Av. Fethiye Çetin’e Yanıtlarım..


435632

Avukat Fethiye Çetin’in kaleme almış olduğu “Utanç Duyuyorum” adlı kitabında yer alan Muzaffer Tekin ile ilgili iddialara yanıtlar.

Aşağıda, söz konusu ithamlara yönelik  Muzaffer Tekin’in Av.Fethiye Çetin’e Silivriden göndermiş olduğu dökümanlar yer almaktadır.

 

Saygıdeğer Hanımefendi,

Yazmış olduğunuz kitabınızda, müteveffa Hrant Dink?in alçakça öldürülmesi olayını Ergenekon davası ile ilişkilendirebilmek adına Gizli tanık ?Boyabat?ın ifadelerini referans aldığınızı Aydınlık gazetesinde konu ile ilgili çıkan haber sonucu öğrendim.

Böylesine ciddi bir konuda, özellikle hukukçu kimliğiniz ile sizin objektif ve titiz bir araştırma yapmanızı beklerdim. Zira adına ?Ergenekon? denilen ve ?Balyoz?, ?Poyrazköy?, ?Askeri casusluk? v.b gibi anılan bir dizi davalar da kamuoyu yıllardır meşgul edilirken, bu davaların sürdürülmesine malzeme yapılan ?Tanık?, ?Gizli tanık? skandalları yaşanmaktadır.

Bu tanıkların ne yazık ki insan aklı ile alay edercesine vermiş oldukları ifadeler ve atf-ı cürümleri hiç sorgulanmadığı gibi, bu şahısların yalan söylemeleri ve ?iftira? atmaları da adeta mahkemeler huzurunda bizzat savcılar ile yargıçlar tarafından teşvik edilmiştir. Bu hususlar duruşma zabıtları ile sabittir.

Birkaç somut örnek vermem gerekirse bunlardan ilk akla gelen isim Osman Yıldırım?dır. Menfur Danıştay saldırısı olayından Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi?nce yargılanıp nihai kararda 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve 44 yıl hüküm aldıktan sonra Sincan cezaevinde ?özel seanslara? tabi tutulup, Ergenekon davasının hem tanığı, hem gizli tanığı hem de sanığı yapılmıştır. Müteakiben de vermiş olduğu hizmetler karşılığı(!) Ergenekon mahkemesi tarafından önce tahliye, sonra da beraat ile ödüllendirilmiştir.

Oysa Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin bir üyesi geçtiğimiz günler de bu şahsın suçunun ?subuta? erdiğini ve ?hayatının yalan olduğunu? bir medya organına ifade etmiştir. Yine yaklaşık üç yıl İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı görevini yürüten Sn. Köksal Şengün bu dava da menfur saldırılar ile sanıkların illiyet bağının olmadığını söylerken, Osman Yıldırım?ın tahliyesini düşünemeyeceğini bile ifade etmiştir. Ben de bu şahsın Cumhuriyet gazetesine atılan(3) bombalama olayı ve menfur Danıştay saldırısındaki rolünü, ayrıca onlarca yalan ve iftirasını mahkeme huzurunda maddi deliller ile belgelendirdim.

Diğer bir tanık, Talip Doğan Karlıbel?in iddia makamı ve 13. Ağır Ceza Mahkemesine ?Sahte belge? verdiği, Almanya ilgili adli mercileri ile yapılan resmi yazışmalar sonucu somutlaşmış, mahkemeye onlarca dilekçe verip bu şahıs hakkında yasal işlem yapılmasını haykırmamıza rağmen maalesef hiçbir işlem yapılmamıştır. Üstelik mahkeme bir ara kararında ?nihai karar da gereği yapılacak? demesine rağmen!

Bizler, bu tanıkların ?yalan? ve ?iftiralarının? tespit edilmesi adına mahkemeye devamlı dilekçeler sunup talepler de bulunmamıza rağmen mahkemenin bu konuda hiçbir işlem yapmamasının tek bir izahı vardır. Bu iffetsiz, sefil ve vicdansız insanlar vasıtası ile kamuoyu oluşturmaya bizlerin yargısız infaz edilmesine zemin hazırlamaktır.

Bu tanıkların büyük bir bölümünün atf-ı cürümleri ne savcıların esas hakkındaki mütalaalarında ne de 13. Ağır Ceza Mahkemesinin nihai kararlarında değer bulmuştur. Bu da tanıkların ne amaca hizmet ettirildiklerini onaylamakta, benim tespitlerimi doğrulamaktadır. Öyle olmasa idi, sizin gibi deneyimli bir hukukçunun iyi niyetinizden hiç şüphem yok, Gizli tanık Boyabat?ın ifadesi ile şahsımı kitabınızda, alçakça işlenmiş bir cinayetin ?şüphelisi? yapma gayreti ve gafletine düşmezdiniz.

Gizli tanık Boyabat?ın mahkeme huzurunda ki sorgusuna gidip, ona bir değer atfetmek istemedim. O sadece kendisini kirli planlarına malzeme yapıp, ifadelerini dava dosyasına koyanlar ve mahkeme huzurunda dinleyenler kadar benim için değerlidir!

Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için 13. Ağır Ceza Mahkemesi?ne dilekçeler verdim, bunlar hiç nazar-ı itibara alınmadı. Zira mahkemenin gerçeği bulma gibi bir niyeti hiç olmadı. Bu taleplerim yerine getirildiğinde Gizli tanık Boyabat?ın ?yalancı tanıklıktan? hakkında işlem yapılması kaçınılmaz olacaktı.  Sahi, yalan beyanda bulundukları ayyuka çıkmış onlarca tanıktan bir tanesine yasal işlem yapıldığına şahit oldunuz mu?

Zatıaliyenize bu şahıs ile ilgili mahkemeye vermiş olduğum ek?te ki dilekçelerimi arz ediyorum. Gizli tanık, ifadelerin de Taner Büber?i tanıdığımı iddia etmiş, kurgusunu bu şahıs üzerine inşa etmiştir. Taner Büber?in, Sami Hoştan?a yazmış olduğu mektubunu da size takdim ediyorum. Vicdanlı, namuslu, deneyimli bir hukukçu olarak Gizli tanık Boyabat?a itimat edilip edilmeyeceği konusundaki düşüncelerinizi öğrenmek hakkımdır diye düşünüyorum.

Saygıdeğer hanımefendi, küresel güçler, küresel sermaye emrindeki ajanlar ve yerli işbirlikçiler ile Türkiye Cumhuriyetini dönüştürme operasyonu için düğmeye bastığında ?asıl örgüt?, ?sanal bir örgüt? yaratarak kendi kirlerini onlar üzerinden aklamaya çalışıyor. Bunun içinde devlet bürokrasisinde mevzilenmiş şer odakları ile ahlaki, vicdani ve hukuki olmayan kirli bir savaş yürütüyor.

Mahkemeye, işte asıl örgütün ?köprü ayağı? maddi delillerle sabit, işte asıl örgütün ?medya ayağı? somut olgularla destekliyoruz, ?gereğini yapınız? sanki sözlerimiz duvara çarpıyor ve sadece biz duyuyoruz.

Sayın yargıçlar, iddia makamı, iddialarını güçlendirmek için 1 adamı yıllardır mahkemenize birbirinden farklı 2 adam gibi sunmuş, sizleri hukuk ile aldatıyorlar, kamuoyunu yanıltıyorlar, gereğini yapınız diyoruz, lakin yine çaresiz kalıyoruz. Hem de tartışmasız haklı olduğumuz bir konuda. Sadece bu örneğim size asıl örgütün ?yargı ayağı? hakkında bir fikir vermiştir diye düşünüyorum.

Asıl örgüt çok güçlü hanımefendi, yargı da, medya da, siyaset de her istediğini yaptırabiliyor. Zaten böyle bir örgütün cezaevine tıkılması mümkün olmadığı gibi muhalefet de olması hiç düşünülemez! O daima iktidar ve iktidarlar üstü bir konumdadır.

Bu örgütün etkilerini, iyi niyetli dürüst insanlar üzerinde de görüyoruz. Sizin dahi söylemleriniz de çelişkiler yaşadığınız ortada, Hrant Dink?in azmettiricileri ile asıl faillerini bazen ifade ederken, bazen de kitabınızda yaptığınız gibi masum insanlara attırılan iftiraları inanmadığınız halde baz alarak onları ?şüpheli? yapıyorsunuz. Aynı git-gel?leri gazeteci Nedim Şener?inde yaşadığını çok net izledim. Yazmış olduğu kitabında ki doğru tespitleri, cezaevine girip çıktıktan sonra Ergenekon davasına monte etme konusunda oldukça ısrarcı olmuş.

Yeri gelmişken tüm samimiyetim ile ifade etmeliyim ki, bizler Ergenekon sanıkları, Hrant Dink davasının yargılandığımız davalar ile birleştirilmesini çok arzu ettik. O zaman yıllardır bizler üzerinden siyasi rant hesabı yapanların ve bu alçakça işlenmiş cinayetin arka planını net olarak ortaya koyacağımız gibi ?asıl örgütü? de hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde deşifre etme imkanımız olacaktı.

Hattı zatında, yıllardır bizleri bu menfur olaylar ile irtibatlandıranlar,toplum mühendisliği ile kamuoyunun algısını değiştirmeyi amaçlarken bu davaların birleştirilmesinden özenle kaçınmışlardır.

Ergenekon iddianamesini hazırlayan savcılar, iddianamelerinde bizleri birçok menfur olay ile irtibatlandırdılar. Bunların içerisinde Cumhuriyet gazetesine el bombası atılması, menfur Danıştay saldırısı, Hrant Dink cinayeti, Orhan Pamuk, Ahmet Türk?e suikast v.b. gibi. Fakat bugün Cumhuriyet gazetesinin bombalanması ve menfur Danıştay saldırısı dışında bu çok tehlikeli örgüt(!) için başkaca suçlar ihdas etme zahmetine girişmediler. Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi nihai kararı ile hüküm giyen asli failleri 13. Ağır Ceza Mahkemesi birer birer aklayarak davanın tamamen farklı bir mecraya taşınması için ?sanal failler? yarattı. Amaç, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaktan Anayasa mahkemesi tarafından hakkında hüküm tesis edilmiş olan A.K.P?yi aklamaktı. Bunun için de hukuki bir yargılama yapılması ne mümkündü? Nitekim öyle oldu! Bu sonuç gladyo, mafya, tarikat düzenlerinin en somut örneğidir. Bu sistem, şayet istese idi Hrant Dink davasının Ergenekon davaları ile birleştirilmesini ?hukuk? engelleyemezdi!

Menfur Danıştay saldırısından sonra büyük bir aceleyle malum merkez tarafından hazırlanmış olan bir şema ile insanların nasıl hedef haline getirildiklerini çok iyi hatırlarsınız.

Aynı tavır Hrant Dink cinayetinden sonra da yaşandı. Hazırlanan şema asıl örgütün medya ayağı tarafından pazarlandı. Sonuçta her iki şemayı da devletin yetkili hiçbir kurumu sahiplenmedi! Bu sizce bir anlam ifade etmiyor mu? Bizler asıl örgütün bu faaliyetlerini çok iyi anlıyoruz ve biliyoruz. Çünkü en büyük tecrübe yaşanarak elde edilendir. Lütfen sizler de daha cesur olunuz, çünkü Hrant Dink?in kanı, asıl failleri bırakıp sanal failler peşinde koştuğunuz müddetçe hep yerde kalacaktır.

Saygıdeğer hanımefendi, basında yaratılmak istenen Muzaffer Tekin profili ile gerçek hayatta ki Muzaffer Tekin profilinin hiç örtüşmediğini bilmenizi isterim. Filmlerde kötü adamlar vardır, onlar bir rol üstlenmesine rağmen sizin algınızda hep o hali ile ön plana çıkarlar. Gerçek kimliği ve kişiliğini öğrenme zahmetine bile gerek duymazsınız o sanatçının. İşte bizlere yapılanlarda kötü adam profili ile yaşamayı cebren bizleri mahkûm etme operasyonudur. Lakin bu şer odakları kesinlikle muvaffak olamayacaklardır. Üzüntüm, bu süreçte yargının ve hukuk adamlarının kirli operasyonlarda bir yol açma makinesi gibi davranmalarınadır. Onlara Eflatun?un; ?Adaletsizliği işleyen, adaletsizliği çekenden sefildir? hatırlatmak isterim.

Yargılandığımız dava ile ilgili ve yapmış olduğum savunmalarım hakkında daha geniş bilgi edinmeyi arzu ettiğiniz takdirde www.muzaffertekin.com.tr sitesinden istifade edebilirsiniz.

Beni, şayet bir gün yakından tanıma, karşılıklı konuşabilme ortamımız olduğu takdirde bütün ön yargılarınızdan arınacağınızı düşündüğüm gibi, birçok Ermeni asıllı Türk vatandaşı gerçek dostlarım olduğuna da şahit olacaksınız.

En derin saygılarım ile esenlikler diliyorum. (26 Eylül 2013)

Muzaffer Tekin

1.No?lu L Tipi Ceza İnfaz Kurumu

 Oda: F-9 üst     Silivri/İstanbul

GİZLİ TANIK “BOYABAT”IN MAHKEME HUZURUNDA DİNLENMEDEN ÖNCE, MAHKEMEDEN YAPMIŞ OLDUĞUM TALEP DİLEKÇESİ. GEREĞİ YAPILMADI! 
Av.Fethiye Ç. klasörü 005 Av.Fethiye Ç. klasörü 006GİZLİ TANIK “BOYABAT”IN MAHKEME HUZURUNDA DİNLENMEDEN ÖNCE, MAHKEMEDEN YAPMIŞ OLDUĞUM 2.TALEP DİLEKÇESİ. GEREĞİ YAPILMADI!  Av.Fethiye Ç. klasörü 007 Av.Fethiye Ç. klasörü 008 Av.Fethiye Ç. klasörü 009GİZLİ TANIK “BOYABAT”IN MAHKEME HUZURUNDA DİNLENMESİNDEN SONRA VERMİŞ OLDUĞUM DİLEKÇE. (GERÇEĞİ ISRARLA ARAMAMA RAĞMEN NE YAZIK Kİ MAHKEME HİÇ ORALI OLMUYOR!) 

13.AĞIR CEZA MAHKEME BAŞKANLIĞINA  / SİLİVRİ

Konu: Gizli tanık Boyabat?ın şahsıma atf-ı cürümlerinin tescil edilmesi için, Taner Büber, Av.Erol Yılmaz, Sami Hoştan?ın Habip adlı şoförünün huzurda ivedi dinlenilmesi, Gizli tanık Boyabat?ın 2006 yılında gerçekleşen olaylar ile ilgili yargılandığı Eyüp Ağır Ceza Mahkemesindeki dava dosyasının mahkemenize incelenmek üzere getirtilmesi, tarafıma verilmesini düşünüyorsanız gizli tanığın isminin kapatılarak tarafıma verilmesi arz ve talebimden ibarettir.

Gizli tanık Boyabat?ın mahkemenizde dinlenildiği 01.11.2012 tarih 253.celse akabinde, medyada akşam haberlerinde Gizli tanığın çok önemli açıklamaları başlığı adı altında ?Muzaffer Tekin, Türk-Kürt Çatışması İçin Talimat Verdi, Hrant Dink?in Öldürülmesi Planını Yaptı? iğrenç atf-ı cürümleri yer almıştır.

Sizler, her ne kadar medya haberleri bizleri ilgilendirmiyor desenizde, adına Ergenekon denilen davalar ilk günden bugüne kadar malum medya tarafından maniple edilerek, insanlara hayatları adeta zindan edilmiştir!

Şayet, aleyhimize ifade veren tanıkların tamamı hukuki bir mercek altına alınabilmiş olsa idi, ısrarla iddia ettiğim gibi bunlar tanık değil, iftira attıklarından dolayı kesinlikle sanık olurlardı! Örnek mi: Osman Yıldırım, Talip Doğan Karlıbel, Emrah Özdemir, Gizli tanık Boyabat ve bunlar gibi canlılar.

Gizli tanık Boyabat?ın beyanlarının gerçek olup olmadığını test edebileceğiniz mahkemenizde maddi olgular, ki HTS raporları, Sami Hoştan ile aynı davadan yargılandığımız mahkeme huzuruna çıkana kadar hiçbir beşeri ilişkimin olmadığı net olmasına rağmen, ben bunları takviye edecek ve Gizli tanık Boyabat?ın, ne anlatmış olduğu olayların, ne de ilişkilendirmeye çalıştığı insanların, tamamen kirli emelleri için yaratmış olduğu bir kurgu olduğunu ispatlayacak taleplerde bulunmama rağmen, maalesef bunların hiçbirini, Sami Hoştan?ın dinlenmesi dışında yerine getirmediniz!

Mahkemenizin, biz sanıklara ön yargılı bakışınızı duruşmalardaki tavırlarınızdan bildiğim için, özellikle kilit isim Taner Büber?in haber gönderdiği iddia olunan Av. Erol Yılmaz, Sami Hoştan?ın soförü Habip adlı kişinin tanıklıklarına başvurmanızı önemle talep etmeme rağmen bu konuda gereğini yapmadınız!

Sıklıkla maddi gerçeği aradığını ifade eden sizler, ahlaki değerlerini yitirmiş, arsız, ursuz, hırsız, namussuz, ırz düşmanı, sahtekar, dolandırıcı, uyuşturucu müptelası ve cinayet hükümlülerinin, hiçbir hukuki gerekçe olmadan, bizlerin itibar cellatlarımız olmalarına nasıl müsaade ediyorsunuz? Hukukçu kimliğiniz yanında vicdanlarınızda mı sızlamıyor?

Lehime olan tüm savunma tanıklarımın dinlenilmesinden feragat ediyorum, sadece Mahir Kök?ün huzurda dinlenilmesini talep ediyorum, dememe ve bu konuda mahkemenize yazılı ve sözlü müracaatlarda bulunmuş olmama rağmen hiçbir işlem yapmayan mahkemenizin alel acele karar alıp, bir cinayet hükümlüsünü, uyuşturucu müptelasını, yalancı tanık Emrah Özdemir?in Muzaffer Tekin?in savunma tanığı yapıp huzurda dinlenilmesinin mantığını gayet iyi anlıyorum! Üstelik, gözümün içine baka baka yüreği yetiyorsa yalanlarını tekrarlasın dediğim bu tanığı, can güvenliği gerekçesi ile ?gizli tanık odasında? bizlere rahatça iftira atabileceği bir ortamda dinlemeyi tercih ediyorsunuz!

Duruşma salonunda, gerektiğinde 40-50 jandarma görevlisi arasında hiç kimsenin can güvenliğinin tehlikede olması mümkün değil iken, gerektiğinde Osman Yıldırım örneğinde olduğu gibi, ön sıraları boşaltıp, tanığında etrafında jandarma kalkanı oluşturabilirdiniz. Bu tanığın can güvenliğinin olmadığı duruşma salonunda başta siz yargıçlar ve biz sanıklarında can güvenliği olmadığı ortaya çıkmaz mı?

Durumlarını eksejere ederek can güvenliği isteyen bu ahlaksız adamların gerçekte canları ile ilgili bir kaygıları olmadığı gibi, burunları kanasa, Ergenekon?a mal edecekleri bizlerce malumdur!

Bu iffetsiz adamlar için ölüm kurtuluştur! Korkaklar her gün, kahramanlar ise bir gün ölürler! Gerçekte, ailelerimiz dahil olmak üzere, bütün örgütlere yıllarca hedef gösterilen bizleriz! Böyle olmasına rağmen hiç bir can kaygısı taşımıyoruz!  Binaenaleyh; ?Can korkusuna değermi bir ömür, baki mi olur cihanda insan?

Emrah Özdemir?in ivedilikle Muzaffer Tekin?in savunma tanığı olarak huzurda dinlenilmesinin tek amacının, Adil Timurtaş?ın mahkeme huzurunda reddettiği emniyet ifadeleri üzerine, 13.Ağır Ceza Mahkemesinde 14.08.2012 tarih, 220.celsede ki vermiş olduğu ifadelerinin tamamının çürütülmesi olduğu düşüncem hiç değişmeyecektir! Nitekim, yalancı tanık Emrah Özdemir bu görevini başarı ile ifa etmiştir. Adil Timurtaş?ın çelişkilerini ortaya çıkarmak isteyen iddia makamı ve heyetiniz, bu gayretkar tavrı, onlarca çelişkili ifade veren, yalan söyleyen Emrah Özdemir?e her nedense göstermemiştir!

Lütfen, adil yargılama yapıyoruz diyerek, bizlerin onurlarını ahlaksız taifesine meze edip, zekalarımızı da hafife almayınız!

Sonuç ve Taleplerim:

         Mahkemenizden Gizli tanık Boyabat?ın şahsımca malum olan atf-ı cürümlerinin tescil edilmesi ve maddi gerçeğin açığa çıkması bakımından ivedi olarak;

1- Taner Büber?in tanık olarak dinlenilmesini,

2- Av.Erol Yılmaz?ın tanık olarak dinlenilmesini,

3- Habip adlı soförün tanık olarak dinlenilmesini,

4- Birbirleri ile irtibatlandırılmak istenilen kişilerin HTS raporları eşleştirilerek, Gizli tanık Boyabat?ın iddialarının doğru olup olmadığının maddi olgular ile tespit edilmesini,

5- Muzaffer Tekin?in sadece 2004 ya da 2006 yılı içerisinde değil, emekli olduğu 1985 yılından, tutuklandığı 2007 Haziran ayına kadar Silivri bölgesinde değil 15-20 gün, 1 gün dahi kalıp kalmadığının tespit edilmesini,

6- Gizli tanık Boyabat?ın Eyüp Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı dava dosyasının, mahkemenizce incelenmek üzere getirtilmesini,

Arz ve talep ediyorum. Taleplerimin yerine getirilmediği taktirde gerekçesinin tarafıma bildirilmesini istirham ediyorum.

Saygılarımla  05.11.2012

Muzaffer TEKİN 


GİZLİ TANIK “BOYABAT”IN İFTİRALARINI BASIN YOLUYLA ÖĞRENEN TANER BÜBER’İN SAMİ HOŞTAN’A KONU İLE İLGİLİ YAZMIŞ OLDUĞU MEKTUP. (BU TANIKLAR, YARGILAMALARIN KALİTESİNİ ORTAYA KOYUYOR. TÜRK YARGISI ADINA UTANÇ VERİCİ!)Av.Fethiye Ç. klasörü 013 Av.Fethiye Ç. klasörü 014 Av.Fethiye Ç. klasörü 015TANER BÜBER’İN YUKARIDA YER ALAN MEKTUBUNDAN SONRA YAZMIŞ OLDUĞUM VE BU SİTEDE YAYINLANAN YAZIM.

İFTİRADA SON DURUM

Gizli tanık Boyabat, 14.08.2008 tarihinde İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet savcılarına vermiş olduğu ifadesinde, 2000?li yıllarda Güneydoğulu vatandaşlarımız ile kişisel problemlerini örgütsel bir plan içinde yapıldığı imajı vermek ve korkularından sıyrılmak  amacıyla yapmış olduğu alçakça kurgularla  kendisi ile hiçbir ortamda bir araya gelmeyecek, düşünsel hiçbir şeyi paylaşmayacak olan Muzaffer Tekin?e yönelik atf-ı cürümlerde bulunmuştur!

Gizli tanığın, beyanlarının çok önemli olduğunu düşünen, CMK 250. Maddesi ile görevli, yetkili bölümde savcı Mehmet Ali Pekgüzel, savcı Zekeriya Öz, savcı Nihat Taşkın, ?Gizli tanık Boyabat?ın ifadesinin alınmasında hazır bulunmuşlardır.

Gizli tanık Boyabat?a resim üzerinden teşhis yaptıran üç savcı, böylece de almış oldukları ifadeye kendilerince bir ciddiyet kazandırmışlardır.

Gizli tanık Boyabat?ın anlatımlarının doğru olup olmadığını test etmek çok kolay olmasına rağmen, savcılar bütün tanıkların anlattıkları doğrudur mantığı ile ve sanıklar hakkında ?kuvvetli suç şüphesi? ni devam ettirmek amacı ile bu tanıklıkları meşru kılmışlardır.

Süreci takip ettiğimizde, ilişkilendirilmek istendiğim insanlar, iddianamedeki kurgular, iğrenç tanık beyanları nasıl ahlaki ve hukuki olmayan trajikomik bir durumun içinde olduğumu anlatmaya yeter düşüncesindeyim.

Tanık olarak dinlenmesi için talepte bulunduğum, Taner Büber?in mektubu ulaştı elime. Gizli tanık Boyabat adlı müfterinin iftiraları basında yer alınca, Taner Büber  yazdığı mektupta somut ifadelerle bu alçaklığa olan isyanını dile getirmiş. Zira, gizli tanığın ifadelerinin gerçek olup olmadığı onun bilgisine başvurularak kolaylıkla netleştirilebilirdi! Ama bu talebim maalesef diğerleri gibi mahkemece kabul edilmedi!

Taner Büber?i tanımıyorum ve hayatımda hiç karşılaşmadım! 15.11.2012 tarihli mektupta şahsım ile ilgili olan bölümü görebilirsiniz;

?Hrant Dink iddiası: Öncelikle ben Muzaffer Tekin?i hiç tanımam! Ama değil Muzaffer Tekin, kimse bana adam öldürme teklifini yapamaz.

Muzaffer Tekin?in bizim çiftliğe geldiğini silahlı eğitim falan yapıldığını iddia ediyor. O halde;

a) Muzaffer Tekin ile benim en azından bir kez telefon görüşmemiz olması gerekir. Peki var mı? Hayır!

b) Muzaffer Tekin bizim çiftliğe gelmiş ise, bizim çiftlik ?Classis Golf? adlı baz istasyondan sinyal alıyor. Bu durumda Muzaffer Tekin?in gelip misafir olması, silah eğitimi vermesi gibi vesaire hususlar nazara alındığında, iddia olunan ilgili tarihlerde Muzaffer Tekin?in ?Classis Golf? isimli baz istasyonunu bir kaç kez ve birkaç saat kullanmış olması gerekmektedir!?

Taner Büber, mektubunda Gizli tanık Boyabat?ın iftiralarına detaylı olarak net ifadelerle açıklık getirmiştir. Yukarıda yer verilen bölüm sadece şahsım ile ilgili kısımdır.

Diğer gizli tanık vakalarında olduğu gibi, ifadelerin iftira olduğunu bile bile, amaçları, basına malzeme vererek bizleri toplum nezdinde suçlu olarak algılatmak, itibarsızlaştırmak olanların, bu tanıklar ile yargılamayı değersizleştirdiklerinin acaba farkındalar mı?

Şahsen, bu tabloya sebebiyet verenler adına utanıyorum. İnsanlar mesleklerine karşı bu kadar sorumsuz olamazlar diye düşünüyorum.

Muzaffer TEKİN

03.01.2013 / SİLİVRİ

13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ HUZURUNDA YAPMIŞ OLDUĞUM “SAVUNMA” AMAÇLI KONUŞMA METNİM.Av.Fethiye Ç. klasörü 018 Av.Fethiye Ç. klasörü 019 Av.Fethiye Ç. klasörü 020ESAS HAKKINDA Kİ SON SAVUNMAMDA GİZLİ TANIK “BOYABAT” İLE İLGİLİ TESPİTLERİM.

         Gizli tanık, ?Boyabat?: 14.08.2008 tarihinde İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet savcılarına ifade vermiş. Savcılarına diyorum, zira tanığın beyanlarının çok önemli olduğunu düşünmüş olmalılar ki CMK 250. Maddesi ile görevli, yetkili bölümde savcı Mehmet Ali Pekgüzel, savcı Zekeriya Öz, savcı Nihat Taşkın, ?Gizli tanık Boyabat?ın ifadesinin alınmasında hazır bulunmuşlardır.

Gizli tanık Boyabat?a resim üzerinden teşhis yaptıran üç savcı, böylece de almış oldukları ifadeye kendilerince bir ciddiyet kazandırmışlardır.

Gizli tanık Boyabat?ın anlatımlarının doğru olup olmadığını test etmek çok kolay olmasına rağmen, savcılar bütün tanıkların anlattıkları doğrudur mantığı ile ve sanıklar hakkında ?kuvvetli suç şüphesi? ni devam ettirmek amacı ile bu tanıklıkları meşru kılmışlardır.

Savcılar aşağıdaki konuları araştırmış olsalar idi, tanık Boyabat yalan beyanda bulunmak ve iftira atmak suçlarından takibat görmüş olacaktı.

  • Gizli tanık Boyabat, Sami Hoştan vasıtası ile benimle tanıştıklarını iddia etmektedir. Sami Hoştan ile hiçbir irtibatımın olmadığını HTS raporları doğrulamaktadır.
  • Taner Büber?den pusula getirdiğini iddia ettikleri Av. Erol Yılmaz?ın ifadesine başvurulmuş olsa idi gizli tanık Boyabat?ın yalan beyanda bulunduğu ortaya çıkardı.
  • Benim telefonlarıma ait HTS raporları dava dosyasında mevcut olmasına rağmen ne yazık ki üç Cumhuriyet savcısı bunları inceleme gereği bile duymamışlardır. Değil Silivri de bir hafta, 24 saat bile devamlı kalmadığım sadece bahse konu yıllar içinde değil tüm yaşantımda göreceklerdi.
  • Tanık, özellikle telefon kullanmadığını beyan ederek başka kişilere ait telefon numaraları ile irtibat sağlandığını ifade ederek aklınca yalanlarını güçlendirmek istemektedir. Savcılar, Taner Büber ve Sami Hoştan?ın şoförü olduğu iddia edilen Habip adlı kişinin bahse konu yıllarda kullanmış oldukları telefon hatlarını inceleyerek bu yalancı tanığın foyasını ve kurgusunu açığa çıkarabilirdi.
  • Benim ve Sami Hoştan?ın ifadelerine başvurarak gerçeğe ulaşmayı amaçlayabilirlerdi.
  • En önemlisi de savcılar gizli tanık Boyabat?ın 2006 yılından itibaren Eyüp Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan dava dosyasının içeriğini inceleyerek bu adamın insanlara iftira atma niyetini anlayabilirlerdi. Çünkü o dava dosyasında Muzaffer Tekin isminin hiç geçmediğini görecekler, bu olaylardan iki-üç yıl sonra ise Muzaffer Tekin ismini kullanmalarındaki kötü niyeti çözebileceklerdi.

Gizli tanık Boyabat 2005?li yıllarda Güneydoğulu vatandaşlarımız ile kişisel problemlerini örgütsel bir plan içinde yapıldığı imajı vermek ve korkularından sıyrılmak için alçakça kurgular kurup kendisi ile hiçbir ortamda bir araya gelmeyecek düşünsel hiçbir şeyi paylaşmayacak Muzaffer Tekin?e iftira atmıştır!

Onun içindir ki Eyüp Ağır Ceza Mahkemesinde ki dosyanın mahkemenize getirtilmesini talep ettim. Sanki çok önemli bir şahsiyetmiş gibi, kimliği açığa çıkar düşünce ve gerekçesi ile red ettiniz.

Ben bu ahlaksız adamın kimliğini öğrenmek gibi bir gayret içinde değilim, öyle bir niyetim de bulunmamakta. Çabam gerçeğin ortaya çıkarılması içindir. Hâlbuki benim talebim olmadan sizin bu dosyayı mahkemenize getirtmeniz gerekmez miydi?

Ne hazindir ki soruşturma ve dört yılı aşan kovuşturma sürecinde hemen hemen her gün, bugün aleyhimize hangi tanık ve ne gibi bir suç isnadı yapılacak endişesi ve stres?i ile yaşadık. Bu kaygılarımızda da haklı çıktık! 2004 yılında tanık olduğunu iddia ettiği olayları, 2012 yılında mahkeme huzurunda sanki dün yaşanmışçasına ve katmerleştirerek anlatan soytarıların yüz hatlarını, mimiklerini ve vücut dillerini gözlemlediğimde kendimi bir mahkeme de değil de, sirk?te olduğum duygularına kapıldım.

İddia makamının doğuran delilleri şunu gösteriyor ki, ?ileride eylemsel faaliyetlerde bulunabilecek kişi ile irtibatlandırmak? gerekçesi ile gözaltına alınıp tutuklanmam, sadece büyük bir plan için uydurulmuş bir kılıf idi!

Süreci takip ettiğimizde, ilişkilendirilmek istendiğim insanlar, iddianamedeki kurgular, iğrenç tanık beyanları nasıl ahlaki ve hukuki olmayan trajikomik bir durumun içinde olduğumu anlatmaya yeter düşüncesindeyim.

Bizleri itibarsızlaştırmak zihniyetinde olanların, mahkemenize getirdikleri bu tanıklar ile yargılamayı değersizleştirdiklerinin acaba farkındalar mı?

Ben şahsen bu tabloya sebebiyet verenler adına utanıyorum. İnsanlar mesleklerine karşı bu kadar sorumsuz olamazlar diye düşünüyorum.

 

ASIL ÖRGÜTÜN MEDYA AYAĞINDA YER ALAN İBRETLİK BİR AJAN PROVOKATÖR. 

10 Ağustos 2012 tarihinde yapılan 218. celsede, 13.Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda Şenol Gürkan adlı kişi tanık olarak dinlendi.

Şenol Gürkan, adına Ergenekon denilen soruşturma ve kovuşturma döneminde toplumu maniple etmek için görev almış, kendisini araştırmacı gazeteci olarak tanımlayan güruh?un bir üyesidir. 8 Eylül 2008 de Taraf gazetesinde, 9 Nisan 2009 tarihinde Yenişafak gazetesinde olmak üzere, söz konusu bu şahsın, hakkımda son derece ciddi ithamları yer almıştır. Burada ?Kutlu Adalı?nın suikasta kurban gidişinden kısa bir süre önce Aziz Barnabas olayında parmağı olduğunu iddia ettiği yüzbaşının Muzaffer Tekin olduğu yıllar sonra ortaya çıkmıştı? haberi vurgulanıyordu.

8 Eylül 2008 tarihinde Taraf gazetesinde çıkmış olan haberinden sonra Şenol Gürkan 16 Eylül 2008 tarihinde Özel yetkili C.Başsavcılığına ifadesi alınmak üzere davet edilmiş ve Ergenekon savcıları tarafından da ifadesi alınmıştır. İşin enteresan yanı, şahıs savcılara vermiş olduğu ifadesinde  hayasızca şahsıma yüklemek istediği Kutlu Adalı cinayetinden hiç söz etmemiş, savcılar ise ihbar kabul ettikleri gazete haberleri ile ifadesine başvurdukları Şenol Gürkan adlı bu şahısa son derece ciddi bu konuyu sormayı akıl edememişlerdir. Çok garip !!!

Savcılık ifadesinde, benim KKTC vatandaşlığımı, bazı Ergenekon sanıkları ile irtibatlandırmak, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini desteklemek gibi KKTC ye gittiğim gibi gerçek dışı haberler ile geciştirmiş, şahsıma yönelik suç isnat edilebilecek somut bir delil savcılara sunamamıştır. Zira, geçmişte haber adı altında yaptıkları, bilgi kirliliği amaçlı kendisine bir takım merkezlerce verilen görevlerdir. O dönem çalışmış olduğu gazeteye gönderdiğim tekzip ile 13.Ağır Ceza Mahkemesine vermiş olduğum dilekçelerimi ekte sunuyorum. Dikkatle okunduğunda, bu şahsın ve kendisine yaptırılan bu hayasızca atf-ı cürmün neye hizmet ettiği kolaylıkla anlaşılacaktır.

Huzurdaki tanık sorgusunda Şenol Gürkan adlı şahsa, ahlaki, hukuki ve vicdani olmayan beyanlarının somut belgelerini mahkemeye sunması çağrısında bulundum. Vermiş olduğu cevap karşısında hayret ve dehşet?e düşmemek mümkün değil! ?Ben öyle yazdığımı hatırlamıyorum!?  Mahkemenin duruşmaya verdiği kısa bir aradan sonra ise tekrar aynı konu ile ilgili; ?Şimdi notlarıma baktım, hakkınızda böyle ithamlarım olmadı!?

Şenol Gürkan?ın hatırlamaması ve o yazıya ulaşamaması doğrudur. Çünkü servis gazeteci, sipariş metni yayınlamak mecburiyetinde kaldığı için içerikten bi haberdir!!!

Hala, yandaş medya ve yandaş kalemşörleri anlamayanlara ithaf olunur!

Muzaffer TEKİN

22 Ağustos 2012 / Silivri

TANIK SORGULAMALARI ESNASINDA MARUZ BIRAKILDIĞIMIZ ENGELLEMELER. YETMİYOR, BİR DE CEZALANDIRILIYORUZ!

Yaklaşık iki aydır tanık ifadeleri dinleyen mahkeme, geçtiğimiz hafta salı günü  gazeteci Aslı Aydıntaşbaş’ı dinledi. Menfur  Danıştay suikastine ismi karıştırılan Muzaffer Tekin, bilindiği üzere saldırının akabinde medya marifetiyle sistemli olarak gerçekleştirilen siyasal linç’in kurbanı yapıldı. Örneklerini daha sonraki yıllarda çokça gördüğümüz, önce kamuoyu önünde itibarını yok et, sonra derdest et nazariyesi ilk o süreçte uygulamaya konuldu. Medya yoluyla, onurlu ismi mesnetten uzak türlü olumsuzluklar yüklenerek  ülke kamuoyunda şaibeli hale getirilmeye çalışıldı. Maalesef yapanın yaptığıyla kaldığı gibi yazan da yazdığıyla kaldı. Aleyhinde yazı yazan, haber yapan  kalem sahiplerinden birisi de o gün duruşma salonunda tanık olarak dinlenilen gazeteci Aslı Aydıntaşbaş’tı. Tanık Aydıntaşbaş’ın ifadelerinde  ismi geçen  Muzaffer Tekin’in, soru sorma isteği(hakkı)  mahkeme başkanı tarafından reddedildi. Gerekçe olarak ta tanığın, Muzaffer Tekin’i tanımaması gösterildi. İleri sürülen gerekçe karşısında hayrete düşen Muzaffer Tekin, soru sorma hakkı elinden alınmasının yanında mahkemenin insicamını bozduğu gerekçesiyle de 16 celse duruşmalardan men edilme cezası aldı. Aşağıda konu ile ilgili bilgi ve yargılamayla ilgili gerçeklerin  yer aldığı gazete kupürü, Ergenekon davası tutuklusu, gazeteci sayın Hikmet Çiçek’in  01 Ekim 2012 tarihinde Aydınlık gazetesinde yazdığı köşesinden alınmıştır.

Av.Fethiye Ç. klasörü 025

BU SİTE DE YER ALAN BİR YAZIM.

Ergenekon adı verilen 19 davanın birleştirildiği kovuşturmalarda 2 ayı aşkın bir zaman diliminde kesintisiz olarak ?tanık? dinlenmektedir. Dinlenilen tanıklar ?kamu tanığı? olarak huzura alınıyorlar ve ?bildiğimi dosdoğru söylüyeceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim? metni kendilerine mahkeme başkanınca tekrar ettirilerek dinlenilmeye başlanıyorlar. Ayrıca doğru beyanda bulunmadıkları taktirde haklarında yasal işlem yapılabileceği kendilerine hatırlatılmasına rağmen, bir önceki celse yemin edip tanıklığına başvurulan kişi şayet mahkemeye sanıklar aleyhinde yeterli bir malzeme sunamamış ise hemen tanık koruma programına alınarak bir kez daha ifadesine başvuruluyor ve bu kez söylediklerinin tamamını reddederek atf-ı cürümlerde bulunuyor. Fakat ne yazık ki bir ay içerisindeki bu değişimi ve yeminini tanığa hatırlatmak, bunu sorgulamak hiç bir yargıcın aklına gelmiyor. Örnek; Esra Feride Gökçimen?in sorgu tutanakları.

Söz konusu bu tanıkların hemen tamamının ortak özellikleri; tescilli dolandırıcı, ajan, tecavüzcü, uyuşturucu müptelası, katil, hırsız, suç örgütü üyesi ile terör örgütünden kaçıp itirafçı olmalarıdır. Bu son derece itibarlı tanıklar(!) en aşağı anlama düzeyindeki insanların bile kolaylıkla tespit edebileceği çelişki dolu ifade, yalan ve iftiralarından kesinlikle sorgulanmadıkları gibi bir de maalesef mahkeme heyetinden teşvik görmektedirler. Bu duruma isyan eden sanıkların sözleri ağızlarına tıkılıyor, mikrofonları kapanıyor, azarlanıyor ve mahkeme salonundan kolluk kuvetleri marifetiyle yaka paça atılıyorlar. Bununlada yetinmeyen mahkeme heyeti, adil olmadığı bir yargılamada sanıklar hakkında suç duyurusunda bulunarak, söz konusu bu masum insanların mağduriyetine mağduriyet katmaktadır!

Nadir olarak huzura alınan, sanık lehine ifade veren kamu tanıkları ise vermiş oldukları ifadelere pişman edilircesine mahkeme heyetince didik didik edilerek nerede ise söylediklerinden vazgeçirilmek için her türlü baskıya maruz kalmaktadırlar. Bunun somut bir örneği, tanık Necat Uysal?ın sorgusunda yaşanmıştır; ?Alparslan Arslan?ı Doğuş Faktoring?e ben götürdüm ve sahipleri ile tanıştırdım.? ifadesinden sonra, tanığın mahkeme heyetince muhatap olduğu sorulara bakmak yeterli olacaktır.

Tanıklar?a sanık teşhisinde tanımadığı sanığın, önce isminin söylenip bir kez daha teşhis yaptırılması, sanığın yaklaşık yarım saat soru sorduğu tanık tarafından sorgu nihayetinde teşhis ettirilmeye zorlanması ise bu davranış içerisine giren yargıçlar adına hem çok üzücü hem de düşündürücüdür!

Hekimin koyduğu yanlış bir teşhis bir hastayı öldürürken yargıcın adil olmayan kararları sadece muhatabını öldürmüyor, toplumun geleceğe olan inancını, umutlarını, özgür yaşama ideallerini ortadan kaldırıyor. Bu süreçte bunu yaşayarak öğrendim!

Karar?a giden yargılamalarda sanıkların lehlerine ifade edecekleri bir cümle bir yana, bir kelime dahi şiddetle engelleniyorsa, burada gerçeğin ortaya çıkmasından korkanların olduğunun  resmidir!

Çünkü ?gerçek insanı özgür kılar? istenende zaten bizlerin özgür olmaması!

Muzaffer TEKİN

21 Ağustos 2012 / Silivri

Sayın Fethiye hanımefendi,

Sizden, hassaten Talip Doğan Karlıbel hakkında mahkeme yapmış olduğum sunumlarımı ve Almanya yetkili adli mercilerinden gelen ?resmi? yazıları tetkik etmenizi istirham ediyorum.

Bu şahıs yazmış olduğu kitaplar ve röportaj verdiği yazılı basın, sosyal medya ve de görsel medya da yıllarca kanal kanal dolaşarak başta ben olmak üzere yargılandığımız davadaki birçok insana akıl almaz ithamlar ile iftiralar attı. Adli mercilere kendisinin tanzim ettiği sahte evraklar sundu. Netice de bizler bunların ?sahte? olduğunu maddi delillerle mahkeme huzurunda yargıçlara ispat ettik. Lakin bu şahıs hakkında 13. Ağır Ceza Mahkemesi hiçbir yasal işlem yapamadı. Yapmadı demiyorum ya-pa-ma-dı!

Şimdi şu sorunun cevabı bence her şeyi açıklamaya yeterlidir. Bu normal bir vatandaş, sıradan bir vatandaş olsa bu işlere cesaret edebilir mi? Ne mümkün. Çünkü o yalan üretme merkezlerine hizmet eden tescilli bir ajan. Dolayısı ile de o merkezlerce korunup kollanıyor ve mahkemelerde hakkında işlem yapamıyorlar!

İşte asrın davasında(!) insanlar bu ve bunun gibi kirli oyunlar ile hedef yapılıp toplum nezdinde potansiyel suçlu haline getiririlmişlerdir.

Saygılarımla

Muzaffer Tekin  

13.Ağır Ceza Mahkeme Başkanlığına / Silivri

Sayın Başkanım, Değerli Üyeler;

Duruşmaların başladığı ilk günden bu güne kadar, bana kimse gerçek bir hukuk devletinde, değil terörist muamelesi yapmak, bir gün bile özgürlüğümü elimden alamaz diye haykırıyorum.

Ama ne yazık ki! 3,5 yılı bulan yargılama sürecinde de gözetime alınıp şüpheli yapıldığımız dönemlerde ki bir kısım siyasilerin, bir kısım bürokratların ve görevli medyada yazar çizer diye tanımlanan geçmişi ve bugünü karanlık kişilerin atf-ı cürümleri aynen devam etmiş, bu günlerde ise anlaşılmaz bir ivme kazanmıştır.

Malum medya organlarındaki ibret tablosu şudur; Savunmalarımız göz ardı edilerek menfur Danıştay saldırısının nihai kararı verilmiş ve bizlerinde infazları yapılmıştır!

O halde mahkemenizin işlevi nedir? Yaptığınız yargılama göstermelik ve bir anlam ifade etmiyor mu?

Yoksa sizlerde medya operasyonları ile özgürlükleri ellerinden alınıp, iddianame formatında yazdırılan kitaplar ile önceden haklarında sevk maddeleri yazılıp iddianamelerde de bire bir bunlara sadık kalınarak haklarında yıllardır kuvvetli suç şüphesi yaratılan insanları bugünlerde aynı merkezlerden gelen mesajlar ile mi suçlu ilan edip infaz kararlarını vermek niyetinde misiniz? Değilse, artık bunlara hadlerini bildiriniz!

Muzaffer Tekin gerçeğini beni tanıyanlar çok iyi biliyorlar. Hakkımda kuvvetli suç şüphesi oluşturmak adına görevlendirilenlerin gerçek kimliklerini de ben bu süreçte yaşayarak öğrendim.

Asıl örgüt görevlilerinin bizler hakkında yapmış oldukları yoğun bilgi kirliliğinden ne yazık ki bazı hukuk adamlarının da yanılgı içerisine itildiklerini, algılarında peşinen suçlu profilleri yaratıldığını düşünüyorum.

Savunma amaçlı sunum ve taleplerimde, kovuşturma süreci ve öncesi benim şeref ve onuruma ahlaksızca saldıranlara hiçbir hukuki yaptırım uygulanmadığı için ben bireysel mücadelemi veriyorum. Bu ajan provokatörler hakkındaki tespitlerimde hiç yanılmadığım bugün net olarak ortaya çıkmıştır!

Kendi meslektaşları dahi bunların gazeteci olarak anılmalarından utandıklarını sıkça dile getirirlerken rant paylaşım savaşında birbirine düşen kiralık kalemler seviyesiz tartışmalarında muhbirlik ve ajanlık ithamları ile kendi ipliklerini pazara çıkarmışlardır!

Namuslu, onurlu bir insanı ahlaksız ve iffetsiz olaylara malzeme yapamazsınız. Ama ar damarı çatlamış bir insanda onur, namus ve şeref gibi mevhumlar olmadığından onlar her türlü tertibin aracı olurlar. Hem de en kutsal değerler üzerine huzurda yemin ederler, gözünüzün içine baka baka yalan söylerler, iftira atarlar. Bundan da nebze olsun utanmazlar. Çünkü öyle bir duyguları kalmamıştır!

Bunun örneklerini bu mahkeme huzurunda yaşadık. Son örneği de Talip Doğan Karlıbel?dir. Tanık ifadesinden sonra da kanal kanal dolaşarak atf-ı cürümlerini halen sürdürmektedir. Karlıbel?in yalancı, sahte evrak düzenleyicisi ve iftiracı olduğu iddianame hazırlanmadan yapılan resmi yazışmalar ile somutlaşmasına rağmen hakkında yasal işlem yapılmaması, bir nevi dokunulmazlık zırhına büründürülmesi cüretkârlığını arttırmaktadır.

Yalan: Aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı söylenen sözdür.

İftira: Birine aslı olmayan bir suç yüklemedir. Hukuki yaptırımı olduğu gibi dinimizce de bir insan öldürmekten daha büyük vebali vardır.

Talip Doğan Karlıbel kadar, onu pazarlayanlarında hem hukuki hem de vicdani sorumluluklarının çok büyük olduğunu hatırlatmak isterim.

2007 yılında Karlıbel?e yazdırılan paçavra kitap ile şahsıma iğrenç iftiralar attırıldı. Asıl örgütün medya ayağında ki ajan provokatörleri ise bunları gazete ve dergilerinde doğruluğunu araştırma gereği duymadan büyük bir şehvetle yayınladılar. Zaten araştırmacı bir yazar veya gazeteci böyle bir ahlaksızlığın tarafı olmaz!

Talip Doğan Karlıbel?in 20 Ocak 2012 tarihli 210.celsedeki tanık sorgusunda, üye hâkim Sedat Haşiloğlu Taraf ve Sabah gazetelerinde çıkan bu haberleri kendisine sorduğunda da utanmadan aynı iftiralarını yinelemiştir. Üye hâkim Haşıloğlu?nun dava dosyasına vakıf olduğunu, konu ile ilgili yazışmalardan bu şahsın iftira attığını gayet iyi bildiğini, müfterinin atf-ı cürümlerinin bir kez daha tescil edilmesi adına sorgulama yaptığını düşünüyorum.

Tertip heyeti Talip Doğan Karlıbel?e 2007 de yazdırdığı kitap ile şahsımı itibarsızlaştırmak istemiş, bir örgüt yöneticisine uygun son derece kirli bir profil çizmeyi amaçlamış, lakin Alman resmi makamlarından gelen belgeler oyunlarını bozmuştur!

İnsan olma erdemini tadamayanların ahlaklı olmaları düşünülemez. Bunun içindir ki bu kez, sahte belgeler koltuğunun altına sıkıştırılan Talip Doğan Karlıbel  11 Mayıs 2008 günü İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığına gönderilerek, şahsım ve aynı davada yargılandığımız bir kısım insanlar karalanmak istenmiştir.

Bu sahte belgeler iddianame hazırlanmadan basında, özellikle de ?Aktüel? isimli bir dergide ?Ergenekon?un Uyuşturucu Trafiğini Alman İstihbaratı Çözdü? başlığı ile yayınlanmış, içeriğinde kendi bulanık ve kirli geçmişlerine yakışacak iftiralar ile Muzaffer Tekin rencide edilmek istenmiş, iddianame eklerine konarak da bugüne kadar mahkemeniz meşgul edilmiştir.

Bu davanın görülmeye başlandığı ilk günlerde Sn. Savcı M. Ali Pekgüzel; ?Biz, soruşturma gizliliğine dikkat ettik demişlerdi? O halde, bu sahte evraklar ile size gelebilme cesareti gösteren Karlıbel ve onun arkasındakileri araştırırsanız, bunları basına sızdıranlara da, asıl örgüt?e de ulaşırsınız.

Benim, kendimden en küçük bir şüphem olmadığını sıkça ifade ediyorum. Mahkemenizin de Muzaffer Tekin hakkında en küçük bir şüphe duymaması adına ?İddia makamı, iddiasını ispat ile mükelleftir? kolaycılığına kaçmayarak, şahsım ile ilgili tüm iddiaların araştırılması için taleplerde bulunuyorum.

Talip Doğan Karlıbel?in müfteri olduğunun tescil?i için mahkemeniz vasıtası ile hakkımdaki atf-ı cürümlerin araştırılması maksadı ile yetkili Alman makamlarına 04 Ocak 2012 tarihinde göndermiş olduğunuz yazınızın cevabının 07 Mart 2012 tarihinde mahkemenize ulaştığını öğrenmiş bulunuyorum.

T.C. Adalet Bakanlığı, Almanya yetkili makamlarının göndermiş olduğu Almanca orijinal belgeler için ?Resmi olmayan tercüme? ibaresi ile şahsımı ilgilendiren hususta aşağıdaki bilgileri vermiştir;

?İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi ek talebinde yalnız Yılmaz Tavukçuoğlu ve Muzaffer Tekin arasındaki telefon konuşma kayıtlarının ve diğer belgelerin gönderilmesini talep ettiği için, talep yetkili Niedersachsen Eyalet Adalet Dairesine gönderilmiştir.

Talebin ve özellikle talebe ekli Niedersachsen Eyalet Kriminal Dairesinin 20 Kasım 2003 tarihli notunun incelenmesinde söz konusu notta bir ?Yanlışlık, tahrifat? olduğu tespit edilmiştir.

Yapılan incelemenin diğer ayrıntıları konusunda Hannover Savcılığının 15.09.2011 tarihli rapor suretine bakılabilir.

İstenilen evrak mevcut olmadığı için talep yerine getirilememiştir!? (Getirilememektedir)

Sayın heyet; sizce bu açıklama yeterlimi bilmiyorum. Orijinal Almanca metinlerin tamamını tercüme ettirip inceleyebildiniz mi?

Talip Doğan Karlıbel?in savcılık makamına sunduğu belgeler için ?yanlışlık?, ?tahrifat? ifadelerinin çok masum kalacağını düşündüğümden ve bu süreçte güven duygularım çok zedelendiğinden Noter yetkili, Yeminli Tercüme Bürosuna Almanya yetkili makamlarından gelen belgelerin Türkçe çevirisini yaptırttım. Netice beni yanıltmadı. Bunu şimdi dikkatinize sunuyorum;

1-Alman Federal Hukuk Müdürlüğünün, T.C. Büyükelçiliği Rungestr 9 10179 Berlin-Mitte adresine gönderdiği resmi yazı.

2- Hannover savcılığı (Yönetici Yüksek Savcılık) Aşağı Saksonya Adalet Bakanlığının, Federal Hukuk Bürosuna gönderdiği resmi yazı.

3-Aşağı Saksonya Eyalet Ağır Ceza Dairesinin Raporu.

Arz ettiğim resmi belgelerden anlaşılacağı üzere, Alman İstihbaratı, Olmayan Bir Örgüt?ün Uyuşturucu Trafiğini Çözmek Gibi Bir Gafletin İçerisinde Olmamıştır!

Fakat Almanya Adli Mercileri, maddi deliller ile asrın davası denilen lakin asrın en büyük komplosunun tanığı Talip Doğan Karlıbel?in, müfteri olduğunu mahkemenize bildirmiştir.

İddianamenin birçok yerinde bu sahtekârın tanık ifadesi ile beni karalamak yanılgısına düşen iddia makamı, bu iddialarını vicdani ve mesleki sorumlulukları gereği çekmek mecburiyetindedir.

Muzaffer Tekin

225.celse, 27.04.2012

 

 

Ekler:

Ek-1  Almanya Federal Hukuk Müdürlüğünün resmi yazısı

Ek-2  Aşağı Saksonya Adalet Bakanlığının resmi yazısı

Ek-3  Aşağı Saksonya Eyalet Ağır Ceza Dairesinin raporu

 

ek1ek1aek2ek2aek3

28.05.2012 TARİHLİ 238.CELSEDE KONU İLE İLGİLİ YAPMIŞ OLDUĞU KONUŞMA VE TALEBİNİN METNİ

 13.Ağır Ceza Mahkeme Başkanlığı?na / Silivri

 

Sayın Başkanım, Değerli üyeler;

19.yüzyıl Avrupasında düzmece haber yapmak ve suç yaymak, sahte belge düzenlemek, komplo kurmak, suç ve suçlu imal etmek, hayali düşmanlar yaratmak, Umberto ECO?nun ?Prag Mezarlığı? isimli romanında Simone SİMONİNİ adlı bir karakter ile özdeşleştirilmiştir.

SİMONİNİ? nin uzmanlık alanı sahteciliktir. Menfaat karşılığı her türlü belgeyi düzenleyebilir. Gerçekte olmayan bir noter sözleşmesi, yazılmamış bir mektup, bir vasiyetname ya da bir itirafnameyi profesyonelce yazabilir!

?Birilerinin mahvına yol açabilecek bir belge yaratmak çok güzeldir. Sanat?ın gücü? der SİMONİNİ.

Şeytani yeteneğiyle gizli servislere hizmet eden SİMONİNİ ?Hükümet ajanlarının kafasını fazla bilgiyle doldurmak gereksizdi. Onlar sadece siyah ve beyaz, iyi ve kötü gibi açık ve yalın fikirler isterlerdi ve kötü yalnızca bir tane olmalıydı? demektedir.

Simone SİMONİNİ? nin en muhteşem eseri Yahudiler için kutsal kabul edilen Prag Mezarlığında yapılan ?Gizli Toplantı?dır.

Yüzbaşı Dreyfus?un bir casus olarak tutuklanarak Şeytan adasına gönderilmesine neden olan meşhur mektubu da yine SİMONİNİ hazırlamıştır.

Ona hiç dokunulmaz! Onun dokundukları ise ya hapislere atılır ya da öldürülürler. Çünkü o sistemin önemli bir aktörüdür!

İçinde bulunduğumuz yüzyılın Simone SİMONİNİ? si de Talip Doğan KARLIBEL dir. Yalan söyler, sahte belge tanzim eder, iftira atar, tescilli a?n ve d?dırıcıdır! Hakkında açılan davalardan zaman aşımı v.b. nedenlerle bir şekilde sıyrılmasını bilir.

SİMONİNİ, Yüzbaşı Dreyfus?un Şeytan adasına gönderilmesine sebep olmuştur. KARLIBEL ise E.Yzb. Muzaffer Tekin?in tutukluluğunun devam ettirilmesi için, iddia edilen örgüt liderine kirli bir profil yaratmak maksadıyla çete, mafya ve cemaat düzeninin en önemli aktörüdür.

27 Nisan 2012 tarih, 225.celsede kendisi hakkında, Alman yetkili adli mercilerden mahkemenize gelen resmi yazışmalar neticesi yasal işlem yapılmasını talep ettim. Ara kararınızda talebimin hükümle birlikte değerlendirileceğini ifade ettiniz. Ben ise 30 Nisan 2012 tarihinde Silivri C.Baş Savcılığına Talip Doğan KARLIBEL?e  ?Hakaret? suç şüphesi ile ifade verdim.

Hakkımdaki soruşturmanın mahkemeniz suç duyurusu ile olmadığını belirtmek istiyorum. Simonini Karlıbel?e sorgusunda sarf ettiğim sözleri nesnel olarak desteklediğimi kabul ederek bu konuda adil davrandınız. Silivri C.Baş Savcılığının soruşturmayı res?en başlattığını ifade vermeye gittiğimde öğrendim.

Kamu görevi yapan tanıkların ağızlarından çıkan her kelime son derece önem arz ettiğinden ve beyanları insan hayatı ile ilgili olduğundan, güvenilir olmaları şarttır. Ayrıca maddi gerçeğe ulaşabilmek için doğru ifade vermeleri gerektiği kendilerine hatırlatılır. Bunun için de ?Bildiğimi dosdoğru söyleyeceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim? diyerek tanıklıklarına başvurulur.

Gerçek bir hukuk devletinde ve adil yargılamada Talip Doğan KARLIBEL bu duruşma salonunda tanık olmak yerine, sahte belge düzenlemek, iftira atmak, yürütülen bir soruşturmada iddia makamını yanlış yönlendirmek gibi fiillerden tutuklanırdı diye düşünüyorum.

19 Ocak 2012 tarih, 209.celse ve 20 Ocak 2012 tarih, 210. Celsede iki gün huzurda tanık olarak dinlenen Talip Doğan KARLIBEL, Muzaffer TEKİN?e yönelik iftiralarına devam etmiş, iddia makamına sunduğu sahte belgelerin inatla gerçek olduğunu savunmuş yalan beyanda bulunmuştur.

Tanık ayrıcalığı ile saygınlığı korunurken, yalan söylerken de sanık haklarından yararlandırılmıştır.

Sayın heyet; KARLIBEL hakkındaki kararınızın vicdani ve hukuki olmadığını düşünüyorum. Bu dokunulmazlık zırh?ı onun ahlaki ve vicdani olmayan söylem ve eylemlerini tetiklemektedir.

Maddi deliller ile işlediği suç sabit olan KARLIBEL için bugüne kadar cezai müeyyide uygulanmaması adaletin geciktirilmesidir. Talebimi hüküm aşamasına taşımanız ise bunu katmerleştirecektir. Oysa geciken adaletin, adalet olmadığını en iyi bilen sizlersiniz. Bizlere de yaşatarak öğrettiniz!

Talip Doğan KARLIBEL hakkında 225.celse, 27 Nisan 2012 tarihinde yapmış olduğum suç duyurumu bir kez daha yineliyorum. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel?in bu hususta isteksiz olduğu netleşmiştir. Tanık kamu adına görev yapmaktadır ve savcı da kamu adına mütalaa da bulunmaktadır. Fakat mahkemelerin ?Türk Milleti? adına karar verdiğini bilebiliyorum.

Şu ifade sanık avukatlarına ait değildir. İlk günlerde operasyonlara destek veren gazeteci Ali Bayramoğlu; ?Emniyet ve yargı içerisindeki özerk bir yapı kuşkulu deliller üreterek bu davanın yönünü tayin etmektedir?

Ben sizlere asıl örgütün medyadaki çok önemli bir adamını ifşa ettim. Kuyruğundan yakalamadım, gövdesini teşhir ettim. İz sürdüğünüz takdirde Bayramoğlu?nun işaret ettiği özerk yapıyı dolayısı ile de asıl örgütü deşifre edebilirsiniz.

Sayın heyet; şimdi sizlere, beni hayret ve teessüre iten bu davaların ilk gününden itibaren müşteki olduğumuz, hukuk adamlarının mesleklerine olan ilgisizliği, vurdumduymazlığı, en önemlisi de Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerini hafife aldıklarının çok önemli bir belgesini arz edeceğim.

Medyada yer alan ?Polis fezlekesi iddianameye dönüşüyor?, ?Savcı değil, Savıcı? ifadelerinin de  hiçte haksız söylenmediği, maalesef bir takım hukuk adamlarının görev ve yetkilerini polise ihale ettiklerini arz edeceğim yazışmalar net olarak ortaya koymaktadır.

Talip Doğan KARLIBEL?in atf-ı cürümleri henüz iddianame hazırlanmadan KOM DAİRE BAŞKANLIĞI?na, İstanbul Kriminal İrtibat Bürosu, Almanya 12.09.2007 Faks mesajı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün İstanbul Özel Yetkili C.Baş Savcılığı?na 24.06.2008 tarihli ?Bilgilendirme Yazısı? ile tescil olunmasına rağmen, iddianamede, onun şahsım hakkındaki çirkin ithamlarını iddia makamı imzalı, polis derlemeli metinler halinde gördük.

209 ve 210. Celseler de ?Kamu tanığı? olarak dinlenen Talip Doğan KARLIBEL?in resmi yazışmaları yok sayarak, pişkin pişkin yalan ve iftiralarına devam etmesi üzerine, 27 Ocak 2012 tarih 214.celsede Alman Adli Mercilerinden araştırılmak üzere ayrıntılı bir talep metnini mahkemenize arz ederek, KARLIBEL?in gerçek yüzünün bir kez daha ortaya çıkmasını amaçladım.

EK-3, EK-4, EK-5, EK-6 doğrudan, Alman Yetkili Adli Mercilerinden istenen hususları içermekle beraber, EK-7 deki talebim ise direkt iddia makamına sorulmak üzere mahkemenize arz edilmiştir.

Mahkemeniz 17.02.2012 tarih ve 2012/116 Değişik İş Kararınızın (1-B-ff) No?lu ARA KARARINA, İst. Özel Yetkili C.Baş Savcılığının takip ettiği işlem ve yöntem, mahkemenize verdiği cevap trajikomik olduğu kadar, görevi savsatmaz insan aklı ile de adeta alay etmektedir.

11 Haziran 2008 tarihinde Savcı Mehmet Ali Pekgüzel?e tanık olarak ifade veren Talip Doğan KARLIBEL ?Ancak ben kesin olarak ibraz etmiş olduğum telefon görüşmelerinin Raci oğlu Muzaffer TEKİN tarafından yapıldığını kesin olarak biliyorum. Çünkü o tarihte Muzaffer TEKİN?in ismi geçtiğinde ?TÜRKİYE TEMSİLCİLİĞİ? aracılığı ile kendisi teyid edilmiştir. Yaklaşık 600 sayfa telefon dinleme tutanakları mevcuttur. O kayıtları da istediğiniz taktirde Federal Savcılıktan talep ederseniz, elde edebilirsiniz? demektedir.

Ben 27 Ocak 2012 tarih 214.celse de mahkemeniz aracılığı ile, henüz iddianame mahkemeye sunulmadan savcılık makamı tarafından Talip Doğan KARLIBEL?in yukarıdaki ifadeleri araştırıldı mı, insan onuru ve hayatı ile ilgili böylesine önemli iddialar araştırılmadan iddianame eklerine nasıl konabilir düşüncem ile bu hususun netlik kazanmasını mahkemenizden talep ettim.

İst. Özel Yetkili C.Baş Savcılığından savcı Cihan KANSIZ imzalı 25.04.2012 tarihli cevabi yazı, kendisinin görev ve yetkisinde olan konunun Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü?ne havale edildiğinin kanıtıdır.

İlgili savcılığın ?Evet? veya ?Hayır? olarak vereceği cevap, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü?nün basından topladığı magazinel haberler, iddianame eklerindeki dosyalardan elde edilen evraklar, hatta adıma faaliyet gösteren siteden elde edilen bilgiler ile mahkemenizin kayıtlarını, mükerrer ve maddi olgu taşımayan evrak çöplüğüne dönüştürmüştür.

18.04.2012 tarihli Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü?nün, Şube müdürü Ömer Köse imzalı, İst. C.Baş Savcılığına gönderdiği yazıda, ?Talip Doğan KARLIBEL? in beyanları ile ilgili olarak yapılan çalışmalarda 2008/968 Esas No?lu iddianamesinin Ek Klasörlerinde yer alan belgelerde ve açık kaynaklarda şahsın ifadeleri dayanak gösterilerek Muzaffer TEKİN?in Alman İstihbaratı adına muhbirlik yaptığıyla ilgili bilgi ve belgeler ile 11.02.2003 ve 19.11.2003 tarihine ait olduğu iddia edilen telefon görüşmelerinin olduğu görülmüş olup başkaca bir bilgi ve belgeye rastlanılmamıştır.? denilmektedir.

Mahkemenizin kendisine sorduğu soruyu, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü?ne havale eden savcı Cihan KANSIZ polis raporlarını aynen mahkemenize iletmiş fakat Talip Doğan KARLIBEL ?in atf-ı cürümlerini ortaya çıkaran resmi yazışmaların tamamını yok saymıştır.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün lehime olan resmi yazışmaları görmezden gelmesinin mantığını anlayabilirim. Lakin Cumhuriyet Savcısının bunu yapmaya hakkı yoktur! Bunu kasıtlı yapmadı ise bu davaya ne kadar yabancı olduğu ortaya çıkar ki bununda takdirini sizlere bırakıyorum!

Şimdi mahkemenize TEM Şube Müdürlüğü?nün ve savcı Cihan KANSIZ?ın ?Başkaca bir yazışma ve evrak bulunmamaktadır? diyerek mahkemenize göndermekten imtina ettiği resmi belgeleri arz ediyorum.

Zaten ilgili makamlar zamanında bu evrakları görebilselerdi(!) daha önce arz ettiğim gibi Talip Doğan KARLIBEL bu mahkeme huzuruna çıkarılmadan ?Sahtecilik? ve ?İftira? suçlarından tutuklanırdı.

TEM Şube Müdürlüğü ile savcı Cihan KANSIZ?ın 13.Ağır Ceza Mahkemesinden gizlediği resmi yazışma evraklar;

1-     Federal Kriminal Dairesi (BKA) İstanbul İrtibat Bürosunun, Ankara KOM Daire Başkanlığı?na 12.09.2007 tarihinde göndermiş olduğu faks mesajı.

2-     İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü?nün İstanbul Cumhuriyet Baş Savcılığına 24.06.2008 tarih, Sayı: B.05.1.EGM.0.09.05.03 11113.16909-164127-111510, Konu: Bilgi Talebi Yazısı

3-     Berlin Büyükelçiliğinin T.C. Adalet Bakanlığı?na göndermiş olduğu, Tarih:08.02.2012 Sayı:164.10/511-91 (ERG) / 2012 / BERL / 964896 yazısı.

 Saygılarımla

Muzaffer TEKİN

28 Mayıs 2012 Celse: 238

Share
  1. Henüz hiç yorum yok.
(yayınlanmayacak)
Lütfen yukarıdaki resimde gördüğünüz karakterleri yandaki kutucuğa giriniz. Bu, otomatik kayıt girişimlerini (virüs v.s) engellemek için alınmış bir güvenlik önlemidir.