“BEŞİKTAŞ’TA SIRTLAN PUSU’SU”


Balyoz davası sanıkların dan, Jan. Alb. Mustafa Önyol’un kaleme almış olduğu “Beşiktaş’ta Sırtlan Pusu’su” adlı kitap’ta Muzaffer Tekin ile ilgili satırlar;

“Zafer tepe” ismi nereden gelir, bilir misiniz?

Söz konusu olayda bir isim daha öne çıkıyordu; Muzaffer Tekin. Piyade okulunda bir asteğmen bölüğünün Bölük Komutanı olarak görev yapıyordu o zamanlar. Rütbesi yüzbaşıydı.

Astı, üstü herkes ondan kahraman diye bahsediyordu. Sadece astları değil, üstleri de kendisine saygı duyuyordu. Kıbrıs savaşında yaptıklarını kendisinden değil, arkadaşlarından, ders hocalarımızdan dinliyor, kendisine içten içe hayranlık duyuyorduk.

Yürüyüşüyle, duruşuyla emsallerinden farklı bir subaydı Yüzbaşı Tekin. Kışlada pek çok bölük vardı ama en olumsuz hava şartlarında bile eğitim yapan bir tek bölük olurdu. O da Muzaffer Tekin?in bölüğü.

Kıbrıs savaşına teğmen olarak katılmış, gösterdiği üstün cesaret ve feragat nedeniyle bu rütbede altın madalyalı tek subay olarak tarihe geçmişti.

Kıbrıs?ta cephe taarruzu ile ele geçirdiği tepeye ismini vermişlerdi: ??Zafer tepe.?? Asker olsun diye yaratılmış birisiydi gözümüzde o zamanlar Muzaffer Tekin.

Lokantada kavga olduğu gün, Piyade Okulunun Nöbetçi Amiri Muzaffer Tekin idi. Olay ile ilgili sorgular sonucu Selimiye?de lokanta sahibi ve çalışanlarının karşısında çıkartılarak yüzleştirildik. Yüzleşmede kimse teşhis edilmedi. Ama mutlaka bir suçlu bulunmalıydı.

Bu olay iç kamuoyunda fazla yankı bulmamıştı ama dış basın olayı çarpıtarak vermiş ve dış kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştı.

Söylenenlere göre; yabancı basın, örgütlerin terörünün askerlerce engellediğini, şimdi ise askerlerin mafya usulü saldırılar yaparak haraç vermeyenlere karşı terör estirdiklerini belirterek, ?bu teröre kim dur diyecek? şeklinde yayın yapıyorlarmış. Hâlbuki ortada münferit bir olay vardı ve başka bir olay da vuku bulmamıştı. Ama kime anlatacaksın?

Bundan o zamanki yetkililer çok etkilenmişti haliyle. Buna sebep olanları mutlaka cezalandırmak niyetinde oldukları anlaşılıyordu. Çünkü sansürleme imkânı bulamadıkları Avrupa basını kendi halkından, kendi basınından kendi Ordu mensuplarından ve gerçeklerden çok daha önemliydi onlar için. Olay sonrası okula peş peşe komutanlar geldi.

En son dönemin Kara Kuvvetleri Komutanının geldiğini hatırlıyorum. Her gelen gerginlik yaratıyor, bağırıp çağırıp gidiyordu. Amacın ??bağcıyı dövmek?? olduğunu anlayacak yaştaydık.

Sonuçta dayak yiyen dört arkadaşımız (dayak yedikleri için olsa gerek) ile Muzaffer Tekin?in, bana göre haksız ve hukuksuz bir şekilde TSK ile ilişiğini kestiler.

Muzaffer Tekin, Nöbetçi Amiri olarak bütün sorumluluğu üzerine almış, herhangi bir arkadaşımıza zarar gelmemesi için kendi geleceğini hiçe sayan bir asil duruş sergilemişti. Bu asil durumun karşılığı, TSK?den atılmak oldu.

Ama o bu davranışını ile orada bulunan yaklaşık 350 teğmenin gönlündeki edebi yerini aldı…

Yirmi altı yıl sonra Muzaffer Tekin, ??Ergenekon?? isimli davadan, iftiralarla, yine haksız hukuksuz biçimde bu sefer cezaevine tıkılacaktı. Ben de benzer şekilde haksız hukuksuz bir şekilde ??Balyoz?? davasından tutuklanacaktım. O zamanlar nereden bilebilirdim yolumun, 26 yıl sonra Muzaffer Tekin ile bu sefer cezaevinde kesişeceğini?

Muzaffer Tekin cezaevindeyken, düzenlenen bir kanunla beraber hakları iade edilecek, kendisine emekli aylığı bağlanacak ve emekli Albay kimliği verilecekti. O da bana bu kimliğin renkli fotokopisini göndererek, sevincini paylaşmamı sağlayacaktı.

Daha nelerle, kimlerle kesişecekti kaderimiz? Onu da ilerleyen satırlarda anlatacağım.

??Ergenekon?? davası denince aklıma bir kişi daha geldi. Söz konusu kişi, bu dava kapsamında ilk tutuklanan emekli General Veli Küçük?tür…? (Beşiktaş?ta Sırtlan Pusu?su, Mustafa Önyol, sayfa:87-88)

Share
  1. Henüz hiç yorum yok.
(yayınlanmayacak)
Lütfen yukarıdaki resimde gördüğünüz karakterleri yandaki kutucuğa giriniz. Bu, otomatik kayıt girişimlerini (virüs v.s) engellemek için alınmış bir güvenlik önlemidir.