme başkanı Köksal Şengün: Peki sen Osman?ı hiç gördün mü?

Tanık Recep Özkan: Burada gördüm yani televizyonda gördüm.

Mahkeme başkanı Köksal Şengün: Burada gördün yani daha önce hiç tanışıklığın görüşmüşlüğün görmüşlüğün var mı?

Tanık Recep Özkan yok yok hiç yok!

Mahkeme başkanı Köksal Şengün: Hiç görmedin.

Tanık Recep Özkan: Zaten kendisini de onu söyleyemez görmüşlüğüm zaten hiç görmüşlüğüm yok!

Mahkeme Başkanı Köksal Şengün: Bakar belli olmaz! diyor.

Yani Osman?ın her zaman her şeyi söyleyeceğini herhalde ima ediyor. Tanık Orhan Kadı aynı ifadeyi veriyor vaktinizi almıyorum. Avukatlarımızın da bu beyanları soruları ile en ufak bir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde netleştirdiler. İddia edildiği gibi bir toplantının olmadığı konusunda tüm söylemlerimiz maddi deliller ile doğrulanmıştır. Emil Zola gerçeği alır yer altına gömerseniz o büyüyerek patlayacak her şeyi yok edecektir demesine rağmen maalesef 13. Ağır Ceza Mahkemesinde lehimize olan delil patlamaları hep yok sayılmıştır. 26.10.2010 günü yapılan 164. celsede Savcı Mehmet Ali Pekgüzel Ataşehir?de toplantı yapıldığı iddia edilen ev ile ilgili bir mütalaa verdi bu çok önemli. Diyor ki savcı mütalaasında ?Sanık Alparslan Arslan?ın duruşmada söz konusu bombaları Osman Yıldırım?a Recep Özkan?ın Ataşehir semtinin önünde verdiğini beyan ettiği sürece kadar bazı sanık ve sanık müdafilerince defalarca Ataşehir?de böyle bir evin olmadığının savunulduğu orada bir ev var. Var ama toplantı yapılan bir ev var mı yok mu biz onu araştırıyoruz.?

Ataşehir mera demedik otlak demedik yerleşim birimi tabi evler bulunmakta ama toplantı olduğu iddia edilen bir ev yok! Alparslan Arslan bombaları Recep Özkan?ın evinde mi verdim dedi. Recep Özkan iki defa huzurda dinlendi bombalar benim evimde mi verildi dedi? Hayır! Kesin bir dille reddetti ama iddia makamı şu ifadeyle bile hala o evde bomba verildi imajını yaymak istemektedir delil yaratmak istemektedir. Nitekim mütalaasında bunu gördük 23.09.2010 tarih 159. celsede Osman Yıldırım?ın Ataşehir?de toplantı yapıldığı ve bomba aldım dediği ev iddiası çökünce bu kez ilk defa başka bir evden bahsetmiş mahkeme başkanı Köksal Şengün ise buna tepkisini ?o ne oldu şimdi ilave mi oldu o site? diyerek Osman Yıldırım?ın toplantı yapıldığını iddia ettiği ev yalanı ile bana Muzaffer Tekin bomba verdi iftirasını onaylıyordu. Ayrıca Sayın Başkanın Osman Yıldırım?a ?bu davalar senin ifadelerinle birleşti bunlara mı söyleyeceksin?? dediği celse tutanağını da hatırlatmak isterim. Osman Yıldırım Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin nihai kararına kadar Cumhuriyet gazetesine bomba atılması olayın ve menfur Danıştay saldırısının içinde olmadığını savunmuş bu iddiaları şiddetle reddetmiştir. Mahkemenin son kararında ceza alan Osman Yıldırım bundan sonra bir seri ifadeler vermeye başlamış olup hepsinde değişmeyen tek husus Cumhuriyet gazetesine patlamayan iki el bombasını ben azmettirdim ben attırdım, patlayan 3. el bombası olayı ve Danıştay olayına katılmadım olmuştur. Gizli Tanık 9?da Osman Yıldırım ile aynı zaman aralığında aynı ifadeleri kullanarak Cumhuriyet gazetesine patlamayan iki el bombasını ben azmettirdim ben attırdım patlayan 3. el bombası atılması olayına ve Danıştay olayına saldırısına katılmadım iddiasında bulunmuştur. Şimdi burada çok önemli bir durum var. Bir saldırı eylemini ben yaptırdım diyen iki şahıs olmasına rağmen mahkemeniz savcıların Gizli Tanık 9?unun Osman Yıldırım?ın ifadelerini takviye eden kuvvetlendiren ikinci bir kişi olduğunu kabul ederek yıllardır bu trajikomik durum devam etmektedir. İddia makamı henüz iddianamesini yazmadan kendince suç isnat edeceği kişileri belirlemiş ve onları mağdur etmek adına hukuku zorlamıştır. Osman Yıldırım?ın iddialarına meşruiyet kazandırmak için meşruiyet aynı şahıstan Gizli Tanık 9, 10, 11, 12 serisi de çıkartılabilirdi çünkü bu durum kimseyi rahatsız etmiyor. Gizli Tanık 9 olarak mahkemenize takdim edilen fakat takdim edenlerin ve tanığın kendini gizleyemediği Osman Yıldırım?ın Gizli Tanık 9 olarak vermiş olduğu 138 sayfalık ifadesi mahkeme huzurunda okunmamıştır. Bu durumda bu kovuşturmanın en önemli ayağı kesilmiştir. Osman Yıldırım?ın ifadelerinin tutanaklara geçmesi bile bu tertibi açıklamaya yeterlidir. Yapmış olduğum çalışmamı süre tahdidi koyduğunuz için tutanaklara geçiremiyorum. Bütün bu gerçekler savunma klasörlerimin içinde mevcuttur. Yine beni kişilik testine tabi tutan mütalaa veren savcıların onlarca bariz çarpıtmalarını burada kaleme aldım. Zamanım yok çok kısa bir iki tane geçeceğim. ?Muzaffer Tekin?in bürosunda el bombası bulunmuş? diyorlar hala. Genelkurmay Başkanlığına yazılan yazıda içi boşaltılmış patlayıcı özelliği yok eğitim yardımcı malzemesi diyor. Onlar el bombası değildir süs bombasıdır! Bir kurdu öldürüp içini doldurduğunuz zaman o kurt ne kadar tehlikeli ise benim bombalarım da o kadar tehlikeli!

Bağımsız ve mesleğini namuslu yapan her hukukçu bu tertipliğin en önemli ayaklarından birinin 16 nolu CD olduğunu çok iyi anları içeriğinde ve evime içeriğinden ve evime nasıl geldiğinden haberdar olmadığım CD?yi Savcı Zekeriya Öz bana hatırlatana kadar farkında olmadım. Anlaşılan o ki bu CD benden önce onun kasasına girmiştir. Sıkça Muzaffer Tekin?in ifadesiyle ona ulaşıldı buna ulaşıldı diyen mütalaa verenler yıllardır gözaltına alınıp tutuklanmayı planladıkları kişileri o CD içeriğiyle hedefe koymuş oldukları ortadadır, öyle olmasa hala bunu önem atfedip resmi yazışmaları yok saymazlardı. Önemli bir konu Esra Feride Gökçimen?in ifadesi hala burada bir anlam ifade ediyor çok geniş detaylı inceledim kısa geçeceğim. Esra Feride Gökçimen?in ifadelerinin tamamı mercek altına alındığında net olarak bu tanığın yalancı tanık olduğu kendi söylemleriyle somutlaşmıştır. Üstelik 10.02.2011 tarihinde yapılan 176. celsede vermiş olduğu ifadelerinin doğruluğunu teyit için ve inandırıcılığını mahkemeye kabul ettirmek adına, yemin ettim yalan söyleyemem demekle birlikte 14.04.2011 de gerçekleştirilen 179. celsede tanık koruma programına alındıktan sonra neredeyse ifadelerinin tamamını değiştirmiştir ve diğer bir konu. Mütalaa verenler benim dürüstlüğümü test ederlerken kendilerini biraz test etmelerine kendilerini davet ediyorum. Sayfa 3, mütalaalarının Muzaffer Tekin?in IBM Marka bilgisayarında lobi çok gizli 1990 başlıklı belgenin on sayfalık kısmı bulunmuştur.?

Mahkeme Başkanı: ?Evet Muzaffer Bey süreniz doldu 5 dakika ilave bir süre veriyorum buyurun.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Kaç sayfa 10 sayfa nerede bilgisayarımda mütalaa sayfa 188 kapak dâhil 27 sayfadan oluşan lobi belgesi Muzaffer Tekin?de bulunmuştur. 10 sayfa doğurdu 27 sayfa oldu. Daha önce bilgisayarında ifadesi bulundu yalanına dönüştürülmüştür.

Şimdi hicap duyduğum bir konu. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel diyor ki mütalaasında Muzaffer Tekin?in intihara teşebbüs ettiğini iddia ettiği. İnanıyorum kendisi yazmamıştır. Yazmaz böyle şey yazmaz.?

Mahkeme Başkanı: ?Efendim tamam devam edin buyurun.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Ankara?da 21?inde yani iki gün geçmiş Doktor Göknur konsültasyon yapıyor Atatürk Operatör Doktor Göknur Ayber hala diyor ?hayati tehlikesi mevcut.? Şimdi menfur Danıştay saldırısına ismimin karıştırılmasının sonrası yazmış olduğum notlar var bu notları değerlendiren vicdan sahibi her insan yıllardır şahsıma yaşatılan mağduriyetlerin ne büyük bir kurgu olduğunu anlayacaktır bunun için de hukukçu olmaya gerek yok. Diyorum ki bu olaya nasıl niçin karıştırıldığımı havsalam almıyor. Kırılan onurumun telafisinin tek bir çözümü var onu ben biliyorum ben bu tertibin boyutlarını gördüm laik demokratik Cumhuriyeti savunan ben, bu insanla nasıl telaffuz edilirim? Bana bundan daha büyük ceza verilemezdi. Ben bunu kaldıramam eşimle kızıma yazıyorum. Müge?m ve Özge?m siz öyle

arslan yüreklisiniz ki bu olayda dip dimdik ayakta durun zira babanızı çok iyi tanıyorsunuz. Benim, sizlerin onurunu, beni sevenlerin güvenini sarsmamam için böyle davranmam gerekiyordu. Hayali senaryo kuranlar benim üzerimden emellerine ulaşamayacaklar ve devam ediyor. Şimdi şöyle arz edeceğim.

Birçoğu birbirini ilk kez bu dava sebebi ile tanıyan, dünya görüşü ve yaşam tarzı olarak bir araya gelmeleri mümkün olmayan insanlardan yıllardır süren zorlamalar ile örgüt yaratılmaya çalışılmıştır.

Aynı örgüt yapılanması içerisinde işbirliği, hiyerarşiye tabi olma, aynı amaç etrafında birleşme olanağı bulunmayan sanıklardan birbirlerini tanımadıklarını ispat etmeleri istenmiştir.

Masumiyet karinesi hiçe sayılarak; durun canım suçsuzsa anlaşılır yargılansın aklansın! yaygaraları arasında bir kişinin suçlu da olsa başka bir kişiyi tanıması kriminal bir olguymuş gibi gösterilmiştir.

Yeni delillerin toplanmadığı bir süreçte sanık hücresinde suçsuzluğunu ispat etmek zorunda bırakılmıştır. Tüm büyük ve menfur olayları sözde örgüt Ergenekon?a bağlama çabalarına karşın, örgüt merkezi, örgüt kurucuları, örgüt yöneticileri, örgüt programı, örgüt toplantısı ve olmayan örgütün zerre bir eylemi ve silahı bulanamamıştır. Örgütü gördüm elinden tuttum sesini duydum ayak izine rastladım diyen tek bir istihbarat kurumu bulunmamaktadır!

Gizli tanıklardan medet umulan davada örgüt oluşumuna yorumlanabilecek en ufak bulguya erişilmemiştir. Amacın, olayları aydınlatmak değil her yöntemi deneyerek gerekirse her şeyi çarpıtarak hayali Ergenekon örgütüyle irtibatlandırmak olduğu ayan beyan ortadadır!

Bin bir türlü zorlama ile örgüt yaratma gayretlerinin altında yatan başlıca neden ise devletin üzerine karabasan gibi çöken asıl örgütü gizleme telaşıdır.

Ergenekon davası başta olmak üzere Balyoz, Kafes, Oda TV, Askeri casusluk gibi davalar ile yürütülen bu süreç ABD Tarafından kurgulanarak hayata geçirilmiştir. Zira mahkemenizin talebi üzerine Genelkurmayın göndermiş olduğu bilgi notlarında ABD?nin rolü apaçık ortadadır. Bu operasyonları ülkemizde icra eden güç ise uzun yıllardır devlet aygıtının içerisinde yuvalanmıştır.

Türkiye?nin yeniden yapılandırılması için alt yapı niteliği taşıyan bu süreç de ABD mercilerinin izni ve icazeti alınıp davalarla ilgili olarak ABD Elçiliğine raporlamalar yapılmakta brifingler verilmektedir! ABD tarafından hedeflenen nihai amaç ise Büyük Ortadoğu Projesini gerçekleştirmek bu proje için de sahip olduğu stratejik konum nedeniyle ülkemizi baş taşeron olarak kullanmaktır.

İktidara işbirlikçi olarak getirilen AKP ise bu operasyonlarda kolaylaştırıcı yasal zemin hazırlayıcı ve yardımcı görevlerini eksiksiz olarak icra etmektedir!

Anayasa Mahkemesinin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak hükmünde vermiş olduğu kararları ile meşruiyetini kaybetmiş olan hükümet, darbe safsataları ile yasal ve mağdur gösterilebilmek adına devletin tüm olanaklarını harekete geçirerek yıllardır masum insanlara örgüt yaftası yapıştırmak için gayri ahlaki ve gayri hukuki yöntemler uygulanmaktadır. (Birkaç kelime anlaşılamadı).?

Mahkeme Başkanı: ?Evet süreniz doldu.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?İki dakika var. (bir kelime anlaşılamadı) Türk milletine (bir kelime anlaşılamadı).?

Mahkeme Başkanı: ?Efendim mikrofonu keselim geri kalanı yazılı olarak da verebilirsiniz mikrofonu keselim.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?(birkaç kelime anlaşılamadı).?

Mahkeme Başkanı: ?Buyurun buyurun Muzaffer Bey. Süreniz doldu efendim.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Çok önemli efendim iki dakika.?

Mahkeme Başkanı: ?Tamam yazılı olarak verebilirsiniz daha sonra avukatınız burada konuşabilir.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?İki dakika.?

Mahkeme Başkanı: ?Sanık Muzaffer Tekin müdafiinden esas hakkında son savunması soruldu buyurun Avukat Hanım.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Savunmam bitmedi benim savunmam zorla kesildi.?

Mahkeme Başkanı: ?Tamam. Evet, süre doldu ek süre verdik 5 dakika onu da kullandınız.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Ben (bir kelime anlaşılamadı) 10, 15 dakika (Birkaç kelime anlaşılamadı) bitmedi efendim.?

Mahkeme Başkanı: ?Tamam tamam buyurun. Buyurun avukat hanım önce.?

Sanık Muzaffer Tekin müdafi Av. Selin Deviren Tahtabiçen söz istedi verildi: ?Efendim müvekkil Muzaffer Tekin hakkında ben bile sayamadım kaç (birkaç kelime anlaşılamadı) hapis cezası isteniyor. İki saate savunmasını sınırlamasını istediniz.?

Sanık Muzaffer Tekin söz almadan konuştu anlaşılamadı.

Sanık Muzaffer Tekin müdafi Av. Selin Deviren Tahtabiçen: ?Şimdi bir de bu (bir kelime anlaşılamadı) istemeden önce daha önce daha önce mahkemeye (bir kelime anlaşılamadı) var. Şu sanık bu kadar konuştu bu sanık bu kadar konuştu diye. Ben esas hakkındaki mütalaada maalesef sanıkların müdafilerin bu konuşmaların hiç kaale alınmadığını dört buçuk yıllık yapılan bu yargılamanın göz önüne alınmadığını gördüm. O yüzden iki saat değil burada Muzaffer Tekin?in 40 saat konuşsa hakkıdır diye düşünüyorum.?

Sanık Muzaffer Tekin söz almadan konuştu: ?Karar verilmiş!!! (bir kelime anlaşılamadı).?

Mahkeme Başkanı: ?Muzaffer Tekin?in bu sırada karar verilmiştir şeklinde beyanda bulunduğu anlaşıldı.?

Sanık Muzaffer Tekin müdafi Av. Selin Deviren Tahtabiçen: ?Efendim şimdi bakın efendim.?

Mahkeme Başkanı: ?Bir karar yok böyle bir böyle bir karar yok buyurun.?

Sanık Muzaffer Tekin müdafi Av. Selin Deviren Tahtabiçen: ?Efendim müvekkil hakkında isnat edilen suçlamaların maddi dayanağını maddi delilini bu mütalaada göremedik. Danıştay davası Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesince tamamen usulü gerekçelerle bozuldu. Dendi ki Yargıtay 9. Ceza Dairesi kararında İsmail Sağır?ın esas hakkındaki savunmasını müdafii huzurunda alın. Ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki dava dosyasıyla irtibat var mı diye bir bakın dediler. Ve mahkemeniz de birleştirme kararı verdi dosya sonunda buraya geldi. Şimdi efendim biz bunu araştırdık baktık. Osman Yıldırım?ın beyanları doğru mu değil mi diye. Bu yapılan yargılamalar boyunca Danıştay sanıklarının sorgularına bir fiil ben de katıldım savcımız da katıldı. Osman Yıldırım?ı burada ben hatırlamıyorum ki bir beyanı teyit edilsin. Osman Yıldırım burada kendi kendini yalanladı. Suç ortağı Alparslan Arslan dahi Osman Yıldırım?ı doğrulamazken buradaki sanıklar Osman Yıldırım?ı teyit eden başka bir sanık veya tanık beyanı çıkmamışken Osman Yıldırım nasıl itibarlı tanık sanık ve gizli tanık olur bunu bir hukukçu olarak ben anlamış değilim. Bakın hoşgörünüze sığınarak söylüyorum ve korkuyorum da bir yandan konuşurken. Belki benim hakkımda da suç duyurusunda bulunacaksınız şimdi ben iddia makamını müvekkilim hakkında not alırken gördüm.?

Mahkeme Başkanı: ?Savunma kapsamında olduktan sonra korkmanıza gerek yok Avukat Hanım buyurun rahat rahat söyleyebilirsin.?

Sanık Muzaffer Tekin müdafi Av. Selin Deviren Tahtabiçen: ?Efendim ben (birkaç kelime anlaşılamadı) sahibi değildim. Şimdi korkuyorum hakikatten akşama eve gidebilir miyim? Ha buradaki sanığın ne suçu var onların da çoluk çocukları torunları var. Ama efendim şimdi mütalaaya baktığım zaman maddi delillerin yok edildiğini gerçekten de göz ardı edildiğini görüyorum. Müvekkil bunu söyledi ben de bunun üstünden geçmek istiyorum.  Lobi belgesi bulundu dendi. 17 Haziran 2007 tarihli tutanak dosyada ne diyor Muzaffer Tekin?le ilgili ?evinde bilgisayarında lobi belgesi bulunmamıştır!? diyor. Hadi dedik savcılarımız bunu görmemiştir iddianameyi tanzim ederken. Savunmalarımızda Muzaffer Tekin?de ben de müteaddit defalar bunu söyledik. Belgeyi tutanağı sunduk dedik ki böyle bir belge bizde bulunmadı işte buyurun bakın. Mahkemenizin resmi belgesidir dosyadadır. Fakat mütalaada bu belge hala Muzaffer Tekin?in evinde bulundu deniyor. Sonra Muzaffer Tekin bu iddialar karşında savcıların bu yaptığı tahrifatı dile getirmesi suç mudur? Hayır, suç değildir o zaman savunma yapmasını beklemeyiniz. Savunma yapmak mümkün olmayacaktır burada. Bu tahrifatları dile getireceğiz. Bu usulsüzlükleri dile getirmeliyiz. Devamlı savcı Mehmet Ali Pekgüzel?in adını söyledi hani Muzaffer Tekin?in ne mutlu size bu iddianameyi sizin tarafından yazıldığınızı düşünüyor. Ki sizin adınızı söyledi.?

Mahkeme Başkanı: ?Evet toplam 5 dakika süreniz vardı toparlayın toparlayın buyurun.?

Sanık Muzaffer Tekin müdafi Av. Selin Deviren Tahtabiçen: ?Efendim tamam. Şimdi bu konuda son esas önemli noktaya geliyorum usulen bir itirazı belirtiyorum. Yargıtay 9. Ceza Dairesi söyledim mi o hususu hatırlamıyorum ama söyledim. Şunu tekrar etmek istiyorum. Yargıtay 9. Ceza Dairesi Danıştay davası kararını esastan bozmamıştır. Sizler burada Danıştay davası sanıkları hakkında Osman Yıldırım hakkında esas hakkında hüküm tesis edemezsiniz! Osman Yıldırım hakkında beraat kararı talep edemezsiniz! Sayın Savcım. Osman Yıldırım hakkında verilmiş bir mahkeme kararı var. Bu mahkeme kararını ancak Yargıtay 9. Ceza Dairesi Yargıtay kaldırabilir. Sizler aynı mahkeme aynı yetkilere (bir kelime anlaşılamadı). Bir mahkemenin kararını siz kaldıramazsınız! Bu bir Anayasal suçtur! Bunu da özellikle dikkatinize sunmak istiyorum. İkinci olarak Danıştay davası buraya geldi inceledik. Danıştay davasını buradaki Ergenekon sanıklarıyla aralarında hiçbir bağ olmadığını aksine tarikat bağlantıları olduğunu ortaya koymadık mı savcım. Ne dedik Süleyman Esen?le liderim dediği Süleyman Esen?le Salih Kunter?le Alparslan Arslan?ın bağlantılı olduğunu ortaya koyulmadı mı? HTS raporlarında bu hususlar da çıkmadı mı? Alparslan Arslan?ın bu olaydan bir sene önce tarikat şeyhi Salih Kunter?in evine çok sık gittiği bunlarla bin dört yüz bilmem kaç kere görüşmeler yaptığı HTS raporlarıyla dosyaya ortaya konmadı mı? Zeynep Hanım bu hususları buradakiler kaç kez vurguladı. Danıştay saldırısının bu dava sanıklarıyla bir ilgi ve alakası yoktur! Danıştay saldırısının hedefi bellidir. Alparslan Arslan türban kararı nedeniyle bunu yapmıştır. Alparslan Arslan?ın görüşü de bellidir. Ailesi geldi arkadaşları geldi ne dediler, ailesi de dedi Alparslan Arslan dedi dini hassasiyetleri olan bir insandır dediler.?

Mahkeme Başkanı: ?Evet son cümlenizi alalım Avukat Hanım.?

Sanık Muzaffer Tekin müdafi Av. Selin Deviren Tahtabiçen: ?Salih Kurter?den etkilenmiştir dedi. Muzaffer Tekin?den değil ve nitekim dosyayı sunuyor. Alparslan Arslan?ın el ajandası notları dini dualar var vecibeler var islami yazılar var. Burada Alparslan Arslan?la Muzaffer Tekin arasında bir bağ yoktur efendim! Maddi deliller ortadadır. Dikkatinize sunuyorum. Ve müvekkilim inanmak istiyorum insan için çok zor inanmadığı bir şeyi talep etmesi. Ben beraatını talep ediyorum. Saygılarımı sunuyorum.?

Mahkeme Başkanı: ?Anlaşıldı anlaşıldı. Sanık Muzaffer Tekin?den müdafiinin beyanına karşı diyeceği soruldu. Katılıyor musun avukat beyanlarına.?

Sanık Muzaffer Tekin söz istedi verildi: ?Benim son sözüm bir şey yapmadım. Müsaade ederseniz son sözümü söyleyeyim.?

Mahkeme Başkanı: ?Avukatınla ilgili beyanına katılıyor musunuz onunla ilgili soruyorum. Yazılı olarak sun, yazılı olarak efendim yazılı olarak sunabilirsiniz onları.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?(bir kelime anlaşılamadı) son sözüm.?

Mahkeme Başkanı: ?Siz avukatınızı beyanına katılıyor musunuz??

Sanık Muzaffer Tekin: ?Benim esas vurucu bu davayla ilgili hazırladığım son şöyle bir dört satırlık şey var onu söyleyeyim.?

Mahkeme Başkanı: ?Efendim madem o kadar önemliyse arada sıkıştırsaydınız ya son dakikaya kadar niye iki saat kullandınız. Lütfen buyurun.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Şimdi efendim son dakikada bir bakın avukatıma bile dediniz ki son sözünüz nedir dediniz. Bana da diyebilirdiniz ki son sözünü söyleyin (birkaç kelime anlaşılamadı).?

Mahkeme Başkanı: ?Efendim siz iki saat iki saat kullandınız avukatınız 5 dakika kullandı arada fark var buyurun efendim.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Avukatım dışarıda dolaşıyor özgür, ben 4 mü 14 mü kaç müebbet bilmiyorum. Niye göre (bir kelime anlaşılamadı).?

Mahkeme Başkanı: ?Avukatınız beyanına katılıyor musunuz Muzaffer Bey.?

Sanık Muzaffer Tekin: ?Sonuna kadar katılıyorum. Avukatımı da çok seviyorum.?

Mahkeme Başkanı: ?Anlaşıldı buyurun buyurun.?

Share
  1. #1 by ENVER BOYRAZ on 09 Temmuz 2013 - 16:58

    saygı değer,komutanım, abim, dostum, can yoldaşım diyip. adını yüreğime yazdığım saygıdeğer, mert, dürüst, yiğit, adaletli ,canını vatanına adayacak kadar ülkesini ve insanını çok seven, tüm bu değerleri içselseştirmiş, yüreğinde bayraklaştırmış yürekli yiğit insan.. bu ülkede muzaffe tekinler kolay yetişmiyor. onun yetiştirdiği, mert dürüst, yürekli insanlarda çok fazla yetişmiyor… lakin bu dürüst yürekli insanlar sayıca az olsada, sizden aldıkları ilham ve onurlu kişilikleriyle tüm insanlığa ışık tutacak kadar aydınlık vede yüreklidir… onurlu adam gibi adam olmanın öğretisi, insan olmanın fazileti yeni bedenlerde can bulmaya devam edecektir… bizler size inanıyor güveniyoruz, her zamanda inanıp güveneceğiz… bu düzmece oyunlar, ne sizi nede bizi yıldıramaz.. bu kadar maddi delillerle dolu savunmanın, amerikan ve onun işbirlikçilerinin projesi karşısında yok edilmesi mümkün değildir. er yada geç adalet yerini bulacak, vede özgürlüğünüze kavuşacaksınız.. o yürek yine özgürce yiğitçe mertçe atmaya devam edecek..yüreğim inancım daima sizinle olacak.. saygılarımla..esen kalın.. kardeşin ENVER.

    • #2 by Muzaffer Tekin on 25 Temmuz 2013 - 13:23

      Yüreğinden gelen samimi duygular için teşekkür ederim hakikatli kardeşim. Adalet’in, güneş misali aydınlattığı bir ülke özlemi ile hasretle kucaklarım.. Muzaffer Tekin

(yayınlanmayacak)
Lütfen yukarıdaki resimde gördüğünüz karakterleri yandaki kutucuğa giriniz. Bu, otomatik kayıt girişimlerini (virüs v.s) engellemek için alınmış bir güvenlik önlemidir.