Genel kategorisi arşivi

HASRET VE SAYGIYLA ANIYORUZ..

Vedalar sadece gözleriyle sevenler içindir. Gönüllere serptiğin tohumlar orman oldu. Ruhun şad, mekanın cennet olsun kahraman komutanım…Muzaffer Tekin

IMG-20170401-WA0005

Share

Yorum yok

Muzaffer Tekin

Bıraktığın izler o kadar derin ki, bu asla ayrılık değil!  Doğum günün kutlu olsun kahraman komutanım…

Share

3 Yorum

HASRET ve RAHMETLE ANIYORUZ…

Kahraman komutanımızı, aramızdan ayrılışının 1. yıl dönümünde rahmetle anıyoruz. Ruhu şad, mekanı cennet olsun…

Muzaffer Tekin (2)

Share

4 Yorum

Nagehan Alçı ikinci kez mahkum oldu!

Misyon gazetecilerinden Nagehan Alçı, Muzaffer Tekin’e yönelik yapmış olduğu iftiralara karşılık Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 10.000 TL tazminat ödemeye mahkum oldu. Alçı, basın yolu ile hakaret suçundan 8 Ekim 2015 tarihinde de Silivri 4. Ceza Mahkemesi tarafından 1.740 TL adli para cezası ile cezalandırılmıştı.

Eşsiz insan, Muzaffer Tekin’e yaşatılan zulmün yakın tanıkları olarak bu kararların yüreğimize su serpmediğini ifade ediyor, iktidar – Cemaat ortaklığının lale devrinde televizyon televizyon gezerek Muzaffer Tekin aleyhinde türlü iftiralar kusan, iktidar formatlı bu misyon gazetecilerini Türk milletinin vicdanına bırakıyoruz…

Nagehan Alçı mahkum oldu!

Sözcü, 15.01.2016

Share

1 Yorum

SAĞ OLUN, VAR OLUN…

O’nun vasiyetine yakışır bir vakarla, son yolculuğunda yalnız bırakmayan tüm dostlarımıza teşekkürü bir borç biliriz…

Share

3 Yorum

O’NA İTHAFEN / 1974-2015 Münevver Borova / K.K.T.C.

BİZİM ÖZGÜRLÜK HİKAYEMİZ

Yine barut, yine kan, yine gözyaşı.
Kuzeye dönük acıdan kararmış yüzler
Umut,
Yüreklerde özlem,
Hade gelin artık!
Bir sabah güneşi, bir ışık olun
Süzülün, Yavru Vatana!

20 Temmuz 1974
Ezan sesleri yükselir semaya,
Hummalı bir heyecan yüreklerde,
İste geldiler!
Göğüsleri siper kahpe kurşunlara
Onlar kara kartal süzülür toprağa
Onlar Mehmetler!
Onlar düşmana aman dedirtenler!

Ey kahpe Rum, kahpe Yunan
Kaçacak yeriniz mi var?
Aman dileycek yüzün mü var?
Mehmetler kucaklaştı Mücahitlerle
Bu topraklar bizim
Olmaz size diyar!

Günler geçti oluk oluk aktı kanlar
Nice canlar yükseldi arşa nice canlar
Durmadı katliamlar!
Ne yaşlı dediler ne bebekleri kayırdılar
Onlar insan değil!
Onlar insanlıktan nasibini almamış
Kalleş Palikaryalar!

Gece karanlık, ay bile saklamış kendini
Pencerelerde kum torbaları
Asılmış battaniyeler
Nefesler firtına bu sessizlikte

Ayak sesleri duyulur merdivenlerden.
Çıt yok yerde oturanlardan,
Bir karaltı
Ardında bir daha!
Binlerce kuş çırpınır yüreklerde.

”Benim!”
Babamın sesi bu
Çakar çakmağını
Yere çömelmiş
Arkasında biri var!
Gölgeler içinde ayakta,
O bir asker
O bir Mehmetçik
Kasaturası sallanır belindeki palaskadan

”Adı Muzaffer” dedi babam.
Kirpiklerimiz değmedi birbirine
O na bakarken
Eli uzandı,
Okşadı başımızı,
Sildi anamın akan göz yaşını.
”Herşey bitti anacığım” dedi.
”Biz buradayız”.
”Biz bir yürekte atan iki canız.”
”Biz Ana Kız bir ulus bir toprağız”

Sustu silahlar!
Bayraklar gönderde nazlı birer gelin
Şehitler uğurlandı cennetteki mekanlarına
Analar bacılar eşler kardeşler çocuklar
Vatan sağ oldun dediler
Başları dik selam dururken bayrağa

Bu sınırlar kalemle değil,
Kanla çizildi!
Nice yiğitler feda etti canlarını,
Nice bebeler büyüyemedi!
Elleriyle kazdı şehidinin mezarını
İman etti, yemin etti analar,
Bir zerre toprağını vermedi!

Mücahitler Mehmetler,
Girne Kapısından geciyorlar,
En önde bir asker,
Heybetli, kartal bakışlı,
O bir yağız yiğit
O bir cengaver!
O nun adı Muzaffer!
Almış arkasına Mehmetleri
Yeri göğü inletir sert adımları
Kaderi değiştirir
Zafere ulaştırır
Aldığı cesur kararları!

Unutma, unutturma,
Anlat senden sonraki nesillere,
Ayağını bastığın yer toprak değil Vatandır!
Bu toprakları vatan yapan akıtılan Kandır!
Onların adları Mücahit, Mehmet
Onlar dağlarda Karasaldır.
Onlar ”Allah Allah” nidaları ile
Düşmana kan kusturanlardır.
Onlar dağlara tepelere adını yazdıran
Onlar Bayraklaşan,
Onlar özgürlük tarihimizi yazan
Türk Kahramanlardır!

Münevver Borova
29 Ekim 1974

 

 

UĞURLAR OLSUN YÜZBAŞIM…

Selam olsun sana Yüzbaşım,
Selam olsun seni tanıyan yüreklerden,
Başını okşadığın çocuklardan,
Gözyaşını sildiğin analardan,
Selam olsun sana Yüzbaşım
Adını yazdırdığın tepelerden
Bayrağımızı dalgalandırdığın
Özgürlük rüzgarlarının estiği
Beşparmak Dağlarından,
Selam olsun Yavru Vatan dan

Bugün veda günü değil,
Bu gün bizim matemimiz değil,
Bugün kumpascıların utancı,
Bugün yalancıların
Bugün hayasızların
Bugün vatan satanların kara günüdür!
Bugün şehitlerle buluşma günü,
Bugün başlar dik, mağrur,
Bugün gururlu arşa yükselme günüdür!

Uğurlar olsun Muzaffer Yüzbaşım,
Selam götür babama!
Selam götür toprağa kanını akıtanlara!
Selam götür vatanı için canını verenlere!
Selam götür Mücahitlere Mehmetlere!
Selam götür aynı kaderi paylaşanlara!
Selam götür tüm komutanlara!

Ne çıkar üç beş satılmış açmışsa ağzını,
Yaşayacaklar Yüce Türk Milletinin gazabını
Sen huzur için uyu Muzaffer Yüzbaşım,
Adını zikrederken diktir benim başım,
Bilen bilir senin yiğitliğini mertliğini
Göz şahittir nasıl sevdiğini milletini
Sakındığını bilir er kişi her karış toprağını
Can verensin sen sadece sevdiğin için vatanını

Uğurlar olsun Yüzbaşım,
Göz yaşı ile değil şükranla dualarla
Tarih senin adını yazdı altın harflerle
Gururlanırken Türk Milleti seninle
Düşmanlar okuyaycak utançla gafletle
Sevgini bıraktın sen yüreğimizde
Senin gerçek hikayelerindir dilimizde,
Senin adın var toprağımızda tepemizde
Senin kararların fırsat verdi geleceğimize
Seninle kavuştuk özgürlüğümüze
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetimize!

Münevver Borova
3 Nisan 2015

Share

1 Yorum

ZAFER TEPE DÜŞTÜ!

Babası Kıdemli Albay Salih Raci Tekin. Dedesi Atatürk’ün hem sınıf hem silah arkadaşı 1. Dünya Savaşı’nda 57 ayrı muharebede görev alan Kaymakam (Yarbay) Ahmet Rıza Bey. Büyük dedesi Çanakkale Boğaz Komutanı Cevat Paşa. Dedesinin dedesi Gelibolu Sancak Beyi Ali Naşit. Büyük dedesinin dedesi Yeniçeri Ağası Örneksiz Mustafa.
Bu isim ve unvanların kredisi bile yeterdi bir ömür  “saygın(!)” lığa. Ama o  “önemli olan insanların kahraman/şerefli bir geçmişe sahip olmaları değil, ömür boyu şerefli ve kahraman yaşamalarıdır” deyip,  “ateşten gömlek” olduğu dönemde “Türk askeri üniforması”nı giymeyi tercih etti.
Kıbrıs Harekâtı’nın seyrini değiştiren Teğmen’di; en çok onun takımı çarpıştı. Üstün Cesaret ve Feragat Altın Madalyası aldı. Yavru vatanda destan yazdığı tepelerden birine verdiler adını: Zafer Tepe.
Tahmin edin, anavatanında en çok nerede anıldı?
Mahkemelerde. Bir de  “haysiyet cellatları”nın “giyotin”  etkili manşetlerinde.
Yüzbaşıyken, “Nöbetçi Amir” olduğu gece çıkan kavganın bütün sorumluluğunu üstüne alınca, “azmettirici” likle suçlandı; “asaletinin bedeli” . 350 teğmenin sicilini kurtaran duruşu re’sen emeklilikle ödüllendirildi(!) Yargılamadan beraat ettiğinde anlaşıldı; feda edilmişti!
20 yıl sonra Danıştay saldırısının  “azmettiricisi”  ilan edildi.  “Böyle onurlu bir çevre içinde yaşarken, böylesi onursuz bir olay ile anılmaya” tahammül edemedi, intiharı denedi. İddianamede adı bile anılmayınca anlaşıldı; feda edilmişti!
“Cumhuriyet tarihinin en büyük medya destekli siyasi komplosu” yla karşı karşıya olduğumuzu,  “nihai hedefin TSK”  olduğunu,  “bir milletin ve kurumlarının, şeref ve haysiyeti paramparça edilirse, bu umumi şerefsizliğin yıkıntısı altında hepimizin kişisel şerefinin paramparça olacağını”  anlatırken 2006’yı gösteriyordu  “idraksizliğin”  takvimi.
2007… Muzaffer Tekin, bu defa varlığı hiçbir zaman kanıtlanamayan  “ETÖ’nün azmettiricisi” ; istikamet Silivri.
Başbakana, bakanlara, istihbarat kurumlarına adeta  haykırdı savunmalarında:
“Bu komployu kuranlar kimlerdir? Bu yetkiyi, bu gücü, bu karşı koyulmaz otoriteyi hangi güçten, ne adına, kim adına almaktadırlar?”
“Türkiye Cumhuriyeti bir takım güç odakları değil, anayasasının ilkelerine göre yönetilmekte ise cevapsız kalmamalıdır” dediği soruların cevabı  “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” olunca kahroldu; kanser oldu.
Hasta halde 5 yıldan fazla tutuldu o rutubetli hücrelerde; şikâyet etmedi, sitem etmedi tek şeyi diledi;
Gerçeğin  “gün yüzüne çıkma” alışkanlığının bir an evvel tecellisini!
Kumpastan payına düşen,  “2 ağırlaştırılmış müebbet ve 117 yıl 10 ay hapis”ti. İstihbarat Şube Müdürü A. İlhan Güler  “bu ’torba davayla’kasten ilişkilendirildiğini” itiraf ettiğinde anlaşıldı; feda edilmişti.
Hakkında  “okurken kendimi tanımakta zorlandım”  dediği neler yazıldı; bir “pardon”  bile duymadı!
Atatürk’ün dediği gibi “Herhalde dünyada bir hak vardır” ; eli kulağındadır, Tekin’in şahsı da mensubu olduğu ordu gibi aklanacaktır ama neye yarar Zafer Tepe düştükten sonra toprağa!
Mekânın cennet olsun, bir milletin mahcubiyeti ruhunun huzuru olsun!

Selcan Taşçı / 3 Nisan 2015 – Yeniçağ

Share

Yorum yok

BAŞIMIZ SAĞOLSUN

Muzaffer Tekin’i kaybettik. Tedavi gördüğü GATA’da 01 Nisan 2015 saat 22.30 da pankreas kanseri nedeniyle yaşamını yitirdi. Ruhu şad olsun… Türk milletinin başı sağ olsun… Cenazesi, 03 Nisan 2015 Cuma günü, Üsküdar Selimiye Camiinde, ikindi namazını müteakiben kılınacak cenaze namazından sonra Yeni Karacaahmet mezarlığında toprağa verilecektir.

Not: Yeni Karacaahmet mezarlığı; yol üzerindeki ana kapıyı geçtikten sonra trafik ışıklarından (askerlik şubesinin bulunduğu köşeden) sağa girilecek, Burhan Felek Spor Salonu geçildikten sonra sağda bulunan İranlılar kapısından girildiğinde yer almaktadır.

Share

15 Yorum

KIBRIS TÜRKÜ, MÜNEVVER BOROVA HANIMEFENDİDEN GELEN TAZİYE MESAJI

Muzaffer Yüzbaşım,
Sana Ay Yıldızın ışığını, Bayrağımızın kırmızısını yakıştırdım hep ama bu ölümü yakıştıramadım.

Bugün senin ölüm günün değil, vatanı için canını veren aziz şehitlerimizle buluşma günündür. Bugün Kuzey Kıbrıs semalarında dalgalanan Bayrak uğruna, melekler ile cennete uğurlanan nice yiğit vatanperver canlar, babam ile kucaklaşma günüdür.
Bir yiğidin yiğitliğini söz değil gözün tanıklığı doğrular.
Biz Kuzey Kıbrıs lı Türkler, yediden yetmişe, adın gibi Muzaffer olan seni tanıdık, sevdik, inandık. Çocuklarımıza masal değil sen ve senin gibi kahramanların gerçek hikayelerini anlattık.
Muzaffer ve Mücahitler eşittir Özgürlük ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dedik.

Seni tanımanın, senin ile omuz omuza savaşan bir babanın kızı olmanın haklı gururu ve Türk Milletinin cengaver, vatanperver bir evladını daha kaybetmenin üzüntüsü içinde cennete uğurlarken selam götür tüm şehitlerimize.

Ruhun arşa yükselirken sevgin yüreklerimizde, SEN anılarımızda yaşayacaksın Yüzbaşım.
Sevgili ailenin, bizim, Türk Milletinin Başı Sağolsun.
Münevver Borova
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Share

Yorum yok

Dikkat

TÜM DOST VE SEVENLERİNE,

YÜKSEK ENFEKSİYON RİSK’İ NEDENİYLE

ZİYARETLER DURDURULMUŞTUR!

GÖNDERECEĞİNİZ MESAJLAR KENDİSİNE

İLETİLECEKTİR! 

Share

1 Yorum

Mustafa Mutlu / Aydınlık Gazetesi / 09.04.2014

Mustafa Mutlu

 

İYİ HABER!

Ergenekon davasında iki kez ağırlaştırılmış müebbet ve ayrıca 117 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırılan ve geçen ay tahliye edilen Muzaffer Tekin?i, tedavi görmekte olduğu hastanede ziyaret ettim.

Öncelikle sevenlerinin içi rahat olsun; çünkü sağlık durumu bomba gibi…

Ona ?Teslim olma komutan? demiştik, bizi mahcup etmedi!

Zarif ve vefakâr eşiyle birlikte hayata sımsıkı tutunmuş; savaşıyor.

Eminim ki bu savaştan zaferle çıktığı haberini de çok yakında alacağız.

Uzun süren sohbetimizin içeriğine girmek istemiyorum. Sadece şu kadarını söyleyebilirim ki; verilen cezayı değil, adının Danıştay Cinayeti?ne karıştırılmış olmasını hazmedemiyor ve ?Bu, onurlu bir Türk subayına sürülebilecek en büyük lekedir? diyor.

Bu centilmen askere bir kez daha geçmiş olsun diyorum.

Share

Yorum yok

Ergenekon mahkemesinin ilk başkanı: “BİLDİĞİM HER ŞEYİ ANLATIRIM”

koksal sengunErgenekon mahkemesine 3 yıl başkanlık yapan Köksal Şengün, İstanbul eski 13. Ağır Ceza Mahkemesi?nin Ergenekon davasının gerekçeli kararına ilişkin konuştu.

Mahkemeye 3 yıl başkanlık yaptıktan sonra, verdiği kararlar nedeniyle dava sürecinde başkanlıktan alınan emekli hakim Şengün, gerekçeli kararla ilgili, ?Bulamadılar birşey, ne yapacaklar? ?Süsleme Sanatı? yaptılar. 17 bin sayfa gerekçeli karar olur mu? Ciddi bir eylem bile yok. Bir tek Danıştay cinayeti var. O da nasıl birleşti ortada? dedi.

Konuyla ilgili Milliyet gazetesinden Musa Kesler?in haberi şöyle:

“Ergenekon Davası?nı karara bağlayan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi?nin üç yıl boyunca başkanlığını yapan ve yargılama sürecinde mahkeme başkanlığından alınan emekli hakim Köksal Şengün, Ergenekon Davası?nın gerekçeli kararını Milliyet?e değerlendirdi.

Şengün, kararın gecikmesiyle ilgili ?Bulamadılar birşey, ne yapacaklar? ?Süsleme Sanatı? yaptılar. 17 bin sayfa gerekçeli karar olur mu? Ciddi bir eylem bile yok. Bir tek Danıştay cinayeti var. O da nasıl birleşti ortada? dedi. Şengün, henüz kararın tamamını incelemediğini vurgularken ?Ancak gördüğüm kadarıyla sansasyonel bir karar? dedi.

Şengün, ?Hangi yönden sansasyonel?? sorusuna ?Esasa müessir karar yazılır. Yani dosyanın içeriğindeki delil ve bilgilere göre yazılır. Hayali ya da ütopik karar yazılmaz? yanıtını verdi.

DANIŞTAY BAĞLANTISI AÇIKLANAMAMIŞ !!!

Şengün, ?Danıştay Davası ile çoğu konuda ?bağlantı bulamadık? diyor. O zaman niye birleştirildi? Açık ve net delillerle ortada olan birşey yok. O (iki dava arasında hukuki ve fiili irtibat var) kararını o zaman Yargıtay verdi. İşgüzar Yargıtay işte… Gittiler savcı Zekeriya Öz?le inceleme yaptılar, bulguları incelemeden Yargıtay?a yolladılar. O şekilde bağladılar? dedi. İlker Başbuğ?a iligili yorumları da değerlendiren Şengün, şöyle devam etti:

?Başbuğ hakkındaki yorumlar hepten mesnetsiz ve yanlış. Devletin Genelkurmay Başkanı?a ?anarşişt? ya da ?terörist? diyorsunuz. Dünyada örneği var mı? Nerede, hangi Gladyo? Türk Gladyosu nedir? Bana bunu biri açıklasın. Telefon defterinde senin numaran çıktı, ortaksın, örgütsün diyorsun. Böyle olur mu??

SİYASİ BİR DAVA

Mahkemenin (Uğur Mumcu cinayeti, Maraş ve Gazi olayları gibi) 51 dosyayı ?fuzuli yere? incelediğini belirten Şengün, ?Davanın nasıl açıldığı, nasıl yürüdüğü belli. Her şey kamuoyu önünde gerçekleşti. Birbirini tanımayan, kanlı bıçaklı olan insanlar örgüt yapıldı. Siyasi bir dava. Ama hükümet de anladı neyin ne olduğunu. Sen Genelkurmay Başkanı?nı yargılıyorsun ama onu atayan Başbakan?a birşey sormuyorsun, Savunma Bakanı?na sormuyorsun? diye konuştu.

TANIK OLURUM

Şengün ?Dava süreciyle ilgili bir soruşturma inceleme olsa tanık olur musunuz?? sorusuna ?Olurum tabii. Bildiğim her şeyi anlatırım? karşılığını verdi. Şengün, ?Yargıtay, yerel mahkemenin kararını bozar mı?? sorusuna da ?Yargıtay?ın ne yapacağını bilmiyorum ama çok da bir şey yapacağını sanmıyorum. Balyoz?u naptılar? ?Adil karar vereceğiz? dediler ama hepsini onadılar. O dosyada ne vardı? Hiçbir şey. İnsan hayatı bu kadar ucuz değil, yazık? dedi.”

Share

Yorum yok

Melih Aşık: “HUKUK SEFALETİ”

MELIH-ASIKCumhuriyet tarihinin en büyük davası sonunda bir hukuk sefaleti ile son buldu.
13. Ağır Ceza Mahkemesi insanları yıllarca hapis yatırdıktan sonra müebbet ve çifte müebbet yağdırdığı davada gerekçeli kararı zamanında yazamadı
Peşinden de gecikerek 16 bin 800 sayfalık bir gerekçeli karar açıkladı.
Gerekçeli kararda terör ve hükümeti devirmekle suçlanan insanlar hakkında kanıt yok.
Kanaat ve yorumlarla suçlu yaratılmış.
Acaba mahkeme neden gerekçeli kararı avukat ve sanıklardan önce medyaya açıkladı…
Avukat Hüseyin Ersöz?ün görüşü:
– Eğer karar önce bize verilse bol bol eleştirilecek, püf noktaları kamuoyuna açıklanacaktı. Önce gazetecilere istedikleri taraflarını açıklayarak kendilerine uygun kamuoyu yarattılar…
Mahkemenin psikolojisini Avukat Serkan Günel şöyle yorumluyor:
– Mahkemenin derdi daha çok kendini aklamak…. Gerekçeli kararın açıklanması neden çok gecikti… Avukat Hüseyin Ersöz?ün tahmini ilginç:
– Bu kararı anlaşılan büyük ölçüde polisler yazdı… Hükümet geniş çaplı polis tayinleri yaptığı için yerlerı değiştirilen polislerin kararı yazması gecikti…
Bir hukuk skandalı olan Ergenekon davası sürprizlere gebedir…

05.04.2014 Milliyet

Share

Yorum yok

DOST VE SEVENLERİME;

Hastaneye yatırılmış olduğum 11.02.2014 tarihinden bu yana, gerek ziyaretime gelen ve gerekse arayarak geçmiş olsun dileklerinde bulunan tüm dostlarıma sonsuz teşekkür ediyorum. Varlığınız, yaşam mücadelemde en önemli moral kaynağımdır, sizlerin desteği ve Allah’ın izni ile bu savaştan da galip çıkacağız…

Şükran, saygı ve sevgilerimle…

Muzaffer TEKİN / ÇAPA

Not: Bu site kanalı ile göndermiş olduğunuz  iletiler süratle tarafıma ulaştırılmaktadır.

Share

3 Yorum

İlker Başbuğ’dan Muzaffer Tekin’e ziyaret

Share

Yorum yok

HÜSEYİN HAYDAR/ AĞIR DEVİR: Muzaffer Komutan

huseyinhaydar

Kahramanlar sevmez abartılı sözü,

Her ne kadar hoşa gitse de övgüsü adanmışın,

Duymak isterler gerçeği yalın kılıç.

Kahramanlar, kahraman olduklarını bilmezler.

 

Özledim komutan seni, oysa el sıkışmadık bile,

Birlikte dolaşmadık, kafa çekmedik seninle…

Sadece karşılaştık, Ergenekon geçidinde,

Gülüşlerimiz kucaklaştı uzaktan, bir de kalp atışımız.

Yan yanaydık o birlikte, o büyük çıkışta.

 

Fedai boyun eğmez, eğilse de dünya,

Düşman eline düşse de, düştüğü bilgecedir,

Teslim olmak yazmaz kitaplarında…

Kaç kez fethedildi tarihte nice sarp kale,

Kahramanlar tutuklansa da ele geçmezler.

 

Gün gelir, sırttan girer hainin bıçağı,

Bir satılmış çıkar, yapar elin yapamadığını.

Oysa dualı yatağan kanat açmaya hazır,

Fırlamaya hazır, atmaca kasaturalar yuvadan.

Yine de sakindir, yitirmez Anka duruşunu,

Kahramanlar kül olsa da yandığını bilmezler.

 

Muzaffer komutan sesimi duy, sesim yağmur,

Vursun odanın penceresine, alkış olsun.

Umudu değil midir insanı insan yapan;

Ve yaşamakta ayak diremek meselesi ki,

Kolları bağlanmış, kurtarılmayı bekleyen,

Seni bekleyen, boyun eğmemiş bir ülke var.

 

Not: Muzaffer Tekin komutanıma sağlık dileklerimle, saygıyla.

 

Share

Yorum yok

Tahliye Kararı

Tutuklulukta üst sınırı 5 yıl olarak yasal düzenlemenin yapılmasının ardından 10.03.2014 tarihinde 3. Ağır Ceza Mahkemesi kararı ile  Muzaffer Tekin tahliye edilmiştir. Tedavisine aynı hastanede (Çapa) devam edilecektir. Tüm dost ve sevenlerine duyurulur…

Share

1 Yorum

AFFEDİN BİZİ!

Cumhuriyete can veren şehitler,

Vatan için kan döken gaziler,

Yoktan bir ulus varedenler,

Ne olur affedin bizi!

?

Çağdaşlığı benimseyemedik,

Senin nimetini bilemedik,

Medeniyetten beslenemedik,

Ne olur affedin bizi!

 ?

Kul olmayı terk edemedik,

Efendi olmayı beceremedik,

Hurafelerden vazgeçemedik,

Ne olur affedin bizi!

?

Feodal yapıyı yıkamadık,

Ümmetçi olmaktan sakınamadık,

Ulus olmayı anlayamadık,

Ne olur affedin bizi!

?

Mirasınıza sahip olamadık,

Vatanı ne yazık ki savunamadık,

Sizlere hiç layık olamadık,

Ne olur affedin bizi!!!

Muzaffer Tekin / ÇAPA

08.03.2014

Share

Yorum yok

UTANMAZ

Tanımak şerefine nail olamadıklarım yanında, tanımaktan utandığım insanlar gördüm!

Attıkları zaman mangalda kül bırakmayan, lakin mangal boyunlarında gezenler gördüm!

Erdemli, ahlaklı cesur yüreklerin yanında, erdemsizliğini başkalarına yıkanlar gördüm!

Heykel gibi duran mütevazi gaziler önünde, gaziliği diline pelesenk eden sahtekarlar gördüm!

Ufak bedenlerinde dağ yürek taşıyanlar yanında yüreksiz koca gövdeler gördüm!

Utanma, mahçubiyet, haya bekler iken yüzü kızarmayan arsızlar gördüm!

Onuru için özgürlüklerinden vazgeçenlerin önünde, özgürlüğü adına onursuzlaşanları gördüm!

Konuşacak yiğitler susar iken, pabuç kadar dili olanlar gördüm!

Muzaffer Tekin / ÇAPA

05.03.2014

Share

Yorum yok

MUZAFFER TEKİN HASTANEYE YATIRILDI

İleri derece pankreas kanseri teşhisi konulan Muzaffer Tekin 11.02.2014 tarihi itibarı ile İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi hastanesinde tedavi altına alınmıştır. Tedavi süreci boyunca göndereceğiniz mesaj ve iletilerin son derece önemli moral destek sağlayacağını unutmayalım. Dualarımız onunla…Tüm dost ve sevenlerine duyurulur!

Konu ile ilgili Aydınlık gazetesi manşeti aşağıdadır. Başta haberi yapan sayın Sezim Özadalı olmak üzere gazete yönetimine göstermiş oldukları insani hassasiyetten ötürü teşekkür ederiz. Kendisi ile ilgili yazılmış olan diğer köşe yazıları ve haberler yine bu bölümde yayınlanmaktadır.

Teslim olma komutan

 

?  ?????? ?

ALAADDİN CEBECİ

MUZAFFER ?VAH? DİYEMEM SANA!

ALAADDİN CEBECİ
17 Şubat 2014 Pazartesi 16:04
Muzaffer Tekin 1972 yılınsa teğmen rütbesi ile Harp Okulundan mezun olmuştur!
Teğmen Rütbesi ile katıldığı Kıbrıs savaşından kahraman olarak dönmüştür!O yaş ve o rütbede kolay ulaşılmayacak ?üstün cesaret ve feragat madalyası alarak, ana-babası ve sınıf arkadaşları olan bizlere büyük bir onur yaşatmıştır!

Böbürlenmeyi sevmez!
Kalbinin güzelliğini hep yüzünden okursunuz!
Gülen yüzü size güven verir!
Üzerinde taşıdığı ?can?ı? hiçbir zaman kendine ait saymamıştır!
Zaferin canı; önce vatan sonrada arkadaşları ve sevenleri içindir!
Muzafferin onurunu, cesaretini ölçecek hiçbir kelime yeterli olmayacağı gibi hiçbir icat edilmiş alette ölçemez!
Muzaffer Tekin, Tuzla Piyade Okulunda yüzbaşı rütbesi ile görevli iken korumakla görevli olduğu teğmenlerini tartaklayan, o günün kuvvet komutanlarından birini tanıyan cahil lokantacıyı benzettiği için silahlı kuvvetlerden ilişiği kesilmiş bir subaydır!
Tekin bunun için ne teğmenlerine nede ordusuna küsmüştür!
Ancak o komutan asla yerinde rahat değildir!
Muzaffer Tekin pisliklerden uzak durmasına rağmen, pislikler onu bulmuştur!
Atatürkçüdür!
Milliyetçidir!
Vatanseverdir!
Her Atatürkçü, milliyetçi, vatansever subay gibi o sosyal demokrat bir yapıdadır!
Yobazlar ondan o da yobazlardan nefret eder!
Zafer kendi mertliğini öne çıkarmadığı gibi; yobazların da namertliğini bildiği halde yüzlerine vurmamıştır!
Onların puştluk yapacağına inanmış olsa da; kendine güveninden dolayı önemsememiştir!
Ve o puştluğu yaşamış bir olarak; şu anda Ergenokun, Balyoz, Danıştay davalarından dolayı tutsaktır!
Uzun zamandır bulunduğu Silivri esir kampında çoğu vatanseverler gibi, kansere yakalanmış olmasına rağmen, hastaneye gönderilmemiş, acılar içinde olmasına rağmen; asla namertlerden rica edipte hastaneye gönderilme isteğinde bulunmamıştır!
Ailesi hastalığını son aşamada öğrenmiş,  muayene ve hastaneye sevkini sağlamıştır!
Zafer; aman dilemez!
Aman dileyene de kılıç kaldırmaz!
O şimdi hastanede!
?Silahlı kuvvetlere kumpas kuruldu? diyenlere de güvenmez,  yalandan tekrar soruşturma yaptıran komutanlara da güvenir mi bilmem!
Bildiğim bir şey var!
O suçsuzdur!
Canı gitse de yakarmaz!
Alçakları sevemez!
O bir kahramandır!
?Vah? dahi denilmez!
Allah şifasını verecek, tekrar yüzümüze gülecektir!

http://www.hedefhalk.com/muzaffer-vah-diyemem-sana-601189yy.htm

?  ?????? ?

Taner Gören’den Adli Tıp hekimlerine çarpıcı uyarı: Sorumluluktan kurtulamazlar!

adlitipsorumluluk

İstanbul Tabipler Odası Başkanı Taner Gören, Ergenekon, Balyoz gibi davalarda tutuklu yargılanan ağır hastaların durumuna ilişkin Aydınlık?a değerlendirmede bulundu. Gören; Muzaffer Tekin, Levent Ersöz, Kemal Alemdaroğlu, Şener Eruygur, Serdar Öztürk gibi hasta tutukluların tahliye edilmesi gerektiğini belirtti. Gören sorularımıza şu yanıtları verdi:

– Muzaffer Tekin, Levent Ersöz, Kemal Alemdaroğlu gibi ağır hastaların halen tutuklu olması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şu an içeride bulunan bu insanların çoğu haksız yere tutuluyor. Acaba gerçekten adil bir hukuk sistemiyle mi yargılanmışlardır? Bugün ciddi şekilde şüphe duyuyoruz. Hal böyle iken hasta oldukları için ikinci kez cezalandırılmış oluyorlar. Haksız yere tutulmaları yetmiyormuş gibi bir de hastalıklarının ilerleyebileceği bir durumda orada sağlıkları bozulacak şekilde tutuluyorlar.

– Ne yapılması gerekir? Sizin çözüm öneriniz nedir?

Devlet mekanizması acilen bu ayıba bir çare bulmalı. Yapılacak şey gayet basittir. Fatih Hilmioğlu Hoca için cezaevinde kalmasının sakıncalı olduğuna dair rapor verildi. Bu kararın çoktan verilmesi gerekiyordu. Sıkıntı Adli Tıp Kurumu?nda. Herşey orada düğümleniyor. Adli Tıp Kurumu?undaki doktorların her şeyden önce iyi hekimlik örneği göstermeleri gerekiyor. Adli Tıp Kurumu?ndaki hekimler hiçbir siyasi baskı olmaksızın, cezaevindeki kişinin sağlığı için girişimlerde bulunmalılar.

– Mahkemelerin üniversite hastanelerinin raporlarını dikkate almaması ve Adli Tıp Kurumu?na yönlendirilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Üniversite hastanelerinin hasta tutuklular için düzenlediği raporları mahkeme kabul etmek zorundadır. O raporlarda tutuklunun durumunun ağır olduğu ve cezaevi koşullarında hastalığın ilerleyeceği bildirilir. Üniversite hastanelerine gönderilen hastalara objektif, tarafsız raporlar düzenlenir. Bu rapor neticesinde de devlet çare bulmak zorundadır. ?Bulamıyorum? demek hiçbir şekilde anlaşılamaz.

– Eski İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu?nun durumuna ilişkin bir rapor hazırlamıştınız. Diğer hasta tutuklular için bir bu tür çalışmanız olacak mı?

Biz Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan ile birlikte Fatih Hilmioğlu?nu ziyaret etmiş ve kendisi için bir rapor hazırlamıştık. Mevcut durumu neticesinde orada kalmaması gerekiyordu. Fatih Hocanın durumu temelinde belirlenen bu hastalar için de gerekenin yapılmasını istiyoruz.

Seda Akyüz / Aydınlık gazetesi, 23.02.2014

?  ?????? ?

Kumpas ve hastalıkla savaşanlar

3kumpas

Cezaevinde hastalığa yakalanan yurtseverler hem hukuksuzlukla hem de kanserle mücadele ediyor. Tahliye taleplerini görmezden gelen mahkeme, tutsakları göz göre göre ölüme terk ediyor

Ergenekon ve Balyoz davalarından tutuklu yargılanan yurtseverler, bir taraftan karşılaştıkları hukuksuzlukla, bir taraftan da hastalıklarla mücadele ediyor. Büyük bölümü 60 yaşının üstünde olan sanıklardan 11?inin durumu ciddiyetini koruyor. Muzaffer Tekin, Levent Ersöz, Cem Aziz Çakmak, Doğan Temel ve Recep Rıfkı Durusoy ise kanserle savaşıyor.

Tedaviye izin verilmediği için kanseri 4. evreye ilerledi

Ergenekon davasından hakkında 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen emekli Albay Muzaffer Tekin?e geçen hafta kanser teşhisi kondu. Tekin?in cezaevinde pankreasındaki iki tümör fark edilmediği için kanser 4. evreye kadar ilerledi, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi?nde tedavi görmeye devam ediyor.

Uyurken tutukladılar

Ergenekon davasının 5 Ağustos?taki karar duruşmasında müebbet hapis cezası verilen emekli Orgeneral Şener Eruygur?un hastanedeki tedavisi devam ediyor. Eruygur hakkında, kararla beraber yakalama kararı çıkmış, polislerin evine gittiği sırada fenalaşarak hastaneye kaldırılmıştı. Beyin fonksiyonları çalışmayan Eruygur, uyurken yanına gelen hâkimler tarafından yakalama kararı okunarak tutuklandı.

31 ameliyat

Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz?ün tedavisi de İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi?nde sürüyor. Ersöz, 2009 yılında ameliyat olacağı sırada hastanede gö-zaltına alındı. Prostat kanseri olan Ersöz, tutuklandığından bu yana 31 ameliyat geçirdi.

Görüşte fenalaştı

75 yaşındaki eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu da durumu ciddi olan sanıklardan. Alemdaroğlu,geçen haftalarda eşiyle görüştüğü sırada rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı.

?Cezaevinde ölür? raporu dikkate alınmıyor

Eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu?nun da durumu da kritik. Hastane raporlarında cezaevinde kalmasınin ölüm tehlikesi yaratacağı belirtilmesine rağmen Ergenekon Mahkemesi, Hilmioğlu için tahliye kararı vermiyor.

1994?te gazi oldu 2014?te uyku apnesi

Gazi Üsteğmen ve Avukat Serdar Öztürk de cezaevinde yaşam savaşı verenlerden… Uyku apnesi olan ve cezaevi şartlarında kalmakta zorlanan Öztürk, 1994?te askeri operasyon sırasında mayına bastığı için ağır yaralanmış ve yüzde 40 oranında maluliyet raporu verilmişti. Tutuklu kalmasının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği belirtilen hastane raporlarına rağmen Öztürk?ün de tahliye işlemleri yapılmıyor.

Hastalıkları saymakla bitmiyor

Hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen emekli Tuğgeneral Veli Küçük?ün böbreküstü bezlerinde tümör var. Küçük, cezaevi şartlarında diyabet, yüksek tansiyon, prostatın da arasında pek çok hastalıkla mücadele etmeye çalışıyor.

Cezaevinde kanserle mücadele

Emekli Tümgeneral Recep Rıfkı Durusoy, böbrek kanseri nedeniyle bir böbreğini kaybetti, 3. evre böbrek yetmezliğine yakalandı. Deniz Kurmay Albay Levent Kerim Uça?nın beyninde ur tespit edildi. Ağır bir ameliyat geçiren Uça?nın her an felç geçirme riski var. Emekli Korgeneral Doğan Temel, yumuşak doku kanseri; emekli Albay Mehmet Yoleri ise 2 kez kalp krizi geçirdi.

Hilmioğlu?nun raporu AYM?de

Prof.Dr. Fatih Hilmioğlu?nun ?Cezaevinde kalamaz? raporu Anayasa Mahkemesi?ne ulaştı. Hilmioğlu?nun kardeşi ve avukatı Hayati Hilmioğlu, ?İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi?nin 9 kişilik sağlık raporunda kardeşimin ?Cezaevinde kalması uygun değildir. Hastane şartlarında kalması uygundur? şeklinde rapor verdi. Bu rapor, Anayasa Mahkemesi?ne bugün (dün) ulaştı? açıklamasını yaptı. Raporla birlikte tahliye beklediklerini belirten Avukat Hilmioğlu, ?Anayasa Mahkemesi?nin kısa sürede karar vermesini bekliyoruz? dedi.

Hayati Hilmioğlu, yüksek şeker, karaciğer ve kanser hastası olan Fatih Hilmioğlu?nun tahliye edilmesi için 16 Ocak?ta Anayasa Mahkemesi?ne bireysel başvuruda bulunmuştu. Talebi hemen değerlendirmeye alan Anayasa Mahkemesi, Hilmioğlu için ?Tam teşekkülü bir devlet hastanesinden? yeni bir sağlık raporu alınmasına karar vermişti. Anayasa Mahkemesi?nin bu kararı üzerine Fatih Hilmioğlu 30 Ocak?ta İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi?ne sağlık kontrolünden geçirilmişti.

http://www.aydinlikgazete.com/guendem/34275-kumpas-ve-hastalikla-savasanlar.html

?  ?????? ?

NACİ BEŞTEPE/ Muzaffer asla teslim olmaz

Muzaffer TEKİN, 1972 Kara Harp Okulu mezunu piyade subayıdır..
72?lilerin gönlünde taht kurmuştur. Hepimiz onunla gurur duyarız.
Türk subayında aranan niteliklere fazlasıyla sahiptir. Tam bir kahramandır.
Alçakgönüllüdür.
Vatan, cumhuriyet ve vazife âşığı bir Atatürk gencidir.
Beyefendi ve örnek bir eştir.
Muzaffer?in zaferi
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı?na gencecik bir teğmenken katılmıştır.
Savaşın yıldızlarından biridir.
Herkesin haklı takdir ve övgüsünü kazanmıştır.
Takımıyla birlikte Beşparmak Dağları üzerinde Rumlardan ele geçirdiği tepeye onun adı, ?ZAFER TEPE? verilmiştir.
Kurtuluş Savaşımızdaki Reşat ÇİĞİLTEPE gibi vatan toprağından şan almış, şan vermiştir.
Üstün Cesaret ve Feragat altın madalyası ile ödüllendirilmiştir.
Bu madalya pek çok kişiye verilmiş olabilir ama, o almıştır.
Bu Muzaffer TEKİN?i Türk ulusu unutmayacaktır.
Orduya sadakat
Muzaffer, Piyade Okulu?nda görevliyken bir nöbetinde teğmenlerin Tuzla?da çıkardığı olay nedeniyle YAŞ kararı ile yüzbaşı iken re?sen emekli edilmiştir.
Uğradığı haksızlığa karşın hiçbir dönemde, Türk ordusu ve onu ihraç eden komutanları hakkında tek olumsuz ifadesini duymadım.
Orduya öylesine sadık bir askerdir.
Yasal mücadeleyi kazanmış, Silivri?de tutuklu iken EMEKLİ ALBAY olmuştur.
Efsane
Danıştay cinayeti ile ERGENEKON?a bulaştırılmıştır.
Nasıl bir kumpas kurgulandığı daha olay günü Bakan M. Ali ŞAHİN?in ?çok sürprizler göreceksiniz? ve Başbakan?ın ?Olayın içinde emekli bir yüzbaşı var? açıklamaları ile belli olmuştur.
Aynı E. Tuğg. Veli KÜÇÜK gibi ondan da efsane bir ERGENEKONCU yaratılmıştır.
Gizli tanıklarla, kanıtsız, vicdansız, hukuksuz.
Torba suçlamalarla.
En ağır cezayı almıştır bu kumpas davasında.
Bir gün eğilmeden, bükülmeden.
Zafer Tepe duruşunu bozmadan.
Onu iftiralarla suçlayanlar,  yasaları değil talimatları uygulayanlar siz de unutulmayacaksınız.
Hukukun ve tarihin kara sayfalarında kalarak.
Hipokrat utanıyor
Muzaffer 15 Haziran 2007?den beri Silivri?de tutuklu.
Ağustos 2013?ten beri sağlık sorunu yaşıyor.
Beş aydır gitmediği hastane kalmadı.
22 kez değişik yerlerinden (mide, bağırsak, gırtlak…) parça alındı.
?Benim annem pankreas kanseri idi, oraya bakın? demesine rağmen, oradan alınmadı.
?Bir şeyin yok? diyerek cezaevine geri gönderildi.
Geçen hafta ağrıları şiddetlenince Bakırköy Devlet Hastanesi?ne sevk edildi.
Pankreas kanseri teşhisi kondu. Dördüncü evre.
Ne yapılır bu durumda?
Derhal yatırılarak tedavi edilir değil mi?
Hastane baştabibi beyimiz ?Mahkûm koğuşum yok, yatıramam. Ya kaçarsa!? diyerek hastaneye kabul etmedi.
16 Şubat?ta, Başbakan?ın binlerce metrekarelik yeni bölüm açılışı yaptığı hastaneye.
?Ameliyat için çağırırız. Prosedür böyle? dedi.
Oysa refakatteki jandarma ?Ben güvenliği sağlarım? diyor. Sorumluluğu alıyor.
Baştabibe bu durumda ne yemek düşer?
Bu hastaya standart prosedür uygulanabilir mi?
Adam evine gitmiyor ki?.. Kim bakacak?
Baştabip Doç. Dr. Gökhan Tolga ADAŞ; adından, mesleğinden, doçentliğinden, insanlığından utan.
Hipokrat senden utanıyor.
Tıp tarihinde kara leke olarak yerini aldın, unutulmayacaksın.
Muzaffer
Herkes Gö.T. ADAŞ değil ya.
Cerrahpaşa Tıp?ın Cerrahi ABD Bşk. hastanın durumunu öğrenir öğrenmez sahiplendi ve tedavi koşullarını yarattı.
İnsanoğlu.
O da unutulmaz.
Aydınlık?ın başlığı da;
?TESLİM OLMA KOMUTAN.?
72?li MUZAFFER asla teslim olmaz.

Aydınlık Gazetesi / 19.02.2014

?  ?????? ?

Muzaffer Tekin’e Özgürlük! Hem de Hemen! / Çağdaş BAYRAKTAR

Yüzyılın iftirası dendi Balyoz ve Ergenekon tertibine.
Tabirdeki “yüzyıl”, son dönemin favori deyimiyle gerçek olduğu kadar “manidar”dı da.
Çünkü Yüzyılın İftirası, yüz yıllık bir hazımsızlığın yansımasıydı aynı zamanda.
Yaklaşık yüz yıl önce emperyalizmin planlarını bozanlardan bayrağı devralanlar hedefteydi bu kez.
Bebek katilini yakalayıp, sorgulayan,
Kıbrıs Harekâtı sırasında Gazi olan,
Kardak’ta bayrağımızı göndere yollayan,
Üniversitelerde kutsal miras “akıl ve bilim”e sahip çıkan ne kadar yurtsever varsa tutsak edildi.
Dönemin Malta?sına döndürüldü ülke;
Silivri, Hasdal, Şirinyer, Mamak, Sincan, Maltepe, Hadımköy ise Bekirağa Bölüğü’nün devamı.
Delil kabul edilen dijital verilerin sahte olduğu, dijital verileri üretenlere yakın olarak bilinen kurumlar tarafından bile doğrulandı.
Peki değişen bir şey?
Olmadı.
Bu tertiplerde ölenler…
Başta Kuddisi Okkır, Ali Tatar…
Rahatsızlığına rağmen içeride tutulanlar…
Fatih Hilmioğlu, kendi tabiriyle “Üç yıl kumpas ile alınan özgürlüğünü, bir tümörle -geçici süreliğine- alan” Tuğamiral Cem Aziz Çakmak ve diğerleri?
***
Olimpiyat oyunlarında hayali kına sevkiyatı yapanlar, bu kez gerçek manada sevkiyata başlayabilir.
Çünkü bir değerimiz daha kanserin pençesinde.
Muzaffer Tekin.
Kendisi Kıbrıs Gazisi.
Üstelik Kıbrıs’taki başarısından dolayı Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası sahibi,
yani kahramanlığı tescilli.
Ergenekon Tutsağı.
Yedi yıldır içeride.
Vicdan sustu,
kabul etmedi uzun süre hiçbir hastane.
Geç konuldu teşhis:
Pankreas Kanseri
Yani;
Bir ahı daha çaldı,
Usta’nın yaptıkları?
Çapa Tıp Fakültesi?nde yerine getiriliyor şimdi, açıklanamayan ama uygulanan karar:
İDAM!
Ölüme terk edilen bir kahraman,
Eriyip gidiyor sessizce?
Olanlar?
Vicdanlarımızın kolonlarını patlatan…
Peki başka bu sesi duyan?
YOK!
***
Çok daha güzel şeyler yapmak isterken, şimdi yaptığım;
adım adım işkenceyle amaçlanan cinayete seyirci olmak, seyirci koltuğunda yazmak!
Kahramanımız hasta.
Vakit kaybetmeden bakıma ihtiyacı var, acil ve yoğun!
Derhal tahliye edin!
Hukuksuzluğunuz, vicdansızlığınız ve adaletsizliğiniz, yolsuzluğunuz karşılığı paralarınız gibi de değil;
sığmaz ayakkabı kutularına!
#MuzafferTekineÖzgürlük

Çağdaş BAYRAKTAR
17 Şubat 2014

?  ?????? ?

DOĞU PERİNÇEK/ Muzaffer Tekin

Avukat görüşüne giderken koridorlarda karşılaşıyorduk. Zayıflaması bir süre ağır bir seyir izledi. Hasta olduğunu anladık. Ama o nasılsınız sorusuna 6 yıldır, hep güleç yüzüyle ?Bomba gibiyim? diye cevap verir. Savaşan adamın yüreğiyle verdiği cevaptır. Yine ?Bir şeyim yok, biraz zayıfladım, bomba gibiyim? diyordu.

Savaşan insanın tavrı

Birden çok zayıfladı. Bir ayda 14 kilo vermiş. Bir ayda 14 kilo ne demek? Sağlık bilgilerini yine koridorlarda öğreniyorduk, hastaneden hastaneye dolaşıyordu. Bir tanı konmuyordu ya da bir tanı vardı ama bize söylenmiyordu.

Bizi her zamanki nezâketiyle uyarıyordu: ?Lütfen hasta olduğum bilinmesin, kimseler duymasın.? Yine savaşan insanın tavrıdır.

Yaşamak, namuslu yaşamaktır

Ergenekon Davası baştan aşağı haksızlıktır; baştan sona uydurmadır. Bunu daha Ümraniye tutuklamalarından beri belirtiyoruz. Hedef Cumhuriyettir; hedef Türkiye?nin toprak bütünlüğüdür. Aslına bakarsanız 76 milyon yurttaşımıza kurulan bir tertipti. Ancak bu süreçte özellikle üç kişiye en ağır haksızlıklar yapılmıştır. Biri, Kıbrıs Gazisi Muzaffer Tekin?dir.

Silah arkadaşlarını koruduğu için Ordudan ayrılmak durumunda kalmıştı. Ölümü göze alabilirdi ama subaylığa veda etmeyi göze alamazdı. Emrindeki teğmenlerini bir soruşturmaya teslim etmemiş, kendisini siper etmiş, bu nedenle ?resen emekli? edilmişti. Yaşamak, onun için namusla ve mertlikle yaşamaktı. Karakteri buydu. Türk Ordusunda yedi göbekten asker olan tek subaydı. Yedinci göbekten dedesi, Örneksiz Mustafa Ağa idi.

Dünyanın en ağır haksızlığı

Niçin en büyük haksızlık?

Darbecilik suçlamasıydı, hükümeti devirmekti, halkı isyana yöneltmekti; bu suçlamalara göğüs gerilebilirdi. Hukuken geçerli olmasa bile, en sonunda suçunuz, bir Mafya-Cemaat yönetimini devirmekti, Türkiye halkını Kemalist Devrim için isyana kaldırmaktı, siyasal suçlamalardı bunlar!

Ama Danıştay cinayeti?

Suçlama namuslu ve mert bir Türk aydını için ölümden beterdi. Muzaffer Tekin, 8 yıl bu büyük acıyla yaşadı. Dünyanın en ağır haksızlığına dayandı. O yalan manşetlerine, o ekranlardaki yalan dizilerine direnme gücünü gösterdi.

Haksızlığa sessiz kalmak!

Ölümden beter olan bir şey daha vardı: Bu alçakça suçlama karşısında sessiz kalmak, tertibe boyun eğmek!

Muzaffer Tekin komutanı tanımazdım. 2006 öncesinde iki kez ziyaretime geldi. Yurdunu seven, namuslu bir asker olduğunu gördüm. Onu tanıyan herkes, mertliğini anlatıyordu. Mustafa Kemal?in subayı idi.

2006 yılı 19 Mayıs günü Muzaffer Tekin Danıştay cinayeti şüphelisi olarak gözaltına alınınca, bir an bile duraksamadım. Çünkü Muzaffer Tekin?in böyle bir tertibe kesinlikle alet olamayacağından emindim. Ayrıca Türkiye?ye ve Türk Ordusuna karşı kurulmakta olan tertibi, daha 2000?li yılların başında görmüştük. Hatta adını da açıklamıştık: Tezgâhı kuranlar ?Endonezya modeli? diyorlardı. ABD emperyalizmi Endonezya?da önce orduya operasyon yapmış, arkasından Doğu Timor?u koparmıştı.

Haksızlığa kamuoyu önünde tavır almak

Haksızlığa teslim olmamak, sessiz kalmamak geleneği içinde büyümüştüm, emekçi halka bağlılık, vatanseverlik, namus; işte böyle günlerde sınanırdı. Sessiz kalırsam, kendi gözümde üç paralık olurdum. Avukat arkadaşım Osman Aydın Şahin?den rica ettim. Atladı Ankara?ya gitti. Yalnız avukat dayanışması yetmezdi, kamuoyu önünde tavır almalı ve halkı aydınlatmalıydım. İşçi Partisi Genel Başkanı olarak bir basın toplantısı yaptım. Açıklamam bir cümlede özetlenebilirdi: Muzaffer Tekin?i tanıyorum, Danıştay cinayeti gibi alçakça bir eylemin hiçbir yerinde olamaz.

Bugün bu gazete kesiklerini buraya gönül rahatlığıyla koyuyorum. Türkiye?ye karşı bu tertibi tezgâhlayanların alınlarına yapıştırıyorum. Korkanların ve hâlâ korkanların da masalarına bırakıyorum.

O namuslu insanlar sayesinde

Hepimiz göreceğiz, çok uzak değil, Fethullahçı Gladyo?nun Ergenekon-Balyoz tertipleri bütün yönleriyle aydınlanacak. Şu anda tir tir titriyorlar. Türkiye?de Atlantik döneminin sonuna geliyoruz. Danıştay cinayeti, Hrant Dink cinayeti hepsi birer birer aydınlanacak. Tertipçiler yakalanacak. Şerefli ve namuslu insanların en ağır eziyetlere direnmeleri boşa gitmemiştir. Türkiye, onların o namusları sayesinde aydınlıklara çıkacaktır, o eşiğe geliyoruz.

O karakter ölmez

Şu an Muzaffer Tekin arkadaşımın da bu duygular içinde olduğunu biliyorum. Görmesem de, o güler yüzüyle hepimize hava raporu verir gibi ?Bomba gibiyim? diyor.

Teslim olmamak, her tür musibete kahramanca direnmek, devrimci subayın karakteridir.

Muzaffer Tekin, o karakterin ölmeyeceğini simgeler.

15.02.2014 / Aydınlık gazetesi

?  ?????? ?

Muzaffer Tekin’in Zafertepe?ye adını verdiler

2albaytekin

Kanser hastalığı 4. evrede olan ve hastane hastane dolaştırılan Ergenekon sanığı emekli Albay Muzaffer Tekin, Kıbrıs harekâtında Lapta ile Karapa arasındaki tepeyi ele geçirir ve kahramanlığı nedeniyle madalyaya layık görülür

12 Haziran 2007 günü Ümraniye?de ?El bombaları bulundu? yalanıyla başlayan Ergenekon tertibi çerçevesinde 15 Haziran 2007 günü tutuklanan E. Albay Muzaffer Tekin, bir Kıbrıs kahramanı. 1974 yılında Kıbrıs?a düzenlenen Barış Harekâtı?na teğmen olarak katılan Tekin?e, burada gösterdiği kahramanlık nedeniyle madalya da verildi. Kıbrıs?ta bir tepeyi de alan Tekin, Ergenekon tertibi çerçevesinde 5 Ağustos 2013 günü açıklanan kararda ?İki kez ağırlaştırılmış müebbet? hapis cezası aldı. İşte Danıştay suikastına da ismi karıştırılmaya çalışılan ve aldığı tepeye ismi verilen Muzaffer Tekin:

Ailece askerler

Muzaffer Tekin, 1969 Kuleli Askeri Lisesi, 1972 yılında ise Kara Harp Okulu?ndan Piyade Teğmen olarak mezun oldu. Komando Teğmeni Tekin yedi göbek asker çocuğudur. Babası Albay Salih Tekin, dedesi Miralay Ahmet Rıza, daha büyük dedeleri Kale-i Sultaniye Kumandanı Mirliva Cevat Bey, Gelibolu Sancak Kumandanı Ali Naşit Bey ve yeniçeri ağası Örneksiz Mustafa Ağa.

Zafer Tekin adı Kıbrıs?ta 20 Temmuz 1974 tarihindeki 1. çıkarmada duyuldu. Bolu Komando Tugayı 2. Tabur, 2. Takım Komutanı olarak Kıbrıs?ta görevinin başındadır. Lapta ile Karapa arasındaki tepeyi Grivas?ın EOKA-B?cilerinden ele geçirir. Buradaki kahramanlığı tarihe geçecek ve tepe ?Zafertepe? adını alacaktır. Adı artık Zafer Yüzbaşı?dır. Sivil hayatta da ona Zafer diye hitap edilir. Yıllar sonra Ergenekon İddianamesi?nde Muzaffer Tekin?in ?örgüt içindeki kod adı Zafer? olarak geçiyor.

?Çıkarmayı nasıl başardık?

3 Eylül 1974 tarihli Milliyet?teki köşe yazısında Hasan Pulur, Muzaffer Teğmen?in kahramanlığını yazar. Yabancı bir gazeteci, Kıbrıs?taki başarıyı sorar:

?Siz bu işi nasıl yaptınız?, Kıbrıs?a nasıl çıkılmıştı, nasıl üç günde adanın kuzeyinin tozunu attırmıştık? Hasan Pulur, gazeteciye Kıbrıs?tan gelen iki mektubu okur ve makalesinin sonuna şunları yazar: ?Yabancı gazeteci dinliyordu ve biz okuyorduk.

Galiba cevabını almıştı…

Hasan Pulur?un 1974?te köşesinde yayımladığı mektupta Muzaffer Tekin babasına Türk askerinin gücünü şöyle anlatmış: ?Burun buruna olduğumuz düşman bizlerin ağırlığını kaldıracak güçte değil. Üzerine gitmede tereddüt etmediğimiz bu yaratıklar Türk askerinin gücünü bir kere daha anladılar.?, ?Ölümü hiç düşünmedim. Şayet ölümü düşünseydim o beni çoktan bulmuştu bile.?, ?Bu an çok mutluyum. Allah?ım bana bu günleri gösterdiği için O?na sonsuz şükran borcum var.?

?Rum çemberini yardı?

Aynı günlerde yayımlanan bir başka gazete, içlerinde Muzaffer Tekin?in de bulunduğu 6 Türk subayının mücahit taburunu nasıl kurtardığını anlatır: ?Hareketin birinci gününde, Hilarion?a ulaşıp mücahitlerle kucaklaşmak için bir sızma teşebbüsünde bulunan Komando Tugayı?nın 3. Bölük Subaylarından Piyade Kd. Yüzbaşı Osman Baykurt, Piyade Kd. Üsteğmen Fazıl Müniroğlu, Piyade Teğmen Muzaffer Tekin ve Piyade Asteğmen Mehmet Manga kalenin yamaçlarında pusuya düşmüşler…

?Sabaha kadar kayalık arazide çetin bir savunma yapan subaylarımız şafakla beraber taarruza geçmiş ve çemberi yararak St. Hilarion?a ulaşmışlar… Düşman ağır zayiat verirken, mücahitlerden 28 yiğit şehit düşmüş.?

İP?ye nasıl üye oldu

Silivri 13. Ağır Ceza Mahkemesi salonundayız. 29 Ocak 2009 tarihli 44. oturum. Doğu Perinçek?in çapraz sorgusu devam ediyor. Savcı sordu: ?Partinizde bulunan belgeler arasında ?Öncüler listesi? adlı belge bulundu. Sanıklardan Muzaffer Tekin?in adı orada geçiyor.?

Perinçek tane tane konuşmaya başladı:

?Sayın Başkan biz toplumun aydın, birikimli öncü isimlerini partimize davet ediyoruz. Bu listede onların isimleri var. Muzaffer Tekin?den bize çok övgü ile bahsettiler. Kıbrıs?a paraşütle inen ilk birlik komutanlarından, Partimizin Merkez Karar Kurulu üyesi E. Komando Albay Dinçer Kömek bile anlattı, kahramanlığını öğrendik, partimize üye olmasını önerdi. Biz de uygun bulduk. Şimdi buradan kendisine İşçi Partisi?ne üye olması için çağrı yapıyorum? dedi. Doğu Perinçek?in konuşmasını bütün salon dinledi.

Muzaffer Tekin ayağa kalktı, her zamanki zarif davranışıyla önünü ilikledi ve Mahkeme Heyeti?ne hitaben kısa, öz konuştu: ?Sayın Doğu Perinçek?in teklifinden şeref duyarım. Partiye üye olmayı kabul ediyorum.?

Ergenekon tertibiyle tutuklanan ve 5,5 ay Tekirdağ?da aynı koğuşta kalan Adnan Akfırat, koğuş arkadaşı Muzaffer Tekin için ?örnek, güvenilir, saygın, birikimli? sıfatlarını peş peşe sıralıyor.

Muzaffer Tekin?den Aydınlık okurlarına mektup var: ?Aklanarak başım dik çıkacağım?

Silivri Cezaevi?nde pankresas kanseri olan Ergenekon tutuklusu emekli Albay Muzaffer Tekin, hasta yatağından Türkiye?ye seslendi. Hastalığının af konusu olmasını istemediğini belirterek, en büyük arzusunun ?Türkiye?yi dönüştürmek için yapılan tertiplerin tekrarlanmayacağı, özgür günlere ulaşmak? olduğunu belirtti.

Şer odaklarını hedef aldı

Kıbrıs gazisi emekli Albay Muzaffer Tekin, Aydınlık?a ve Ulusal Kanal?a yazdığı mektupta Türkiye?ye seslendi. 4?üncü evrede pankres kanseri teşhisi konulan ve Çapa Tıp Fakültesi?nde tedavi altına alınan Tekin, mektubunda şunları ifade etti:

?Öncelikle rahatsızlığımın duyulmasından itibaren bu konuya büyük bir hassasiyet gösteren Ulusal Kanal-Aydınlık camiası ve sağduyulu Türk milletinin asıl bireylerine şükranlarımı arz ederim. Teşhis ve tedavi sürecine girmem bana huzur vermiştir. Çok kısa sürede, Türk hekimlerinin bilgi ve donanımları ile rahatsızlığıma kesin çözüm bulacaklarıma inanıyorum. Bu konuda hiçbir tereddütüm yoktur.

Tutukluluğum döneminde rahatsızlığımın ön plana çıkmasını istemedim, ama gelinen noktada olaylar benim kontrolüm dışında gelişmiştir. İçinde bulunduğum durumun bir af konusu yapılmasını kesinlikle istemiyorum. En büyük arzum, şer odaklarının yıllarca, bizler üzerinden Türkiye Cumhuriyeti?ni dönüştürmek için yaptıkları tertiplerin bir daha asla tekrarlanmayacağı laik, demokratik, sosyal, hukuk devletinde huzur ile yaşayacağımız özgür günlere ulaşmaktır.

Saygılarımla

Muzaffer Tekin?

***

Tekin, yakın çevresi aracılığıyla da gazetemize ?Ben cezaevinden başım dik, aklanarak çıkmak istiyorum. Hastalığımı da, bir af konusu olmasın diye gizlemeye çalışmamın nedeni buydu? mesajını gönderdi.

Hayati Özcan

15.02.2014 Aydınlık gazetesi

?  ?????? ?

İsmail TÜRK

Alo İsmail / Muzaffer Tekin

14 Şubat 2014, 14:58

MUZAFFER TEKİN ve ERGENEKON

 Emekli  bir subay aynı zaman da Kıbrıs gazimiz.Muzaffer Tekin beyle yakinen tanışıp, dostluk etmiş bir kişiyim. Çok sık görüştüğüm dönemlerde olmuştur. Hayatımda tanıdığım en kibar,nazik hayır sever bir insandı.Suç işleme konusuna gelince yemin ederim Türkiye?de kırmızı ışık geçmeyen tek adamdır diyebilirim.Bu adam şimdi darbe suçlaması ile ömür boyu hapse mahkum zulüm altında! Zalimleri kim? Onlar şimdi birbirlerini yeme mod?unda?

Muzaffer Tekin Allah bilir ama çok uzun sürmez Rabbimizin ebedi affına mazhar olabilir! Zira kendisi elim ve lanet bir hastalığın pençesinde tedavi altında, dualarımızı esirgemeyelim.
Biz MHP camiası ve Ülkücüler olarak bu ?Ergenekon?Balyoz ve benzeri operasyonda yapılan yanlışlıklara yeterince karşı çıkamadık! Başa kendi mide koyarak çelişkilerimiz bizi kaygılandırıp, susturdu! 12.Eylülde askerden gördüğümüz işkenceleri hatırladıkça bizde intikam ateşi ile zalimlerin zulmüne seyirci olduk! Sanki O subaylar sadece Çetin Doğan ve Türevi birkaç kişi gibiymiş gibi. Onlarla aynı safta olmak, suç ortağı olarak yargılanmayı aldıkları ceza kadar zulüm gören tertemiz alt rütbeli subay gönüldeşlerimizi unuttuk! Yaş kuru karıştı birbirine?

Evet, adalet bir gün gerçekten herkese lazım geliyor!
Çok uzak değil bu ülkede en çok adalet Başbakana, ailesine, suç ortaklarına da lazım gelecektir, dileğim odur ki onlara dahi adaletle hükmedilsin. Zalimlerin zulmüne uğrayan dostlarımız bizlere cezaevlerinden, hücrelerinden Alo İsmail diyemese de vicdanımın sesi Alooo İsmail dedi ve bu yazıyı yazdım?

http://www.habererk.com/yazi/525/alo-ismail-muzaffer-tekin#.UwUg3GJ_uYg

Share

2 Yorum

“100 YILIN EN BÜYÜK YALANI”

Enver Paşa’nın torunundan  Sarıkamış harekatının gerçek yüzü…

sarıkamışEnver Paşa’nın torunu Osman Mayatepek, “En acıklı olan nokta ise temcit pilavı gibi pişirilip sürekli karşımıza çıkarılan ’90 bin askerimiz donarak öldü’ yalanıdır. Sarıkamış tamamen bir Vatan müdafaasıdır ve kaçınılmazdır” dedi.

“Sarıkamış şehitlerini anmak için yapılan tören Türk milletinin kahramanları için yapabildiği fedakarlıkların canlı bir örneğidir” diyen Mayatepek, “10 bin kişi eksi 9 derecede, Sarıkamış Şehitliği’ne yürüyüp saygı duruşunda bulunup, şehitlerimiz için dua etmiştir. Devlet ciddiyetiyle de fevkalade uyum gösteren bu yürüyüşe Gençlik ve Spor Bakanı, Kuvvet Komutanları, Kars Valisi ve milletvekillerinin de katılması herhalde Mehmet Akif Ersoy’ un duasını bir kere daha gönüllere bahş etmiştir. Bundan evvel yapılan benzer bazı törenler, ister istemez amaç ‘Şahsi reklam mı, Sarıkamış sırf araç mı?’ diye düşündürmüştür. Bir magazinsel hava içinde tarihin çarpıtılıp, gazete sayfalarını süsleme çabaları, kanaatimce şehitlerin saygısına hakarettir. En acıklı olan nokta ise temcit pilavı gibi pişirilip sürekli karşımıza çıkarılan ’90 bin askerimiz donarak öldü’ yalanıdır. Bunun mimarı ise kendi beceriksizliğini örtmek için 9. Kolordu Kurmay Başkanı Şerif Bey’in 1922 senesinde yayınladığı ve tamamen bir uydurma olan hatıratıdır” dedi.

“SARIKAMIŞ TAMAMEN BİR ‘VATAN MÜDAFAASIDIR’ VE KAÇINILMAZDIR”

Mayatepek şöyle devam etti: “Özet olarak, Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Erkanı Harbiye Başkanı General Bronsart Schellendorf tarafından, Noel dönemine rastlayacak ve Rusları sürpriz bir karşı hücum ile mağlup etmeye yönelik bir teşebbüstür. Maalesef basının bir bölümü bile, genel olarak, ciddi araştırmalar yapmadan veya ‘magazin’ havasında bazı şahıslar gibi tarihi çarpıtıp gazete sayfalarını süsleme çabası içindedir. 98 sene geçmiş olmasına rağmen Sarıkamış hala gerektiği gibi değerlendirilmemiştir. Bilhassa 1920’den itibaren siyasi çekişme malzemesi olmuştur. Amaç nettir: Rus orduları Batı cephesinde Almanlar ile harp içindedir. Bizim cephede ise çok az sayıda (100 bin civarı) asker kalmıştır. Rus ordusunun bir kısmı Sarıkamış civarındadır ve yanlış cephelenmiştir. İlk Rus saldırıları Kasım’da (1914) Köprüköy ve Azap Muhabereleriyle başlamıştır. Burada 3.

Ordu komutanı Hasan İzzet Paşa büyük bir hata yapıyor ve Rusları yenmesine rağmen takip edip son darbeyi vurmak yerine, orduyu 15 km geriye çekiyor. Yani savaşı kazanan taraf kaçan düşmanı kovalayamıyor, geri çekiliyor. Hatta Rusları takip etse Sarıkamış’a ihtiyaç olmazdı. Ruslar Erzurum’a gelmişler,
sen onlarla Köprüköy ve Azap’ da savaşıp yenmişsin ve Sarıkamış’a çekilmeye zorlamışsın ama taarruz edip tamamen mağlup etmek yerine geri çekiliyorsun.”

ENVER PAŞA’NIN EMİRLERİNİ YERİNE GETİRSEYDİ SARIKAMIŞ ZAFERLE BİTERDİ

“Enver Paşa’nın emirleri yerine getirilseydi Sarıkamış zaferle biterdi” diyen Mayatepek, “Bir de hep iklim şartlarından bahsetmeye bayılırlar. Hava soğuktu falan. Bu bir savaş ve nerede, ne zaman ve hangi şartlar altında gerekiyorsa savaşacaksın. Şayet komutanlar Enver Paşa’nın emirlerini yerine getirseydi Sarıkamış zafer ile biterdi” diye vurguladı.

“BU HATA SARIKAMIŞ FELAKETİNE SEBEP OLAN EN BÜYÜK NEDENDİR”

Mayatepek şöyle devam etti; “1- 9 Kolordu Rus cephesini arkadan çevirecekti. 2- 10 Kolordu ise 24 Aralık’ta Bardız bölgesinde olup, 9 Kolordu ile birleşip Rusları çevirecekti. Maalesef gerçekleşen ise çok farklıydı: 1- 10 Kolordu Hafız Hakkı Paşa komutasında Bardıza gitmesi gerekirken, Rus birliklerinin peşine takılıp Koşur istikametine yöneldi (30 ve 31 Tümenler). Yalnız 32 Tümen Bardız’a ilerledi. 25 Aralık’ da ve Sarıkamış’ın batısında Rus Ordusu’nun arkasına düşmesi gereken 10 Kolordu, tamamen Haffız Hakkı’nın “zafer kazanma ihtirası ile yolu 75km uzattığı yetmezmiş gibi, Allahuekber dağlarını geçmeye mecbur kalmış ve fırtına ve tipiye yakalanıp çok büyük zayiat vermiştir ve zamanında Sarıkamış’ a intikal etmemiştir. 2- 9 Kolordu ise 3. Ordu ile 24 Aralık’ da Bardızda birleşir. Cephe arkasındaki Rus birliklerine taarruz etmek için Kötek yönüne gitmesi ve Rus ihtiyat kuvvetlerine taarruz edip Sarıkamış’a iltihak etmesi gerekiyordu. Maalesef yine evdeki hesap çarşıya uymamıştır. Bu sapmanın başlıca sebebi Hafız Hakkı ( 10 Kolordu ) Paşa’nın 25 Aralık tarihinde Sarıkamış’ da olacağı varsayımı ile Enver Paşa’nın, 10 Kolordu yalnız kalmasın diye yönünü Kötek’ten, Sarıkamış’a çevirmesi olmuştur. Netice olarak 10 Kolordu yüzde 80 zayiatla bitkin bir şekilde ancak 29 Aralık’ da Sarıkamış’a gelebilmiştir. Bütün bu hataların ve Enver Paşa’nın emrine uymamanın neticesi olarak: 9 Kolordu’nun kuzeybatıdan, 10 Kolordu’nun kuzeydoğudan taarruzetmesi gereken (25/26 Aralık geceleri ) Sarıkamış, bu taarruz gerçekleşmeyince Rus takviye kuvvetleri tarafından güçlendirilmiş ve maalesef savunma yapmak da bile zorlanacak olan Ruslar demiryolu ile nakliye avantajıyla 31 Aralık’ da taarruz edecek duruma gelmiştir. Netice: Sarıkamış Harekatı son derece iyi hazırlanmış bir plandı. Kış aylarında yapılması hatadır masalına gelince ; baskın niteliği taşıyan her askeri harekatın düşmanın beklemediği yerde ve zaman’da olması zaruridir. Bizim akıl hocaları bugün ne kadar böyle bir mevsimde harekat yapılmazdı diyorsa, emin olun Ruslar’ a o zaman aynı şeyi düşünüyordu. Alternatif olarak Ruslara herhalde “yahu şu kara kış da harp etmeyelim, bahar gelsin, çiçekler açsın, bir mangal ziyafeti yapıp, bir güzel savaşalım” diye bir alternatif düşünmek ancak Charlie Chaplin filmlerinde olabilirdi.”

RUS GENERALİN İTİRAFI

Mayatepek, “Rus General Maslovski, (Türkler 23 bin şehit vermiştir diyen) Türk Ordusu, Enver Paşa’nın emirleri doğrultusunda hareket etseydi Sarıkamış düşerdi diye itiraf etmiştir. Hatta General Michaelevski harekatın bir kuşatma planı olduğunu anlayınca geri çekilme emri vermiştir. Şayet başarılı olunsaydı Kafkaslara kadar önümüz açılıyordu. Azerbaycan ile birleştiğin andan itibaren ikmal derdi kalmıyor ve tabii’ ki petrol kaynaklarına sahip oluyorsun. Genel değerlendirmeyi Sayın Nevzat Kösoğlu ( Şehit Enver Paşa ) çok güzel yapmıştır: “Komutanlar Enver Paşa’ya ayak uyduramadılar. Plana uymayan bu komutanlarda Enver Paşa hakkında olumsuz propagandayı yapan komutanlardır. Sarıkamış bir vatan müdafaasıdır. Şehit sayısı ile siyaset yapmak alçaklıktır. Çanakkale’de 250 bin şehit verdik. Hiç kimse hesap soruyor mu? Yok.” Herhalde bir savaş kazanılınca ‘şehit’ kaybedilince ” ölü ö olunuyor diye bitiriyor Nevzat bey. Rakamlar ise tam bir palavra. En şiddetli dönemde 3. Ordu’nun toplamı 118,000 kişi iken ve bunun ancak 75 bin kişisi muharip sınıfında olan bir ordu nasıl olurda 90,000 şehit verir. Şerif bey’in kendi beceriksizliğini ört bas etmek için ortaya attığı ” 90 bin askerimiz Allahuekber dağlarında donarak öldü” bir karalama kampanyasından başka bir şey değildir. Ciddi kaynaklar ve Genel Kurmay arşivleri hastalıktan ve savaştan ölenler dahil kayıp sayısını 35 bin civarında olarak veriyor. Kazım Karabekir 1921 yılında Enver Paşa’nın yurda dönmesini engellemek için basın yoluyla bir kampanya başlamasını istemiştir. Savaştan sonra bu iftirayı ortaya atanların amacı Enver Paşa’yı küçük düşürüp halk nezdin deki itibarını ve etkisini yok etmektir. Mustafa Kemal Paşa’da günün siyasi-askeri hususları nedeniyle bir telgrafla Kazım Karabekir’e olumlu cevap vermiştir. Dolayısı ile düzmece haberler ve yorumlar uçmaya başlamış ve Enver Paşa’nın Bolşevik, dinsiz ( Kuranı yanından hiç ayırmayan ve her bulduğu fırsatta namaz kılan bir komutan ) kadınlara olan zaafı yazılmıştır. Belki’ de zaman şartları için de gerekliydi. Kazım Karabekir itiraf etmiştir’ ki Enver Paşa dönerse olumsuz sonuçlar, iç çatışma gibi
riskler olabilirdi. Aynı Kazım Karabekir’i Balkan Harbi sırasında “ordudan atılıp, memleketten ihracı” divanı harp tarafından verilen kararı Enver Paşa’nın yırtıp atması sayesinde hem kariyerinin, hem’ de hayatının devam ettiğini itiraf etmiş, Enver Paşa’ya karşı büyük bir sevgi ve hürmetini muhafaza ettiğini belirtmiş ve bütün bunları Paşa’nın geri gelmesi ile ” Milli Mücadelenin akamete uğrama ihtimalini engellemek için yaptığını mertçe tiraf etmiştir. Mareşal Fevzi Çakmak Sarıkamış planının doğru ve zamanlı olduğunu açıkça ifade etmiştir. İsmet Paşa (İnönü) ‘Enver Paşa, cemiyetimizin kusur saydığı şeylerden aklın almayacağı kadar uzak yaşamış bir insandı’ demiştir” diye konuştu.

“RUS ORDUSU SARIKAMIŞ SAYESİNDE DURDURULDU”

Mayatepek sözlerini şöyle tamamladı; “Aradan 100 yıla yakın zaman geçti, temcit pilavı gibi ısıtıp hala aynı tepsi içinde sunuyorlar. Ve bunun adı tarih oluyor! Tabii’ ki bazı kimseler ‘Enver Paşa’nın torunu objektif olamaz ve Paşa’yı korumak içgüdüsü ile subjektif bir analiz yapıyor’ diyecektir. Önerim, ciddi olan kaynaklardan araştırmak ve okumaktır. Hakikat eninde sonunda kaçınılmazdır. Bir kesin hakikat ise Rus Ordusu Sarıkamış sayesinde durdurulmuş, ciddi bir zayiat vermiş ve 1916 senesinin sonlarına kadar bölgede bir daha hareket edememiştir. Bazılarına göre Sarıkamış’ da herkes donarak öldüğüne göre, Rus zayiatları ve 1,5 sene boyunca doğuda kıpırdayamıyacak duruma gelmelerinin tek sebebi, safsataci tarihçilerimize göre, muhtemelen. “Türklere ayıp olmasın diye toplu intiharlara karar verip 25 bin kadar Rus askerinin bunu gerçekleştirmesidir. Daha ne diyebiliriz.”

Share

Yorum yok

Şamil Tayyar

şamiltayyarŞa­mil Tay­ya­r?­a hak­kı­mı he­lal edi­yo­rum?
An­ka­ra­?dan ta­nı­şı­rız; ga­ze­te­ci­lik yap­tık. Son­ra ben İs­tan­bu­l?­a gel­dim. Bir-iki te­le­fon ko­nuş­ma­sı dı­şın­da pek gö­rü­şe­me­dik.
Odatv so­ruş­tur­ma­sı baş­la­yın­ca hak­kım­da çok ağır ya­zı­lar ka­le­me al­dı; ek­ran­la­ra çı­kıp ne­ler ne­ler söy­le­di.
Hep­si­ni unut­ma­ya ha­zı­rım?
Bu ko­nu­lar­da hak­kın­da bir tek cüm­le yaz­ma­ya­ca­ğım.
Fa­kat:
Es­ki mes­lek­ta­şım­dan bir tek is­te­di­ğim var. Ye­ri­ne ge­ti­rir­se onu af­fe­de­ce­ğim ve bu ko­nu­yu bir da­ha hiç aç­ma­ya­ca­ğım?
Ne mi o?..

Medya kandırıldı

Tarih: 15 Mayıs 2006
İstanbul?da Cumhuriyet gazetesine üç kez el bombası atıp yakalanamayan ekip; Alparslan Arslan, Osman Yıldırım, Erhan Timuroğlu ve İsmail Sağır, 34 BE 0126 plakalı otomobille o gece Ankara?ya hareket etti. Yolda A. Arslan ?Dön-Gel Namazı? kıldı.
Hedefleri ?okula türbanla girilemez? kararı veren Danıştay 2. Dairesi üyeleriydi.
İki gün sonra?
Cinayet işlendi. Danıştay İkinci Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin öldü; başkan ve dört üye yaralandı. A. Arslan, saldırı sonrasında kaçmaya çalışırken yakalandı.
Üç saat sonra emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin?in adı cinayetin ?çetebaşısı? ve ?azmettiricisi? diye medyaya sızdırıldı. A.Arslan?ın poliste ve savcılıkta böyle bir ifadesi hiç olmadı. Ancak neye dayanarak M. Tekin?in adı üç saat içinde medyaya sızdırıldı, hiç ortaya çıkmadı.
M.Tekin savcılık ifadesinden sonra serbest bırakıldı.

Karara bir hafta kala

Tarih: 11 Ağustos 2006
Dava Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi?nde görülmeye başlandı.
Bir yıl sonra?
Tarih: 6 Şubat 2007
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi karar için toplantı yaptığı günlerde Ankara Sincan Cezaevi?nde hareketlilik vardı. Müebbet alacağını bilen Osman Yıldırım, Cumhuriyet?e atılan bombaları temin ettiği için yargılanan Süleyman Esen?e avukatıyla acilen görüşmek istediğini söyledi. Kendi dört avukatı değil de, niye S.Esen?in avukatıyla görüştüğü sonra ortaya çıkacaktı.
Bir gün sonra?
Osman Yıldırım, gelen Av. Mehmet Ener?e ?itirafta? bulundu. Cumhuriyet?e bomba attıran, Danıştay cinayetini yaptıran Ergenekon?du!
Av. Mehmet Ener ?itirafı? duyunca ne yaptı? Hayır savcıya suç duyurusunda bulunmaya gitmedi; soluğu Star gazetesi Ankara temsilcisi Şamil Tayyar?ın yanında aldı.
Bir gün sonra?
Şamil Tayyar ?Danıştay Suikasti?nin arkasında Ergenekon var? diye yazdı.
Hemen ertesi gün Taraf gazetesine bir tam sayfa röportaj verdi. Medyanın gündemi Osman Yıldırım?dı artık.
Tarih: 17 Mayıs 2007.
Ergenekon savcısı Zekeriya Öz, Ankara?daki mahkemeye mütalaa yolladı. Bir ay sonra da, Ankara Emniyet Müdürlüğü?nden Danıştay cinayeti dosyasını istedi.

?Allah?tan korktuk?

Tarih: 13 Şubat 2008
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul?dan gönderilen ?delilleri? inceledi ve Danıştay cinayetinin Ergenekon?la ilgisi olmadığına karar verdi. Sanıklara müebbet; bomba temin eden Süleyman Esen?e 10 yıl ceza verdi.
Bir ay sonra?
Ergenekon savcıları Zekeriya Öz ve Mehmet Ali Pekgüzel Sincan Cezaevi?ne giderek, iki gün Osman Yıldırım ve diğer sanıklarla görüştü.
Alparslan Arslan, Osman Yıldırım?ın itiraflarını reddetti.
Erhan Timuroğlu ve İsmail Sağır ise, hapisten çıkarılma karşılığında itirafçı olmaları için teklifte bulunulduğunu; ama Allah?tan korktukları için kabul etmediklerini söylediler. (Ergenekon 136. celse)
Tarih: 17 Aralık 2008
Yargıtay 9. Dairesi Osman Yıldırım?ın itiraflarının Ergenekon davasıyla ilişkili olabileceğini ileri sürerek kararı bozdu.
Tarih: 23 Mart 2009
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi kararında ısrar etti.
Ve sonuçta dosya Yargıtay Ceza Kurulu?na gitti; ?ufacık bile olsa bir iddia araştırmalıdır? kararı vererek dosyası Ergenekon davasının görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi?ne gönderdi. Dava birleştirildi.
Ama bundan çok önce; 10 Temmuz 2008?de Zekeriya Öz Ergenekon İddianamesi?ne Danıştay cinayetini koymuştu bile!
Gelelim meselenin aslına:
Davanın birleştirilmesindeki ısrar niye? Sanıklar diğer davadan beraat mı etmişti? Hayır, olayın aslı şuydu:
Tarih: 29 Haziran 2006
Terörle Mücadele Yasası?nın birinci maddesi Danıştay cinayetinden 1.5 ay sonra değiştirildi. Bir fiilin terör suçu olması için; birden fazla kişinin örgütlenip, silah, mühimmat bulundurması yeterli değildi; cebir ve şiddet içeren eylem olması gerekiyordu.
Ergenekon?da silah-mühimmat vardı! Ama şiddet içeren eylem yoktu.
Danıştay cinayetinin Ergenekon davasıyla zorla birleştirilmesinin sebebi işte buydu.
Sonuçta: Dava birleştirilince; A. Arslan?ın ?bombaları aldım? dediği ve Ankara?daki mahkemenin 10 yıla mahkum ettiği Süleyman Esen, Osman Yıldırım ile Av. Mehmet Ener?in görüşmesinin hediyesini aldı; İstanbul?daki mahkeme tarafından serbest bırakıldı.
Ve dava sonunda da Osman Yıldırım da tahliye edildi. Osman Yıldırım mahkemede ne mi dedi:
a. Daha önce cevap verdim: 19 kez
b. Hatırlamıyorum: 49 kez
c. Bilmiyorum: 33 kez
d. Cevap vermiyorum: 36 kez
Ablasını öldüren yeğenini fuhuşa sürükleyen ?suç makinesi? Osman Yıldırım mahkemenin ?güvenilir? tanığı oldu.
Dosya Yargıtay aşamasında?
Gelelim sonuca?

Bunları açıkla

Tüm bunları niye yazdım?
AKP milletvekili Şamil Tayyar, 17 Aralık Operasyonu ardından Savcı Zekeriya Öz ile twitter üzerinden kavga ediyor.
Savcı Zekeriya Öz; ?Bazıları foseptik çukurunda gezenlerin yalanlarını yazdıkları için ağızları kokuyor. İftiranın kokusu öbür dünyada çıkmaz? diye yazdı.
Şamil Tayyar şu yanıtı verdi: ?Adamın kafasıyla kıçı yer değiştirince foseptikten ses vermeye başladı.?
Bu kabalıklara hiç gerek yok.
Şamil Tayyar; eski meslektaşım; gel sen?
Danıştay Cinayeti?nin Ergenekon Davası?yla birleştirilmesi için o dönemde Ankara?da neler döndüğünü açıkla?
Zekeriya Öz ile kapalı kapılar ardında neler konuşulduğunu ortaya dök?
Kamuoyu önünde söz veriyorum; sana hakkımı helal edeceğim.
Yazık. Masum insanlar yalanlarla 6.5 yıldır Silivri zindanında çürütülüyor.
Hadi Şamil Tayyar?

Soner Yalçın

Sözcü/26.12.2013

Share

Yorum yok

Av. Fethiye Çetin’e Yanıtlarım..

435632

Avukat Fethiye Çetin’in kaleme almış olduğu “Utanç Duyuyorum” adlı kitabında yer alan Muzaffer Tekin ile ilgili iddialara yanıtlar.

Aşağıda, söz konusu ithamlara yönelik  Muzaffer Tekin’in Av.Fethiye Çetin’e Silivriden göndermiş olduğu dökümanlar yer almaktadır.

 

Saygıdeğer Hanımefendi,

Yazmış olduğunuz kitabınızda, müteveffa Hrant Dink?in alçakça öldürülmesi olayını Ergenekon davası ile ilişkilendirebilmek adına Gizli tanık ?Boyabat?ın ifadelerini referans aldığınızı Aydınlık gazetesinde konu ile ilgili çıkan haber sonucu öğrendim.

Böylesine ciddi bir konuda, özellikle hukukçu kimliğiniz ile sizin objektif ve titiz bir araştırma yapmanızı beklerdim. Zira adına ?Ergenekon? denilen ve ?Balyoz?, ?Poyrazköy?, ?Askeri casusluk? v.b gibi anılan bir dizi davalar da kamuoyu yıllardır meşgul edilirken, bu davaların sürdürülmesine malzeme yapılan ?Tanık?, ?Gizli tanık? skandalları yaşanmaktadır.

Bu tanıkların ne yazık ki insan aklı ile alay edercesine vermiş oldukları ifadeler ve atf-ı cürümleri hiç sorgulanmadığı gibi, bu şahısların yalan söylemeleri ve ?iftira? atmaları da adeta mahkemeler huzurunda bizzat savcılar ile yargıçlar tarafından teşvik edilmiştir. Bu hususlar duruşma zabıtları ile sabittir.

Birkaç somut örnek vermem gerekirse bunlardan ilk akla gelen isim Osman Yıldırım?dır. Menfur Danıştay saldırısı olayından Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi?nce yargılanıp nihai kararda 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve 44 yıl hüküm aldıktan sonra Sincan cezaevinde ?özel seanslara? tabi tutulup, Ergenekon davasının hem tanığı, hem gizli tanığı hem de sanığı yapılmıştır. Müteakiben de vermiş olduğu hizmetler karşılığı(!) Ergenekon mahkemesi tarafından önce tahliye, sonra da beraat ile ödüllendirilmiştir.

Oysa Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin bir üyesi geçtiğimiz günler de bu şahsın suçunun ?subuta? erdiğini ve ?hayatının yalan olduğunu? bir medya organına ifade etmiştir. Yine yaklaşık üç yıl İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı görevini yürüten Sn. Köksal Şengün bu dava da menfur saldırılar ile sanıkların illiyet bağının olmadığını söylerken, Osman Yıldırım?ın tahliyesini düşünemeyeceğini bile ifade etmiştir. Ben de bu şahsın Cumhuriyet gazetesine atılan(3) bombalama olayı ve menfur Danıştay saldırısındaki rolünü, ayrıca onlarca yalan ve iftirasını mahkeme huzurunda maddi deliller ile belgelendirdim.

Diğer bir tanık, Talip Doğan Karlıbel?in iddia makamı ve 13. Ağır Ceza Mahkemesine ?Sahte belge? verdiği, Almanya ilgili adli mercileri ile yapılan resmi yazışmalar sonucu somutlaşmış, mahkemeye onlarca dilekçe verip bu şahıs hakkında yasal işlem yapılmasını haykırmamıza rağmen maalesef hiçbir işlem yapılmamıştır. Üstelik mahkeme bir ara kararında ?nihai karar da gereği yapılacak? demesine rağmen!

Bizler, bu tanıkların ?yalan? ve ?iftiralarının? tespit edilmesi adına mahkemeye devamlı dilekçeler sunup talepler de bulunmamıza rağmen mahkemenin bu konuda hiçbir işlem yapmamasının tek bir izahı vardır. Bu iffetsiz, sefil ve vicdansız insanlar vasıtası ile kamuoyu oluşturmaya bizlerin yargısız infaz edilmesine zemin hazırlamaktır.

Bu tanıkların büyük bir bölümünün atf-ı cürümleri ne savcıların esas hakkındaki mütalaalarında ne de 13. Ağır Ceza Mahkemesinin nihai kararlarında değer bulmuştur. Bu da tanıkların ne amaca hizmet ettirildiklerini onaylamakta, benim tespitlerimi doğrulamaktadır. Öyle olmasa idi, sizin gibi deneyimli bir hukukçunun iyi niyetinizden hiç şüphem yok, Gizli tanık Boyabat?ın ifadesi ile şahsımı kitabınızda, alçakça işlenmiş bir cinayetin ?şüphelisi? yapma gayreti ve gafletine düşmezdiniz.

Gizli tanık Boyabat?ın mahkeme huzurunda ki sorgusuna gidip, ona bir değer atfetmek istemedim. O sadece kendisini kirli planlarına malzeme yapıp, ifadelerini dava dosyasına koyanlar ve mahkeme huzurunda dinleyenler kadar benim için değerlidir!

Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için 13. Ağır Ceza Mahkemesi?ne dilekçeler verdim, bunlar hiç nazar-ı itibara alınmadı. Zira mahkemenin gerçeği bulma gibi bir niyeti hiç olmadı. Bu taleplerim yerine getirildiğinde Gizli tanık Boyabat?ın ?yalancı tanıklıktan? hakkında işlem yapılması kaçınılmaz olacaktı.  Sahi, yalan beyanda bulundukları ayyuka çıkmış onlarca tanıktan bir tanesine yasal işlem yapıldığına şahit oldunuz mu?

Zatıaliyenize bu şahıs ile ilgili mahkemeye vermiş olduğum ek?te ki dilekçelerimi arz ediyorum. Gizli tanık, ifadelerin de Taner Büber?i tanıdığımı iddia etmiş, kurgusunu bu şahıs üzerine inşa etmiştir. Taner Büber?in, Sami Hoştan?a yazmış olduğu mektubunu da size takdim ediyorum. Vicdanlı, namuslu, deneyimli bir hukukçu olarak Gizli tanık Boyabat?a itimat edilip edilmeyeceği konusundaki düşüncelerinizi öğrenmek hakkımdır diye düşünüyorum.

Saygıdeğer hanımefendi, küresel güçler, küresel sermaye emrindeki ajanlar ve yerli işbirlikçiler ile Türkiye Cumhuriyetini dönüştürme operasyonu için düğmeye bastığında ?asıl örgüt?, ?sanal bir örgüt? yaratarak kendi kirlerini onlar üzerinden aklamaya çalışıyor. Bunun içinde devlet bürokrasisinde mevzilenmiş şer odakları ile ahlaki, vicdani ve hukuki olmayan kirli bir savaş yürütüyor.

Mahkemeye, işte asıl örgütün ?köprü ayağı? maddi delillerle sabit, işte asıl örgütün ?medya ayağı? somut olgularla destekliyoruz, ?gereğini yapınız? sanki sözlerimiz duvara çarpıyor ve sadece biz duyuyoruz.

Sayın yargıçlar, iddia makamı, iddialarını güçlendirmek için 1 adamı yıllardır mahkemenize birbirinden farklı 2 adam gibi sunmuş, sizleri hukuk ile aldatıyorlar, kamuoyunu yanıltıyorlar, gereğini yapınız diyoruz, lakin yine çaresiz kalıyoruz. Hem de tartışmasız haklı olduğumuz bir konuda. Sadece bu örneğim size asıl örgütün ?yargı ayağı? hakkında bir fikir vermiştir diye düşünüyorum.

Asıl örgüt çok güçlü hanımefendi, yargı da, medya da, siyaset de her istediğini yaptırabiliyor. Zaten böyle bir örgütün cezaevine tıkılması mümkün olmadığı gibi muhalefet de olması hiç düşünülemez! O daima iktidar ve iktidarlar üstü bir konumdadır.

Bu örgütün etkilerini, iyi niyetli dürüst insanlar üzerinde de görüyoruz. Sizin dahi söylemleriniz de çelişkiler yaşadığınız ortada, Hrant Dink?in azmettiricileri ile asıl faillerini bazen ifade ederken, bazen de kitabınızda yaptığınız gibi masum insanlara attırılan iftiraları inanmadığınız halde baz alarak onları ?şüpheli? yapıyorsunuz. Aynı git-gel?leri gazeteci Nedim Şener?inde yaşadığını çok net izledim. Yazmış olduğu kitabında ki doğru tespitleri, cezaevine girip çıktıktan sonra Ergenekon davasına monte etme konusunda oldukça ısrarcı olmuş.

Yeri gelmişken tüm samimiyetim ile ifade etmeliyim ki, bizler Ergenekon sanıkları, Hrant Dink davasının yargılandığımız davalar ile birleştirilmesini çok arzu ettik. O zaman yıllardır bizler üzerinden siyasi rant hesabı yapanların ve bu alçakça işlenmiş cinayetin arka planını net olarak ortaya koyacağımız gibi ?asıl örgütü? de hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde deşifre etme imkanımız olacaktı.

Hattı zatında, yıllardır bizleri bu menfur olaylar ile irtibatlandıranlar,toplum mühendisliği ile kamuoyunun algısını değiştirmeyi amaçlarken bu davaların birleştirilmesinden özenle kaçınmışlardır.

Ergenekon iddianamesini hazırlayan savcılar, iddianamelerinde bizleri birçok menfur olay ile irtibatlandırdılar. Bunların içerisinde Cumhuriyet gazetesine el bombası atılması, menfur Danıştay saldırısı, Hrant Dink cinayeti, Orhan Pamuk, Ahmet Türk?e suikast v.b. gibi. Fakat bugün Cumhuriyet gazetesinin bombalanması ve menfur Danıştay saldırısı dışında bu çok tehlikeli örgüt(!) için başkaca suçlar ihdas etme zahmetine girişmediler. Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi nihai kararı ile hüküm giyen asli failleri 13. Ağır Ceza Mahkemesi birer birer aklayarak davanın tamamen farklı bir mecraya taşınması için ?sanal failler? yarattı. Amaç, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaktan Anayasa mahkemesi tarafından hakkında hüküm tesis edilmiş olan A.K.P?yi aklamaktı. Bunun için de hukuki bir yargılama yapılması ne mümkündü? Nitekim öyle oldu! Bu sonuç gladyo, mafya, tarikat düzenlerinin en somut örneğidir. Bu sistem, şayet istese idi Hrant Dink davasının Ergenekon davaları ile birleştirilmesini ?hukuk? engelleyemezdi!

Menfur Danıştay saldırısından sonra büyük bir aceleyle malum merkez tarafından hazırlanmış olan bir şema ile insanların nasıl hedef haline getirildiklerini çok iyi hatırlarsınız.

Aynı tavır Hrant Dink cinayetinden sonra da yaşandı. Hazırlanan şema asıl örgütün medya ayağı tarafından pazarlandı. Sonuçta her iki şemayı da devletin yetkili hiçbir kurumu sahiplenmedi! Bu sizce bir anlam ifade etmiyor mu? Bizler asıl örgütün bu faaliyetlerini çok iyi anlıyoruz ve biliyoruz. Çünkü en büyük tecrübe yaşanarak elde edilendir. Lütfen sizler de daha cesur olunuz, çünkü Hrant Dink?in kanı, asıl failleri bırakıp sanal failler peşinde koştuğunuz müddetçe hep yerde kalacaktır.

Saygıdeğer hanımefendi, basında yaratılmak istenen Muzaffer Tekin profili ile gerçek hayatta ki Muzaffer Tekin profilinin hiç örtüşmediğini bilmenizi isterim. Filmlerde kötü adamlar vardır, onlar bir rol üstlenmesine rağmen sizin algınızda hep o hali ile ön plana çıkarlar. Gerçek kimliği ve kişiliğini öğrenme zahmetine bile gerek duymazsınız o sanatçının. İşte bizlere yapılanlarda kötü adam profili ile yaşamayı cebren bizleri mahkûm etme operasyonudur. Lakin bu şer odakları kesinlikle muvaffak olamayacaklardır. Üzüntüm, bu süreçte yargının ve hukuk adamlarının kirli operasyonlarda bir yol açma makinesi gibi davranmalarınadır. Onlara Eflatun?un; ?Adaletsizliği işleyen, adaletsizliği çekenden sefildir? hatırlatmak isterim.

Yargılandığımız dava ile ilgili ve yapmış olduğum savunmalarım hakkında daha geniş bilgi edinmeyi arzu ettiğiniz takdirde www.muzaffertekin.com.tr sitesinden istifade edebilirsiniz.

Beni, şayet bir gün yakından tanıma, karşılıklı konuşabilme ortamımız olduğu takdirde bütün ön yargılarınızdan arınacağınızı düşündüğüm gibi, birçok Ermeni asıllı Türk vatandaşı gerçek dostlarım olduğuna da şahit olacaksınız.

En derin saygılarım ile esenlikler diliyorum. (26 Eylül 2013)

Muzaffer Tekin

1.No?lu L Tipi Ceza İnfaz Kurumu

 Oda: F-9 üst     Silivri/İstanbul

GİZLİ TANIK “BOYABAT”IN MAHKEME HUZURUNDA DİNLENMEDEN ÖNCE, MAHKEMEDEN YAPMIŞ OLDUĞUM TALEP DİLEKÇESİ. GEREĞİ YAPILMADI! 
Av.Fethiye Ç. klasörü 005 Av.Fethiye Ç. klasörü 006GİZLİ TANIK “BOYABAT”IN MAHKEME HUZURUNDA DİNLENMEDEN ÖNCE, MAHKEMEDEN YAPMIŞ OLDUĞUM 2.TALEP DİLEKÇESİ. GEREĞİ YAPILMADI!  Av.Fethiye Ç. klasörü 007 Av.Fethiye Ç. klasörü 008 Av.Fethiye Ç. klasörü 009GİZLİ TANIK “BOYABAT”IN MAHKEME HUZURUNDA DİNLENMESİNDEN SONRA VERMİŞ OLDUĞUM DİLEKÇE. (GERÇEĞİ ISRARLA ARAMAMA RAĞMEN NE YAZIK Kİ MAHKEME HİÇ ORALI OLMUYOR!) 

13.AĞIR CEZA MAHKEME BAŞKANLIĞINA  / SİLİVRİ

Konu: Gizli tanık Boyabat?ın şahsıma atf-ı cürümlerinin tescil edilmesi için, Taner Büber, Av.Erol Yılmaz, Sami Hoştan?ın Habip adlı şoförünün huzurda ivedi dinlenilmesi, Gizli tanık Boyabat?ın 2006 yılında gerçekleşen olaylar ile ilgili yargılandığı Eyüp Ağır Ceza Mahkemesindeki dava dosyasının mahkemenize incelenmek üzere getirtilmesi, tarafıma verilmesini düşünüyorsanız gizli tanığın isminin kapatılarak tarafıma verilmesi arz ve talebimden ibarettir.

Gizli tanık Boyabat?ın mahkemenizde dinlenildiği 01.11.2012 tarih 253.celse akabinde, medyada akşam haberlerinde Gizli tanığın çok önemli açıklamaları başlığı adı altında ?Muzaffer Tekin, Türk-Kürt Çatışması İçin Talimat Verdi, Hrant Dink?in Öldürülmesi Planını Yaptı? iğrenç atf-ı cürümleri yer almıştır.

Sizler, her ne kadar medya haberleri bizleri ilgilendirmiyor desenizde, adına Ergenekon denilen davalar ilk günden bugüne kadar malum medya tarafından maniple edilerek, insanlara hayatları adeta zindan edilmiştir!

Şayet, aleyhimize ifade veren tanıkların tamamı hukuki bir mercek altına alınabilmiş olsa idi, ısrarla iddia ettiğim gibi bunlar tanık değil, iftira attıklarından dolayı kesinlikle sanık olurlardı! Örnek mi: Osman Yıldırım, Talip Doğan Karlıbel, Emrah Özdemir, Gizli tanık Boyabat ve bunlar gibi canlılar.

Gizli tanık Boyabat?ın beyanlarının gerçek olup olmadığını test edebileceğiniz mahkemenizde maddi olgular, ki HTS raporları, Sami Hoştan ile aynı davadan yargılandığımız mahkeme huzuruna çıkana kadar hiçbir beşeri ilişkimin olmadığı net olmasına rağmen, ben bunları takviye edecek ve Gizli tanık Boyabat?ın, ne anlatmış olduğu olayların, ne de ilişkilendirmeye çalıştığı insanların, tamamen kirli emelleri için yaratmış olduğu bir kurgu olduğunu ispatlayacak taleplerde bulunmama rağmen, maalesef bunların hiçbirini, Sami Hoştan?ın dinlenmesi dışında yerine getirmediniz!

Mahkemenizin, biz sanıklara ön yargılı bakışınızı duruşmalardaki tavırlarınızdan bildiğim için, özellikle kilit isim Taner Büber?in haber gönderdiği iddia olunan Av. Erol Yılmaz, Sami Hoştan?ın soförü Habip adlı kişinin tanıklıklarına başvurmanızı önemle talep etmeme rağmen bu konuda gereğini yapmadınız!

Sıklıkla maddi gerçeği aradığını ifade eden sizler, ahlaki değerlerini yitirmiş, arsız, ursuz, hırsız, namussuz, ırz düşmanı, sahtekar, dolandırıcı, uyuşturucu müptelası ve cinayet hükümlülerinin, hiçbir hukuki gerekçe olmadan, bizlerin itibar cellatlarımız olmalarına nasıl müsaade ediyorsunuz? Hukukçu kimliğiniz yanında vicdanlarınızda mı sızlamıyor?

Lehime olan tüm savunma tanıklarımın dinlenilmesinden feragat ediyorum, sadece Mahir Kök?ün huzurda dinlenilmesini talep ediyorum, dememe ve bu konuda mahkemenize yazılı ve sözlü müracaatlarda bulunmuş olmama rağmen hiçbir işlem yapmayan mahkemenizin alel acele karar alıp, bir cinayet hükümlüsünü, uyuşturucu müptelasını, yalancı tanık Emrah Özdemir?in Muzaffer Tekin?in savunma tanığı yapıp huzurda dinlenilmesinin mantığını gayet iyi anlıyorum! Üstelik, gözümün içine baka baka yüreği yetiyorsa yalanlarını tekrarlasın dediğim bu tanığı, can güvenliği gerekçesi ile ?gizli tanık odasında? bizlere rahatça iftira atabileceği bir ortamda dinlemeyi tercih ediyorsunuz!

Duruşma salonunda, gerektiğinde 40-50 jandarma görevlisi arasında hiç kimsenin can güvenliğinin tehlikede olması mümkün değil iken, gerektiğinde Osman Yıldırım örneğinde olduğu gibi, ön sıraları boşaltıp, tanığında etrafında jandarma kalkanı oluşturabilirdiniz. Bu tanığın can güvenliğinin olmadığı duruşma salonunda başta siz yargıçlar ve biz sanıklarında can güvenliği olmadığı ortaya çıkmaz mı?

Durumlarını eksejere ederek can güvenliği isteyen bu ahlaksız adamların gerçekte canları ile ilgili bir kaygıları olmadığı gibi, burunları kanasa, Ergenekon?a mal edecekleri bizlerce malumdur!

Bu iffetsiz adamlar için ölüm kurtuluştur! Korkaklar her gün, kahramanlar ise bir gün ölürler! Gerçekte, ailelerimiz dahil olmak üzere, bütün örgütlere yıllarca hedef gösterilen bizleriz! Böyle olmasına rağmen hiç bir can kaygısı taşımıyoruz!  Binaenaleyh; ?Can korkusuna değermi bir ömür, baki mi olur cihanda insan?

Emrah Özdemir?in ivedilikle Muzaffer Tekin?in savunma tanığı olarak huzurda dinlenilmesinin tek amacının, Adil Timurtaş?ın mahkeme huzurunda reddettiği emniyet ifadeleri üzerine, 13.Ağır Ceza Mahkemesinde 14.08.2012 tarih, 220.celsede ki vermiş olduğu ifadelerinin tamamının çürütülmesi olduğu düşüncem hiç değişmeyecektir! Nitekim, yalancı tanık Emrah Özdemir bu görevini başarı ile ifa etmiştir. Adil Timurtaş?ın çelişkilerini ortaya çıkarmak isteyen iddia makamı ve heyetiniz, bu gayretkar tavrı, onlarca çelişkili ifade veren, yalan söyleyen Emrah Özdemir?e her nedense göstermemiştir!

Lütfen, adil yargılama yapıyoruz diyerek, bizlerin onurlarını ahlaksız taifesine meze edip, zekalarımızı da hafife almayınız!

Sonuç ve Taleplerim:

         Mahkemenizden Gizli tanık Boyabat?ın şahsımca malum olan atf-ı cürümlerinin tescil edilmesi ve maddi gerçeğin açığa çıkması bakımından ivedi olarak;

1- Taner Büber?in tanık olarak dinlenilmesini,

2- Av.Erol Yılmaz?ın tanık olarak dinlenilmesini,

3- Habip adlı soförün tanık olarak dinlenilmesini,

4- Birbirleri ile irtibatlandırılmak istenilen kişilerin HTS raporları eşleştirilerek, Gizli tanık Boyabat?ın iddialarının doğru olup olmadığının maddi olgular ile tespit edilmesini,

5- Muzaffer Tekin?in sadece 2004 ya da 2006 yılı içerisinde değil, emekli olduğu 1985 yılından, tutuklandığı 2007 Haziran ayına kadar Silivri bölgesinde değil 15-20 gün, 1 gün dahi kalıp kalmadığının tespit edilmesini,

6- Gizli tanık Boyabat?ın Eyüp Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı dava dosyasının, mahkemenizce incelenmek üzere getirtilmesini,

Arz ve talep ediyorum. Taleplerimin yerine getirilmediği taktirde gerekçesinin tarafıma bildirilmesini istirham ediyorum.

Saygılarımla  05.11.2012

Muzaffer TEKİN 


GİZLİ TANIK “BOYABAT”IN İFTİRALARINI BASIN YOLUYLA ÖĞRENEN TANER BÜBER’İN SAMİ HOŞTAN’A KONU İLE İLGİLİ YAZMIŞ OLDUĞU MEKTUP. (BU TANIKLAR, YARGILAMALARIN KALİTESİNİ ORTAYA KOYUYOR. TÜRK YARGISI ADINA UTANÇ VERİCİ!)Av.Fethiye Ç. klasörü 013 Av.Fethiye Ç. klasörü 014 Av.Fethiye Ç. klasörü 015TANER BÜBER’İN YUKARIDA YER ALAN MEKTUBUNDAN SONRA YAZMIŞ OLDUĞUM VE BU SİTEDE YAYINLANAN YAZIM.

İFTİRADA SON DURUM

Gizli tanık Boyabat, 14.08.2008 tarihinde İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet savcılarına vermiş olduğu ifadesinde, 2000?li yıllarda Güneydoğulu vatandaşlarımız ile kişisel problemlerini örgütsel bir plan içinde yapıldığı imajı vermek ve korkularından sıyrılmak  amacıyla yapmış olduğu alçakça kurgularla  kendisi ile hiçbir ortamda bir araya gelmeyecek, düşünsel hiçbir şeyi paylaşmayacak olan Muzaffer Tekin?e yönelik atf-ı cürümlerde bulunmuştur!

Gizli tanığın, beyanlarının çok önemli olduğunu düşünen, CMK 250. Maddesi ile görevli, yetkili bölümde savcı Mehmet Ali Pekgüzel, savcı Zekeriya Öz, savcı Nihat Taşkın, ?Gizli tanık Boyabat?ın ifadesinin alınmasında hazır bulunmuşlardır.

Gizli tanık Boyabat?a resim üzerinden teşhis yaptıran üç savcı, böylece de almış oldukları ifadeye kendilerince bir ciddiyet kazandırmışlardır.

Gizli tanık Boyabat?ın anlatımlarının doğru olup olmadığını test etmek çok kolay olmasına rağmen, savcılar bütün tanıkların anlattıkları doğrudur mantığı ile ve sanıklar hakkında ?kuvvetli suç şüphesi? ni devam ettirmek amacı ile bu tanıklıkları meşru kılmışlardır.

Süreci takip ettiğimizde, ilişkilendirilmek istendiğim insanlar, iddianamedeki kurgular, iğrenç tanık beyanları nasıl ahlaki ve hukuki olmayan trajikomik bir durumun içinde olduğumu anlatmaya yeter düşüncesindeyim.

Tanık olarak dinlenmesi için talepte bulunduğum, Taner Büber?in mektubu ulaştı elime. Gizli tanık Boyabat adlı müfterinin iftiraları basında yer alınca, Taner Büber  yazdığı mektupta somut ifadelerle bu alçaklığa olan isyanını dile getirmiş. Zira, gizli tanığın ifadelerinin gerçek olup olmadığı onun bilgisine başvurularak kolaylıkla netleştirilebilirdi! Ama bu talebim maalesef diğerleri gibi mahkemece kabul edilmedi!

Taner Büber?i tanımıyorum ve hayatımda hiç karşılaşmadım! 15.11.2012 tarihli mektupta şahsım ile ilgili olan bölümü görebilirsiniz;

?Hrant Dink iddiası: Öncelikle ben Muzaffer Tekin?i hiç tanımam! Ama değil Muzaffer Tekin, kimse bana adam öldürme teklifini yapamaz.

Muzaffer Tekin?in bizim çiftliğe geldiğini silahlı eğitim falan yapıldığını iddia ediyor. O halde;

a) Muzaffer Tekin ile benim en azından bir kez telefon görüşmemiz olması gerekir. Peki var mı? Hayır!

b) Muzaffer Tekin bizim çiftliğe gelmiş ise, bizim çiftlik ?Classis Golf? adlı baz istasyondan sinyal alıyor. Bu durumda Muzaffer Tekin?in gelip misafir olması, silah eğitimi vermesi gibi vesaire hususlar nazara alındığında, iddia olunan ilgili tarihlerde Muzaffer Tekin?in ?Classis Golf? isimli baz istasyonunu bir kaç kez ve birkaç saat kullanmış olması gerekmektedir!?

Taner Büber, mektubunda Gizli tanık Boyabat?ın iftiralarına detaylı olarak net ifadelerle açıklık getirmiştir. Yukarıda yer verilen bölüm sadece şahsım ile ilgili kısımdır.

Diğer gizli tanık vakalarında olduğu gibi, ifadelerin iftira olduğunu bile bile, amaçları, basına malzeme vererek bizleri toplum nezdinde suçlu olarak algılatmak, itibarsızlaştırmak olanların, bu tanıklar ile yargılamayı değersizleştirdiklerinin acaba farkındalar mı?

Şahsen, bu tabloya sebebiyet verenler adına utanıyorum. İnsanlar mesleklerine karşı bu kadar sorumsuz olamazlar diye düşünüyorum.

Muzaffer TEKİN

03.01.2013 / SİLİVRİ

13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ HUZURUNDA YAPMIŞ OLDUĞUM “SAVUNMA” AMAÇLI KONUŞMA METNİM.Av.Fethiye Ç. klasörü 018 Av.Fethiye Ç. klasörü 019 Av.Fethiye Ç. klasörü 020ESAS HAKKINDA Kİ SON SAVUNMAMDA GİZLİ TANIK “BOYABAT” İLE İLGİLİ TESPİTLERİM.

         Gizli tanık, ?Boyabat?: 14.08.2008 tarihinde İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet savcılarına ifade vermiş. Savcılarına diyorum, zira tanığın beyanlarının çok önemli olduğunu düşünmüş olmalılar ki CMK 250. Maddesi ile görevli, yetkili bölümde savcı Mehmet Ali Pekgüzel, savcı Zekeriya Öz, savcı Nihat Taşkın, ?Gizli tanık Boyabat?ın ifadesinin alınmasında hazır bulunmuşlardır.

Gizli tanık Boyabat?a resim üzerinden teşhis yaptıran üç savcı, böylece de almış oldukları ifadeye kendilerince bir ciddiyet kazandırmışlardır.

Gizli tanık Boyabat?ın anlatımlarının doğru olup olmadığını test etmek çok kolay olmasına rağmen, savcılar bütün tanıkların anlattıkları doğrudur mantığı ile ve sanıklar hakkında ?kuvvetli suç şüphesi? ni devam ettirmek amacı ile bu tanıklıkları meşru kılmışlardır.

Savcılar aşağıdaki konuları araştırmış olsalar idi, tanık Boyabat yalan beyanda bulunmak ve iftira atmak suçlarından takibat görmüş olacaktı.

  • Gizli tanık Boyabat, Sami Hoştan vasıtası ile benimle tanıştıklarını iddia etmektedir. Sami Hoştan ile hiçbir irtibatımın olmadığını HTS raporları doğrulamaktadır.
  • Taner Büber?den pusula getirdiğini iddia ettikleri Av. Erol Yılmaz?ın ifadesine başvurulmuş olsa idi gizli tanık Boyabat?ın yalan beyanda bulunduğu ortaya çıkardı.
  • Benim telefonlarıma ait HTS raporları dava dosyasında mevcut olmasına rağmen ne yazık ki üç Cumhuriyet savcısı bunları inceleme gereği bile duymamışlardır. Değil Silivri de bir hafta, 24 saat bile devamlı kalmadığım sadece bahse konu yıllar içinde değil tüm yaşantımda göreceklerdi.
  • Tanık, özellikle telefon kullanmadığını beyan ederek başka kişilere ait telefon numaraları ile irtibat sağlandığını ifade ederek aklınca yalanlarını güçlendirmek istemektedir. Savcılar, Taner Büber ve Sami Hoştan?ın şoförü olduğu iddia edilen Habip adlı kişinin bahse konu yıllarda kullanmış oldukları telefon hatlarını inceleyerek bu yalancı tanığın foyasını ve kurgusunu açığa çıkarabilirdi.
  • Benim ve Sami Hoştan?ın ifadelerine başvurarak gerçeğe ulaşmayı amaçlayabilirlerdi.
  • En önemlisi de savcılar gizli tanık Boyabat?ın 2006 yılından itibaren Eyüp Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan dava dosyasının içeriğini inceleyerek bu adamın insanlara iftira atma niyetini anlayabilirlerdi. Çünkü o dava dosyasında Muzaffer Tekin isminin hiç geçmediğini görecekler, bu olaylardan iki-üç yıl sonra ise Muzaffer Tekin ismini kullanmalarındaki kötü niyeti çözebileceklerdi.

Gizli tanık Boyabat 2005?li yıllarda Güneydoğulu vatandaşlarımız ile kişisel problemlerini örgütsel bir plan içinde yapıldığı imajı vermek ve korkularından sıyrılmak için alçakça kurgular kurup kendisi ile hiçbir ortamda bir araya gelmeyecek düşünsel hiçbir şeyi paylaşmayacak Muzaffer Tekin?e iftira atmıştır!

Onun içindir ki Eyüp Ağır Ceza Mahkemesinde ki dosyanın mahkemenize getirtilmesini talep ettim. Sanki çok önemli bir şahsiyetmiş gibi, kimliği açığa çıkar düşünce ve gerekçesi ile red ettiniz.

Ben bu ahlaksız adamın kimliğini öğrenmek gibi bir gayret içinde değilim, öyle bir niyetim de bulunmamakta. Çabam gerçeğin ortaya çıkarılması içindir. Hâlbuki benim talebim olmadan sizin bu dosyayı mahkemenize getirtmeniz gerekmez miydi?

Ne hazindir ki soruşturma ve dört yılı aşan kovuşturma sürecinde hemen hemen her gün, bugün aleyhimize hangi tanık ve ne gibi bir suç isnadı yapılacak endişesi ve stres?i ile yaşadık. Bu kaygılarımızda da haklı çıktık! 2004 yılında tanık olduğunu iddia ettiği olayları, 2012 yılında mahkeme huzurunda sanki dün yaşanmışçasına ve katmerleştirerek anlatan soytarıların yüz hatlarını, mimiklerini ve vücut dillerini gözlemlediğimde kendimi bir mahkeme de değil de, sirk?te olduğum duygularına kapıldım.

İddia makamının doğuran delilleri şunu gösteriyor ki, ?ileride eylemsel faaliyetlerde bulunabilecek kişi ile irtibatlandırmak? gerekçesi ile gözaltına alınıp tutuklanmam, sadece büyük bir plan için uydurulmuş bir kılıf idi!

Süreci takip ettiğimizde, ilişkilendirilmek istendiğim insanlar, iddianamedeki kurgular, iğrenç tanık beyanları nasıl ahlaki ve hukuki olmayan trajikomik bir durumun içinde olduğumu anlatmaya yeter düşüncesindeyim.

Bizleri itibarsızlaştırmak zihniyetinde olanların, mahkemenize getirdikleri bu tanıklar ile yargılamayı değersizleştirdiklerinin acaba farkındalar mı?

Ben şahsen bu tabloya sebebiyet verenler adına utanıyorum. İnsanlar mesleklerine karşı bu kadar sorumsuz olamazlar diye düşünüyorum.

 

ASIL ÖRGÜTÜN MEDYA AYAĞINDA YER ALAN İBRETLİK BİR AJAN PROVOKATÖR. 

10 Ağustos 2012 tarihinde yapılan 218. celsede, 13.Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda Şenol Gürkan adlı kişi tanık olarak dinlendi.

Şenol Gürkan, adına Ergenekon denilen soruşturma ve kovuşturma döneminde toplumu maniple etmek için görev almış, kendisini araştırmacı gazeteci olarak tanımlayan güruh?un bir üyesidir. 8 Eylül 2008 de Taraf gazetesinde, 9 Nisan 2009 tarihinde Yenişafak gazetesinde olmak üzere, söz konusu bu şahsın, hakkımda son derece ciddi ithamları yer almıştır. Burada ?Kutlu Adalı?nın suikasta kurban gidişinden kısa bir süre önce Aziz Barnabas olayında parmağı olduğunu iddia ettiği yüzbaşının Muzaffer Tekin olduğu yıllar sonra ortaya çıkmıştı? haberi vurgulanıyordu.

8 Eylül 2008 tarihinde Taraf gazetesinde çıkmış olan haberinden sonra Şenol Gürkan 16 Eylül 2008 tarihinde Özel yetkili C.Başsavcılığına ifadesi alınmak üzere davet edilmiş ve Ergenekon savcıları tarafından da ifadesi alınmıştır. İşin enteresan yanı, şahıs savcılara vermiş olduğu ifadesinde  hayasızca şahsıma yüklemek istediği Kutlu Adalı cinayetinden hiç söz etmemiş, savcılar ise ihbar kabul ettikleri gazete haberleri ile ifadesine başvurdukları Şenol Gürkan adlı bu şahısa son derece ciddi bu konuyu sormayı akıl edememişlerdir. Çok garip !!!

Savcılık ifadesinde, benim KKTC vatandaşlığımı, bazı Ergenekon sanıkları ile irtibatlandırmak, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini desteklemek gibi KKTC ye gittiğim gibi gerçek dışı haberler ile geciştirmiş, şahsıma yönelik suç isnat edilebilecek somut bir delil savcılara sunamamıştır. Zira, geçmişte haber adı altında yaptıkları, bilgi kirliliği amaçlı kendisine bir takım merkezlerce verilen görevlerdir. O dönem çalışmış olduğu gazeteye gönderdiğim tekzip ile 13.Ağır Ceza Mahkemesine vermiş olduğum dilekçelerimi ekte sunuyorum. Dikkatle okunduğunda, bu şahsın ve kendisine yaptırılan bu hayasızca atf-ı cürmün neye hizmet ettiği kolaylıkla anlaşılacaktır.

Huzurdaki tanık sorgusunda Şenol Gürkan adlı şahsa, ahlaki, hukuki ve vicdani olmayan beyanlarının somut belgelerini mahkemeye sunması çağrısında bulundum. Vermiş olduğu cevap karşısında hayret ve dehşet?e düşmemek mümkün değil! ?Ben öyle yazdığımı hatırlamıyorum!?  Mahkemenin duruşmaya verdiği kısa bir aradan sonra ise tekrar aynı konu ile ilgili; ?Şimdi notlarıma baktım, hakkınızda böyle ithamlarım olmadı!?

Şenol Gürkan?ın hatırlamaması ve o yazıya ulaşamaması doğrudur. Çünkü servis gazeteci, sipariş metni yayınlamak mecburiyetinde kaldığı için içerikten bi haberdir!!!

Hala, yandaş medya ve yandaş kalemşörleri anlamayanlara ithaf olunur!

Muzaffer TEKİN

22 Ağustos 2012 / Silivri

TANIK SORGULAMALARI ESNASINDA MARUZ BIRAKILDIĞIMIZ ENGELLEMELER. YETMİYOR, BİR DE CEZALANDIRILIYORUZ!

Yaklaşık iki aydır tanık ifadeleri dinleyen mahkeme, geçtiğimiz hafta salı günü  gazeteci Aslı Aydıntaşbaş’ı dinledi. Menfur  Danıştay suikastine ismi karıştırılan Muzaffer Tekin, bilindiği üzere saldırının akabinde medya marifetiyle sistemli olarak gerçekleştirilen siyasal linç’in kurbanı yapıldı. Örneklerini daha sonraki yıllarda çokça gördüğümüz, önce kamuoyu önünde itibarını yok et, sonra derdest et nazariyesi ilk o süreçte uygulamaya konuldu. Medya yoluyla, onurlu ismi mesnetten uzak türlü olumsuzluklar yüklenerek  ülke kamuoyunda şaibeli hale getirilmeye çalışıldı. Maalesef yapanın yaptığıyla kaldığı gibi yazan da yazdığıyla kaldı. Aleyhinde yazı yazan, haber yapan  kalem sahiplerinden birisi de o gün duruşma salonunda tanık olarak dinlenilen gazeteci Aslı Aydıntaşbaş’tı. Tanık Aydıntaşbaş’ın ifadelerinde  ismi geçen  Muzaffer Tekin’in, soru sorma isteği(hakkı)  mahkeme başkanı tarafından reddedildi. Gerekçe olarak ta tanığın, Muzaffer Tekin’i tanımaması gösterildi. İleri sürülen gerekçe karşısında hayrete düşen Muzaffer Tekin, soru sorma hakkı elinden alınmasının yanında mahkemenin insicamını bozduğu gerekçesiyle de 16 celse duruşmalardan men edilme cezası aldı. Aşağıda konu ile ilgili bilgi ve yargılamayla ilgili gerçeklerin  yer aldığı gazete kupürü, Ergenekon davası tutuklusu, gazeteci sayın Hikmet Çiçek’in  01 Ekim 2012 tarihinde Aydınlık gazetesinde yazdığı köşesinden alınmıştır.

Av.Fethiye Ç. klasörü 025

BU SİTE DE YER ALAN BİR YAZIM.

Ergenekon adı verilen 19 davanın birleştirildiği kovuşturmalarda 2 ayı aşkın bir zaman diliminde kesintisiz olarak ?tanık? dinlenmektedir. Dinlenilen tanıklar ?kamu tanığı? olarak huzura alınıyorlar ve ?bildiğimi dosdoğru söylüyeceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim? metni kendilerine mahkeme başkanınca tekrar ettirilerek dinlenilmeye başlanıyorlar. Ayrıca doğru beyanda bulunmadıkları taktirde haklarında yasal işlem yapılabileceği kendilerine hatırlatılmasına rağmen, bir önceki celse yemin edip tanıklığına başvurulan kişi şayet mahkemeye sanıklar aleyhinde yeterli bir malzeme sunamamış ise hemen tanık koruma programına alınarak bir kez daha ifadesine başvuruluyor ve bu kez söylediklerinin tamamını reddederek atf-ı cürümlerde bulunuyor. Fakat ne yazık ki bir ay içerisindeki bu değişimi ve yeminini tanığa hatırlatmak, bunu sorgulamak hiç bir yargıcın aklına gelmiyor. Örnek; Esra Feride Gökçimen?in sorgu tutanakları.

Söz konusu bu tanıkların hemen tamamının ortak özellikleri; tescilli dolandırıcı, ajan, tecavüzcü, uyuşturucu müptelası, katil, hırsız, suç örgütü üyesi ile terör örgütünden kaçıp itirafçı olmalarıdır. Bu son derece itibarlı tanıklar(!) en aşağı anlama düzeyindeki insanların bile kolaylıkla tespit edebileceği çelişki dolu ifade, yalan ve iftiralarından kesinlikle sorgulanmadıkları gibi bir de maalesef mahkeme heyetinden teşvik görmektedirler. Bu duruma isyan eden sanıkların sözleri ağızlarına tıkılıyor, mikrofonları kapanıyor, azarlanıyor ve mahkeme salonundan kolluk kuvetleri marifetiyle yaka paça atılıyorlar. Bununlada yetinmeyen mahkeme heyeti, adil olmadığı bir yargılamada sanıklar hakkında suç duyurusunda bulunarak, söz konusu bu masum insanların mağduriyetine mağduriyet katmaktadır!

Nadir olarak huzura alınan, sanık lehine ifade veren kamu tanıkları ise vermiş oldukları ifadelere pişman edilircesine mahkeme heyetince didik didik edilerek nerede ise söylediklerinden vazgeçirilmek için her türlü baskıya maruz kalmaktadırlar. Bunun somut bir örneği, tanık Necat Uysal?ın sorgusunda yaşanmıştır; ?Alparslan Arslan?ı Doğuş Faktoring?e ben götürdüm ve sahipleri ile tanıştırdım.? ifadesinden sonra, tanığın mahkeme heyetince muhatap olduğu sorulara bakmak yeterli olacaktır.

Tanıklar?a sanık teşhisinde tanımadığı sanığın, önce isminin söylenip bir kez daha teşhis yaptırılması, sanığın yaklaşık yarım saat soru sorduğu tanık tarafından sorgu nihayetinde teşhis ettirilmeye zorlanması ise bu davranış içerisine giren yargıçlar adına hem çok üzücü hem de düşündürücüdür!

Hekimin koyduğu yanlış bir teşhis bir hastayı öldürürken yargıcın adil olmayan kararları sadece muhatabını öldürmüyor, toplumun geleceğe olan inancını, umutlarını, özgür yaşama ideallerini ortadan kaldırıyor. Bu süreçte bunu yaşayarak öğrendim!

Karar?a giden yargılamalarda sanıkların lehlerine ifade edecekleri bir cümle bir yana, bir kelime dahi şiddetle engelleniyorsa, burada gerçeğin ortaya çıkmasından korkanların olduğunun  resmidir!

Çünkü ?gerçek insanı özgür kılar? istenende zaten bizlerin özgür olmaması!

Muzaffer TEKİN

21 Ağustos 2012 / Silivri

Sayın Fethiye hanımefendi,

Sizden, hassaten Talip Doğan Karlıbel hakkında mahkeme yapmış olduğum sunumlarımı ve Almanya yetkili adli mercilerinden gelen ?resmi? yazıları tetkik etmenizi istirham ediyorum.

Bu şahıs yazmış olduğu kitaplar ve röportaj verdiği yazılı basın, sosyal medya ve de görsel medya da yıllarca kanal kanal dolaşarak başta ben olmak üzere yargılandığımız davadaki birçok insana akıl almaz ithamlar ile iftiralar attı. Adli mercilere kendisinin tanzim ettiği sahte evraklar sundu. Netice de bizler bunların ?sahte? olduğunu maddi delillerle mahkeme huzurunda yargıçlara ispat ettik. Lakin bu şahıs hakkında 13. Ağır Ceza Mahkemesi hiçbir yasal işlem yapamadı. Yapmadı demiyorum ya-pa-ma-dı!

Şimdi şu sorunun cevabı bence her şeyi açıklamaya yeterlidir. Bu normal bir vatandaş, sıradan bir vatandaş olsa bu işlere cesaret edebilir mi? Ne mümkün. Çünkü o yalan üretme merkezlerine hizmet eden tescilli bir ajan. Dolayısı ile de o merkezlerce korunup kollanıyor ve mahkemelerde hakkında işlem yapamıyorlar!

İşte asrın davasında(!) insanlar bu ve bunun gibi kirli oyunlar ile hedef yapılıp toplum nezdinde potansiyel suçlu haline getiririlmişlerdir.

Saygılarımla

Muzaffer Tekin  

13.Ağır Ceza Mahkeme Başkanlığına / Silivri

Sayın Başkanım, Değerli Üyeler;

Duruşmaların başladığı ilk günden bu güne kadar, bana kimse gerçek bir hukuk devletinde, değil terörist muamelesi yapmak, bir gün bile özgürlüğümü elimden alamaz diye haykırıyorum.

Ama ne yazık ki! 3,5 yılı bulan yargılama sürecinde de gözetime alınıp şüpheli yapıldığımız dönemlerde ki bir kısım siyasilerin, bir kısım bürokratların ve görevli medyada yazar çizer diye tanımlanan geçmişi ve bugünü karanlık kişilerin atf-ı cürümleri aynen devam etmiş, bu günlerde ise anlaşılmaz bir ivme kazanmıştır.

Malum medya organlarındaki ibret tablosu şudur; Savunmalarımız göz ardı edilerek menfur Danıştay saldırısının nihai kararı verilmiş ve bizlerinde infazları yapılmıştır!

O halde mahkemenizin işlevi nedir? Yaptığınız yargılama göstermelik ve bir anlam ifade etmiyor mu?

Yoksa sizlerde medya operasyonları ile özgürlükleri ellerinden alınıp, iddianame formatında yazdırılan kitaplar ile önceden haklarında sevk maddeleri yazılıp iddianamelerde de bire bir bunlara sadık kalınarak haklarında yıllardır kuvvetli suç şüphesi yaratılan insanları bugünlerde aynı merkezlerden gelen mesajlar ile mi suçlu ilan edip infaz kararlarını vermek niyetinde misiniz? Değilse, artık bunlara hadlerini bildiriniz!

Muzaffer Tekin gerçeğini beni tanıyanlar çok iyi biliyorlar. Hakkımda kuvvetli suç şüphesi oluşturmak adına görevlendirilenlerin gerçek kimliklerini de ben bu süreçte yaşayarak öğrendim.

Asıl örgüt görevlilerinin bizler hakkında yapmış oldukları yoğun bilgi kirliliğinden ne yazık ki bazı hukuk adamlarının da yanılgı içerisine itildiklerini, algılarında peşinen suçlu profilleri yaratıldığını düşünüyorum.

Savunma amaçlı sunum ve taleplerimde, kovuşturma süreci ve öncesi benim şeref ve onuruma ahlaksızca saldıranlara hiçbir hukuki yaptırım uygulanmadığı için ben bireysel mücadelemi veriyorum. Bu ajan provokatörler hakkındaki tespitlerimde hiç yanılmadığım bugün net olarak ortaya çıkmıştır!

Kendi meslektaşları dahi bunların gazeteci olarak anılmalarından utandıklarını sıkça dile getirirlerken rant paylaşım savaşında birbirine düşen kiralık kalemler seviyesiz tartışmalarında muhbirlik ve ajanlık ithamları ile kendi ipliklerini pazara çıkarmışlardır!

Namuslu, onurlu bir insanı ahlaksız ve iffetsiz olaylara malzeme yapamazsınız. Ama ar damarı çatlamış bir insanda onur, namus ve şeref gibi mevhumlar olmadığından onlar her türlü tertibin aracı olurlar. Hem de en kutsal değerler üzerine huzurda yemin ederler, gözünüzün içine baka baka yalan söylerler, iftira atarlar. Bundan da nebze olsun utanmazlar. Çünkü öyle bir duyguları kalmamıştır!

Bunun örneklerini bu mahkeme huzurunda yaşadık. Son örneği de Talip Doğan Karlıbel?dir. Tanık ifadesinden sonra da kanal kanal dolaşarak atf-ı cürümlerini halen sürdürmektedir. Karlıbel?in yalancı, sahte evrak düzenleyicisi ve iftiracı olduğu iddianame hazırlanmadan yapılan resmi yazışmalar ile somutlaşmasına rağmen hakkında yasal işlem yapılmaması, bir nevi dokunulmazlık zırhına büründürülmesi cüretkârlığını arttırmaktadır.

Yalan: Aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı söylenen sözdür.

İftira: Birine aslı olmayan bir suç yüklemedir. Hukuki yaptırımı olduğu gibi dinimizce de bir insan öldürmekten daha büyük vebali vardır.

Talip Doğan Karlıbel kadar, onu pazarlayanlarında hem hukuki hem de vicdani sorumluluklarının çok büyük olduğunu hatırlatmak isterim.

2007 yılında Karlıbel?e yazdırılan paçavra kitap ile şahsıma iğrenç iftiralar attırıldı. Asıl örgütün medya ayağında ki ajan provokatörleri ise bunları gazete ve dergilerinde doğruluğunu araştırma gereği duymadan büyük bir şehvetle yayınladılar. Zaten araştırmacı bir yazar veya gazeteci böyle bir ahlaksızlığın tarafı olmaz!

Talip Doğan Karlıbel?in 20 Ocak 2012 tarihli 210.celsedeki tanık sorgusunda, üye hâkim Sedat Haşiloğlu Taraf ve Sabah gazetelerinde çıkan bu haberleri kendisine sorduğunda da utanmadan aynı iftiralarını yinelemiştir. Üye hâkim Haşıloğlu?nun dava dosyasına vakıf olduğunu, konu ile ilgili yazışmalardan bu şahsın iftira attığını gayet iyi bildiğini, müfterinin atf-ı cürümlerinin bir kez daha tescil edilmesi adına sorgulama yaptığını düşünüyorum.

Tertip heyeti Talip Doğan Karlıbel?e 2007 de yazdırdığı kitap ile şahsımı itibarsızlaştırmak istemiş, bir örgüt yöneticisine uygun son derece kirli bir profil çizmeyi amaçlamış, lakin Alman resmi makamlarından gelen belgeler oyunlarını bozmuştur!

İnsan olma erdemini tadamayanların ahlaklı olmaları düşünülemez. Bunun içindir ki bu kez, sahte belgeler koltuğunun altına sıkıştırılan Talip Doğan Karlıbel  11 Mayıs 2008 günü İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığına gönderilerek, şahsım ve aynı davada yargılandığımız bir kısım insanlar karalanmak istenmiştir.

Bu sahte belgeler iddianame hazırlanmadan basında, özellikle de ?Aktüel? isimli bir dergide ?Ergenekon?un Uyuşturucu Trafiğini Alman İstihbaratı Çözdü? başlığı ile yayınlanmış, içeriğinde kendi bulanık ve kirli geçmişlerine yakışacak iftiralar ile Muzaffer Tekin rencide edilmek istenmiş, iddianame eklerine konarak da bugüne kadar mahkemeniz meşgul edilmiştir.

Bu davanın görülmeye başlandığı ilk günlerde Sn. Savcı M. Ali Pekgüzel; ?Biz, soruşturma gizliliğine dikkat ettik demişlerdi? O halde, bu sahte evraklar ile size gelebilme cesareti gösteren Karlıbel ve onun arkasındakileri araştırırsanız, bunları basına sızdıranlara da, asıl örgüt?e de ulaşırsınız.

Benim, kendimden en küçük bir şüphem olmadığını sıkça ifade ediyorum. Mahkemenizin de Muzaffer Tekin hakkında en küçük bir şüphe duymaması adına ?İddia makamı, iddiasını ispat ile mükelleftir? kolaycılığına kaçmayarak, şahsım ile ilgili tüm iddiaların araştırılması için taleplerde bulunuyorum.

Talip Doğan Karlıbel?in müfteri olduğunun tescil?i için mahkemeniz vasıtası ile hakkımdaki atf-ı cürümlerin araştırılması maksadı ile yetkili Alman makamlarına 04 Ocak 2012 tarihinde göndermiş olduğunuz yazınızın cevabının 07 Mart 2012 tarihinde mahkemenize ulaştığını öğrenmiş bulunuyorum.

T.C. Adalet Bakanlığı, Almanya yetkili makamlarının göndermiş olduğu Almanca orijinal belgeler için ?Resmi olmayan tercüme? ibaresi ile şahsımı ilgilendiren hususta aşağıdaki bilgileri vermiştir;

?İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi ek talebinde yalnız Yılmaz Tavukçuoğlu ve Muzaffer Tekin arasındaki telefon konuşma kayıtlarının ve diğer belgelerin gönderilmesini talep ettiği için, talep yetkili Niedersachsen Eyalet Adalet Dairesine gönderilmiştir.

Talebin ve özellikle talebe ekli Niedersachsen Eyalet Kriminal Dairesinin 20 Kasım 2003 tarihli notunun incelenmesinde söz konusu notta bir ?Yanlışlık, tahrifat? olduğu tespit edilmiştir.

Yapılan incelemenin diğer ayrıntıları konusunda Hannover Savcılığının 15.09.2011 tarihli rapor suretine bakılabilir.

İstenilen evrak mevcut olmadığı için talep yerine getirilememiştir!? (Getirilememektedir)

Sayın heyet; sizce bu açıklama yeterlimi bilmiyorum. Orijinal Almanca metinlerin tamamını tercüme ettirip inceleyebildiniz mi?

Talip Doğan Karlıbel?in savcılık makamına sunduğu belgeler için ?yanlışlık?, ?tahrifat? ifadelerinin çok masum kalacağını düşündüğümden ve bu süreçte güven duygularım çok zedelendiğinden Noter yetkili, Yeminli Tercüme Bürosuna Almanya yetkili makamlarından gelen belgelerin Türkçe çevirisini yaptırttım. Netice beni yanıltmadı. Bunu şimdi dikkatinize sunuyorum;

1-Alman Federal Hukuk Müdürlüğünün, T.C. Büyükelçiliği Rungestr 9 10179 Berlin-Mitte adresine gönderdiği resmi yazı.

2- Hannover savcılığı (Yönetici Yüksek Savcılık) Aşağı Saksonya Adalet Bakanlığının, Federal Hukuk Bürosuna gönderdiği resmi yazı.

3-Aşağı Saksonya Eyalet Ağır Ceza Dairesinin Raporu.

Arz ettiğim resmi belgelerden anlaşılacağı üzere, Alman İstihbaratı, Olmayan Bir Örgüt?ün Uyuşturucu Trafiğini Çözmek Gibi Bir Gafletin İçerisinde Olmamıştır!

Fakat Almanya Adli Mercileri, maddi deliller ile asrın davası denilen lakin asrın en büyük komplosunun tanığı Talip Doğan Karlıbel?in, müfteri olduğunu mahkemenize bildirmiştir.

İddianamenin birçok yerinde bu sahtekârın tanık ifadesi ile beni karalamak yanılgısına düşen iddia makamı, bu iddialarını vicdani ve mesleki sorumlulukları gereği çekmek mecburiyetindedir.

Muzaffer Tekin

225.celse, 27.04.2012

 

 

Ekler:

Ek-1  Almanya Federal Hukuk Müdürlüğünün resmi yazısı

Ek-2  Aşağı Saksonya Adalet Bakanlığının resmi yazısı

Ek-3  Aşağı Saksonya Eyalet Ağır Ceza Dairesinin raporu

 

ek1ek1aek2ek2aek3

28.05.2012 TARİHLİ 238.CELSEDE KONU İLE İLGİLİ YAPMIŞ OLDUĞU KONUŞMA VE TALEBİNİN METNİ

 13.Ağır Ceza Mahkeme Başkanlığı?na / Silivri

 

Sayın Başkanım, Değerli üyeler;

19.yüzyıl Avrupasında düzmece haber yapmak ve suç yaymak, sahte belge düzenlemek, komplo kurmak, suç ve suçlu imal etmek, hayali düşmanlar yaratmak, Umberto ECO?nun ?Prag Mezarlığı? isimli romanında Simone SİMONİNİ adlı bir karakter ile özdeşleştirilmiştir.

SİMONİNİ? nin uzmanlık alanı sahteciliktir. Menfaat karşılığı her türlü belgeyi düzenleyebilir. Gerçekte olmayan bir noter sözleşmesi, yazılmamış bir mektup, bir vasiyetname ya da bir itirafnameyi profesyonelce yazabilir!

?Birilerinin mahvına yol açabilecek bir belge yaratmak çok güzeldir. Sanat?ın gücü? der SİMONİNİ.

Şeytani yeteneğiyle gizli servislere hizmet eden SİMONİNİ ?Hükümet ajanlarının kafasını fazla bilgiyle doldurmak gereksizdi. Onlar sadece siyah ve beyaz, iyi ve kötü gibi açık ve yalın fikirler isterlerdi ve kötü yalnızca bir tane olmalıydı? demektedir.

Simone SİMONİNİ? nin en muhteşem eseri Yahudiler için kutsal kabul edilen Prag Mezarlığında yapılan ?Gizli Toplantı?dır.

Yüzbaşı Dreyfus?un bir casus olarak tutuklanarak Şeytan adasına gönderilmesine neden olan meşhur mektubu da yine SİMONİNİ hazırlamıştır.

Ona hiç dokunulmaz! Onun dokundukları ise ya hapislere atılır ya da öldürülürler. Çünkü o sistemin önemli bir aktörüdür!

İçinde bulunduğumuz yüzyılın Simone SİMONİNİ? si de Talip Doğan KARLIBEL dir. Yalan söyler, sahte belge tanzim eder, iftira atar, tescilli a?n ve d?dırıcıdır! Hakkında açılan davalardan zaman aşımı v.b. nedenlerle bir şekilde sıyrılmasını bilir.

SİMONİNİ, Yüzbaşı Dreyfus?un Şeytan adasına gönderilmesine sebep olmuştur. KARLIBEL ise E.Yzb. Muzaffer Tekin?in tutukluluğunun devam ettirilmesi için, iddia edilen örgüt liderine kirli bir profil yaratmak maksadıyla çete, mafya ve cemaat düzeninin en önemli aktörüdür.

27 Nisan 2012 tarih, 225.celsede kendisi hakkında, Alman yetkili adli mercilerden mahkemenize gelen resmi yazışmalar neticesi yasal işlem yapılmasını talep ettim. Ara kararınızda talebimin hükümle birlikte değerlendirileceğini ifade ettiniz. Ben ise 30 Nisan 2012 tarihinde Silivri C.Baş Savcılığına Talip Doğan KARLIBEL?e  ?Hakaret? suç şüphesi ile ifade verdim.

Hakkımdaki soruşturmanın mahkemeniz suç duyurusu ile olmadığını belirtmek istiyorum. Simonini Karlıbel?e sorgusunda sarf ettiğim sözleri nesnel olarak desteklediğimi kabul ederek bu konuda adil davrandınız. Silivri C.Baş Savcılığının soruşturmayı res?en başlattığını ifade vermeye gittiğimde öğrendim.

Kamu görevi yapan tanıkların ağızlarından çıkan her kelime son derece önem arz ettiğinden ve beyanları insan hayatı ile ilgili olduğundan, güvenilir olmaları şarttır. Ayrıca maddi gerçeğe ulaşabilmek için doğru ifade vermeleri gerektiği kendilerine hatırlatılır. Bunun için de ?Bildiğimi dosdoğru söyleyeceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim? diyerek tanıklıklarına başvurulur.

Gerçek bir hukuk devletinde ve adil yargılamada Talip Doğan KARLIBEL bu duruşma salonunda tanık olmak yerine, sahte belge düzenlemek, iftira atmak, yürütülen bir soruşturmada iddia makamını yanlış yönlendirmek gibi fiillerden tutuklanırdı diye düşünüyorum.

19 Ocak 2012 tarih, 209.celse ve 20 Ocak 2012 tarih, 210. Celsede iki gün huzurda tanık olarak dinlenen Talip Doğan KARLIBEL, Muzaffer TEKİN?e yönelik iftiralarına devam etmiş, iddia makamına sunduğu sahte belgelerin inatla gerçek olduğunu savunmuş yalan beyanda bulunmuştur.

Tanık ayrıcalığı ile saygınlığı korunurken, yalan söylerken de sanık haklarından yararlandırılmıştır.

Sayın heyet; KARLIBEL hakkındaki kararınızın vicdani ve hukuki olmadığını düşünüyorum. Bu dokunulmazlık zırh?ı onun ahlaki ve vicdani olmayan söylem ve eylemlerini tetiklemektedir.

Maddi deliller ile işlediği suç sabit olan KARLIBEL için bugüne kadar cezai müeyyide uygulanmaması adaletin geciktirilmesidir. Talebimi hüküm aşamasına taşımanız ise bunu katmerleştirecektir. Oysa geciken adaletin, adalet olmadığını en iyi bilen sizlersiniz. Bizlere de yaşatarak öğrettiniz!

Talip Doğan KARLIBEL hakkında 225.celse, 27 Nisan 2012 tarihinde yapmış olduğum suç duyurumu bir kez daha yineliyorum. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel?in bu hususta isteksiz olduğu netleşmiştir. Tanık kamu adına görev yapmaktadır ve savcı da kamu adına mütalaa da bulunmaktadır. Fakat mahkemelerin ?Türk Milleti? adına karar verdiğini bilebiliyorum.

Şu ifade sanık avukatlarına ait değildir. İlk günlerde operasyonlara destek veren gazeteci Ali Bayramoğlu; ?Emniyet ve yargı içerisindeki özerk bir yapı kuşkulu deliller üreterek bu davanın yönünü tayin etmektedir?

Ben sizlere asıl örgütün medyadaki çok önemli bir adamını ifşa ettim. Kuyruğundan yakalamadım, gövdesini teşhir ettim. İz sürdüğünüz takdirde Bayramoğlu?nun işaret ettiği özerk yapıyı dolayısı ile de asıl örgütü deşifre edebilirsiniz.

Sayın heyet; şimdi sizlere, beni hayret ve teessüre iten bu davaların ilk gününden itibaren müşteki olduğumuz, hukuk adamlarının mesleklerine olan ilgisizliği, vurdumduymazlığı, en önemlisi de Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerini hafife aldıklarının çok önemli bir belgesini arz edeceğim.

Medyada yer alan ?Polis fezlekesi iddianameye dönüşüyor?, ?Savcı değil, Savıcı? ifadelerinin de  hiçte haksız söylenmediği, maalesef bir takım hukuk adamlarının görev ve yetkilerini polise ihale ettiklerini arz edeceğim yazışmalar net olarak ortaya koymaktadır.

Talip Doğan KARLIBEL?in atf-ı cürümleri henüz iddianame hazırlanmadan KOM DAİRE BAŞKANLIĞI?na, İstanbul Kriminal İrtibat Bürosu, Almanya 12.09.2007 Faks mesajı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün İstanbul Özel Yetkili C.Baş Savcılığı?na 24.06.2008 tarihli ?Bilgilendirme Yazısı? ile tescil olunmasına rağmen, iddianamede, onun şahsım hakkındaki çirkin ithamlarını iddia makamı imzalı, polis derlemeli metinler halinde gördük.

209 ve 210. Celseler de ?Kamu tanığı? olarak dinlenen Talip Doğan KARLIBEL?in resmi yazışmaları yok sayarak, pişkin pişkin yalan ve iftiralarına devam etmesi üzerine, 27 Ocak 2012 tarih 214.celsede Alman Adli Mercilerinden araştırılmak üzere ayrıntılı bir talep metnini mahkemenize arz ederek, KARLIBEL?in gerçek yüzünün bir kez daha ortaya çıkmasını amaçladım.

EK-3, EK-4, EK-5, EK-6 doğrudan, Alman Yetkili Adli Mercilerinden istenen hususları içermekle beraber, EK-7 deki talebim ise direkt iddia makamına sorulmak üzere mahkemenize arz edilmiştir.

Mahkemeniz 17.02.2012 tarih ve 2012/116 Değişik İş Kararınızın (1-B-ff) No?lu ARA KARARINA, İst. Özel Yetkili C.Baş Savcılığının takip ettiği işlem ve yöntem, mahkemenize verdiği cevap trajikomik olduğu kadar, görevi savsatmaz insan aklı ile de adeta alay etmektedir.

11 Haziran 2008 tarihinde Savcı Mehmet Ali Pekgüzel?e tanık olarak ifade veren Talip Doğan KARLIBEL ?Ancak ben kesin olarak ibraz etmiş olduğum telefon görüşmelerinin Raci oğlu Muzaffer TEKİN tarafından yapıldığını kesin olarak biliyorum. Çünkü o tarihte Muzaffer TEKİN?in ismi geçtiğinde ?TÜRKİYE TEMSİLCİLİĞİ? aracılığı ile kendisi teyid edilmiştir. Yaklaşık 600 sayfa telefon dinleme tutanakları mevcuttur. O kayıtları da istediğiniz taktirde Federal Savcılıktan talep ederseniz, elde edebilirsiniz? demektedir.

Ben 27 Ocak 2012 tarih 214.celse de mahkemeniz aracılığı ile, henüz iddianame mahkemeye sunulmadan savcılık makamı tarafından Talip Doğan KARLIBEL?in yukarıdaki ifadeleri araştırıldı mı, insan onuru ve hayatı ile ilgili böylesine önemli iddialar araştırılmadan iddianame eklerine nasıl konabilir düşüncem ile bu hususun netlik kazanmasını mahkemenizden talep ettim.

İst. Özel Yetkili C.Baş Savcılığından savcı Cihan KANSIZ imzalı 25.04.2012 tarihli cevabi yazı, kendisinin görev ve yetkisinde olan konunun Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü?ne havale edildiğinin kanıtıdır.

İlgili savcılığın ?Evet? veya ?Hayır? olarak vereceği cevap, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü?nün basından topladığı magazinel haberler, iddianame eklerindeki dosyalardan elde edilen evraklar, hatta adıma faaliyet gösteren siteden elde edilen bilgiler ile mahkemenizin kayıtlarını, mükerrer ve maddi olgu taşımayan evrak çöplüğüne dönüştürmüştür.

18.04.2012 tarihli Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü?nün, Şube müdürü Ömer Köse imzalı, İst. C.Baş Savcılığına gönderdiği yazıda, ?Talip Doğan KARLIBEL? in beyanları ile ilgili olarak yapılan çalışmalarda 2008/968 Esas No?lu iddianamesinin Ek Klasörlerinde yer alan belgelerde ve açık kaynaklarda şahsın ifadeleri dayanak gösterilerek Muzaffer TEKİN?in Alman İstihbaratı adına muhbirlik yaptığıyla ilgili bilgi ve belgeler ile 11.02.2003 ve 19.11.2003 tarihine ait olduğu iddia edilen telefon görüşmelerinin olduğu görülmüş olup başkaca bir bilgi ve belgeye rastlanılmamıştır.? denilmektedir.

Mahkemenizin kendisine sorduğu soruyu, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü?ne havale eden savcı Cihan KANSIZ polis raporlarını aynen mahkemenize iletmiş fakat Talip Doğan KARLIBEL ?in atf-ı cürümlerini ortaya çıkaran resmi yazışmaların tamamını yok saymıştır.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün lehime olan resmi yazışmaları görmezden gelmesinin mantığını anlayabilirim. Lakin Cumhuriyet Savcısının bunu yapmaya hakkı yoktur! Bunu kasıtlı yapmadı ise bu davaya ne kadar yabancı olduğu ortaya çıkar ki bununda takdirini sizlere bırakıyorum!

Şimdi mahkemenize TEM Şube Müdürlüğü?nün ve savcı Cihan KANSIZ?ın ?Başkaca bir yazışma ve evrak bulunmamaktadır? diyerek mahkemenize göndermekten imtina ettiği resmi belgeleri arz ediyorum.

Zaten ilgili makamlar zamanında bu evrakları görebilselerdi(!) daha önce arz ettiğim gibi Talip Doğan KARLIBEL bu mahkeme huzuruna çıkarılmadan ?Sahtecilik? ve ?İftira? suçlarından tutuklanırdı.

TEM Şube Müdürlüğü ile savcı Cihan KANSIZ?ın 13.Ağır Ceza Mahkemesinden gizlediği resmi yazışma evraklar;

1-     Federal Kriminal Dairesi (BKA) İstanbul İrtibat Bürosunun, Ankara KOM Daire Başkanlığı?na 12.09.2007 tarihinde göndermiş olduğu faks mesajı.

2-     İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü?nün İstanbul Cumhuriyet Baş Savcılığına 24.06.2008 tarih, Sayı: B.05.1.EGM.0.09.05.03 11113.16909-164127-111510, Konu: Bilgi Talebi Yazısı

3-     Berlin Büyükelçiliğinin T.C. Adalet Bakanlığı?na göndermiş olduğu, Tarih:08.02.2012 Sayı:164.10/511-91 (ERG) / 2012 / BERL / 964896 yazısı.

 Saygılarımla

Muzaffer TEKİN

28 Mayıs 2012 Celse: 238

Share

Yorum yok

İDRİS GÖRÜNÜMLÜ İBLİSLER!

Televizyon karşısında geçirdiğim dalgın bir anımda, ismimin geçtiğini duyunca bir an irkildim ve dikkatle beyaz cama odaklandım. Gazete sayfalarından pasajlar okuyan haber spikeri, Şeyh Salih Kurter ile yapılmış bir röportajdan başlıklar aktarıyordu; ?Ben şeyh değilim! Müridim yok! Emekli bir vaizim. Alparslan Arslan’ı bana gönderen Muzaffer Tekin?dir! Danıştay saldırısını o planlamıştır!?

Zat-ı muhterem(!)?in bu iddiaları karşısında ruhumda huzur, yüzümde ise bir tebessüm zuhur etti. Neden mi?

Çünkü ittifak-ı tertip bir kez daha suçüstü olmuştu!

Oysa yukarıda yer alan iddiaların sahibi Şeyh Salih Kurter mahkeme huzurunda; ?Ben Alparslan Arslan?ın çevresinden kimseyi tanımam! Zaten bu konuda bir şey de konuşmazdık!?  şeklindeki beyanı ile şahsımı tanımadığını ifade etmiştir.

Soyunmuş olduğu rabıta mühendisliği ile hukuk kurallarının yanı sıra, mantık kurallarını da yerle yeksan eden iddia makamı ise mütalaasında; ?Alparslan Arslan?ı Salih Kurter?in yanına Ergenekoncular gönderdi? diyerek zorlamalarına bir yenisini daha eklemiştir. Diğerleri gibi tek bir somut delilden yoksun bu iddia, Şeyh Salih?in açıklamalarına muhtaçtır! Mahkemede beni tanımadığını söyleyen şeyhtanın iftiralarına muhtaçtır! Yazıklar olsun hukukla aldatanlara, yazıklar olsun Allah?la aldatanlara!

Sana sormazlar mı ey Salih Kurter!

Tanımadığın bir adam, sana tanımadığın bir adam gönderiyor!

Neden gönderiyor? Amacı ne?

Hiç araştırmadın mı?

Tanımadığın Muzaffer Tekin ile asgari müşterekte ne özelliğiniz, fikir birliğiniz ya da menfaat ilişkiniz var?

Sen, içinde Allah korkusu taşıyan namuslu bir adam isen eğer, namussuzca bir plan içine girdiğinde niçin bu planı bozmadın?

Alparslan Arslan?ı, senin müridin yapan Süleyman Esen?dir! Alparslan?ın liderim dediği, bombaları aldım dediği Süleyman! Bu gerçeği üçünüzde mahkemede itiraf ettiniz, tutanaklarla sabittir kıvırtma! Şimdi ne değişti de utanmadan Alparslan?ı bana Muzaffer Tekin gönderdi iftirasında bulunuyorsun?

Görünmez olacağına dair,  türlü telkinlerle, muskalarla kandırarak robotlaştırdığınız Alparslan Arslan?a, Cumhuriyet gazetesi bombalanması öncesi; ?Dikkat et, bomba atan çocuk yakalanmasın!? şeklindeki uyarıların tutanaklarla sabittir!

Birilerinin görmezden gelmiş olması, suçüstü olduğun gerçeğini değiştirmez!

Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesinin bombalanması eylemlerinin failleri, verilen ifadeler, telefon tutanakları v.b somut delillerle tartışmasız bir şekilde ayan beyan ortadadır!  Başta Osman Yıldırım, Salih Kurter ve Süleyman Esen olmak üzere, suçüstü olmuş bu failler, organik mahkemenin kararları yok sayılarak, masum insanlara karşı kullanılmışlardır! Yaşamları boyunca hiç görmedikleri, karşılaşmadıkları kimselere yönelik yapmış oldukları iftiraların verilen hükümlerle ödüllendirilmiş olduğu gerçeği tüm masum sanıkları olduğu kadar şahsımı da incitmiştir!

Şeyh Salih Kurter?in şahsıma yönelik yapmış olduğu iddialar ışığında anlaşılan odur ki, Yargıtay karar aşamasına kadar aleyhimize yönelik bilgi kirliliği medya marifeti ile devam ettirilecektir. İddia makamının ve mahkeme hükümlerinin kamuoyu vicdanında yer bulması adına Osman Yıldırım?ında bu süreçte aktif olarak kullanılacağından kimselerin şüphesi olmasın.

Lakin kirli beyinlerden ve idris görünümlü iblislerden medet umanlar şunu unutmasınlar ki her türlü baskı ve bilgi kirliliğine rağmen, bu cumhuriyetin başkentinde, özgür ve bağımsız yargıçları vardır ve adaletsizliğe son verecek kılıcıda onlar vuracaklardır!

İnancım tamdır!

16.08.2013

Muzaffer Tekin / Silivri

Share

Yorum yok

BİR VEFAM VAR!

Burhan Ayeri

Menfur Danıştay saldırısına ismimin karıştırıldığı günlerde görsel ve yazılı medya yaralı bir arslana saldıran leş sürüleri gibi akın, akın üstüme geliyordu. Gözetimde olduğum süre içinde ise bunların bir çoğundan habersizdim.

Kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile serbest kaldıktan sonra elbirliği etmişçesine saldıran, bu hayasız medya operasyonunun içinde onurlu birkaç kalemin bu çirkin tertibe direndiğini gördüm. Bunların başında Sn. BURHAN AYERİ, Sayın KURTUL ALTUĞ ve Sn. DOĞU PERİNÇEK geliyordu. Ergenekon dava soruşturmalarında yazar Sn. HÜSEYİN MEMİŞ?in doğruları yazma konusundaki hassasiyet ve cesaretini de unutamam.

Hiç tanımadığım Sn. BURHAN AYERİ beni bir aile bireyim kadar yakın tanıyormuşçasına o dönem yiğitçe savunmuştu. Aynı çizgisini Ümraniye soruşturması kapsamında tutuklandığımda ve müteakibinde kovuşturma döneminde ısrarla devam ettirdi.

Serbest kaldıktan sonra Sn. BURHAN AYERİ?den randevu talep ederek kendisini ziyaret etmek istedim. Teveccüh buyurdular ve bu asil insan ile tanışma şerefine nail oldum. O vesile ile de kendilerine şükranlarımı arz ettim.

En merak ettiğim konu ise böylesine yoğun bir operasyonun hedefinde olan bana, biliyorum ki mesleğini kaybetme riski olmasına rağmen niçin destek oldu?

Aldığım cevap çok net ve kararlı idi;

?Muzaffer Bey yaklaşık 40 yıllık meslek hayatımda kalemimi hiç satmadım ve doğru bildiğimden şaşmadım. Menfur Danıştay olayına isminiz karıştırıldığında yazılı ve görsel medya organlarının nerede ise tamamı aynı merkezden servis edilmiş haberler ile toplum mühendisliğine soyunmuşlardı. Bu belli ki bir operasyon idi. O kısa süre içerisinde sizi tanıyan asker, sivil en az 17 kişi ile irtibat kurdum. Aldığım cevapların tamamı, sizin böyle bir menfur olayın içinde olmanızı bırakın, anılmanızın dahi söz konusu olmayacağı idi. Ben sadece doğruları yazarak gazetecilik görevimi yerine getirdim!?

Yukarıda arz ettiğim gibi Sn. Burhan AYERİ Ergenekon adı verilen soruşturma ve kovuşturma döneminde bana olan güven ve inancını kalemi ile hep haykırdı.

İnsanları siyasi, sosyal, ekonomik durumları ile makam ve mevkilerini göz önüne alarak devamlı mağduriyetlerini gündeme taşıyanlar, cezaevi ziyaretlerinde hep belli isimler ekseninde ziyaretler yapanlar, Türkiye Cumhuriyetinin dönüştürülme operasyonunda ilk hedef tahtasına oturtulan Muzaffer TEKİN?e ki karar duruşması ile sadece GÖREVLİ bir mahkemenin uydurma delil?ler, Osman Yıldırım müfterisi gibi tanıklar ile verilebilecek en ağır hüküm 2 müebbet 117 yıl verildiği günlerde bile hep mesafeli durdular. Bu davanın en başına oturtulan insanın 2006 yılından bugüne kadar yaşadıklarını ve sebeplerini bir defa olsun kendi ağzından dinleyelim insaniyetini bile gösteremediler.

Onun içindir ki bu ülkenin Sn. Burhan AYERİ gibi erdemli, namuslu, cesur kalemlerine çok ihtiyaç var. Çünkü onlar insanları kategorize etmeyip, ülkelerinin bekası için inandıkları doğruları yapıyorlar. Çünkü onlar bugünün Osman Nevres?leri.

Duydum ki bu asil insan rahatsızmış. İçim acıdı, üzüldüm. Zira toplumda bir elin parmakları kadar az kalan, arslan yürekli Burhan ağabeyimin sağlığı benim tutsaklığımdan elbette çok daha önemli.

En kısa zamanda sağlığınıza kavuşmanız dileklerim ile hürmetle ellerinizden öpüyorum, saygıdeğer büyüğüm.

13.08.2013

MUZAFFER TEKİN / SİLİVRİ

Share

Yorum yok

VİCDANLI HAKİMLER!

hakim1Ergenekon davasına bakan mahkemenin yedek üyeleri M. Fatih USLU ve Ercan FIRAT bir yazılı medya organına açıklama yaparak vicdanlarının çok rahat olduğunu, adaletin hassas terazisi ile tartarak adil bir karar verdiklerini, gerekçeli karar çıkınca her şeyin daha iyi anlaşılacağını ifade etmişler!

Verdikleri kararların adil olmadığının en güzel yansıması, işte bu kendilerini savunma refleksinde yatmaktadır. Yargıçlar kararları ile konuşur ise bu kamu oyu oluşturma çabaları nedendir?

Yıllardır Osman Yıldırım müfterisi ile devam ettirdiğiniz bu süreçte onu aklayıp, onun iftiraları ile ağırlaştırılmış müebbet cezası verdiğiniz masum insanların veballeri altından ne vicdanen, ne de hukuken hiç kalkamayacaksınız!

Bu cezaların onanması için, iddia makamı Osman Yıldırım?ın ?İTİBARLI? ifadelerini, ses ve görüntü kayıtlı alınan ifadesinde gizli tanık 9?da doğrulamıştır? diyerek gerekçelerini güçlendirmek adına mahkemenize Osman Yıldırım?ı iki ayrı tanık gibi sunmuştur. Aynı ifadeler mütalaalarında da yer almıştır.

Gel gör ki savcılar mahkemenizi yanıltarak bir adamı, iki ayrı adam gibi sunmuş, hukuk ile aldatmıştır. Bunun hukuk dilinde tanımı çok daha ağırdır!

Gizli tanık 9?un, gerçekte Osman Yıldırım olduğunu öğrenince ne yaptınız? O savcılar?a mahkemeyi yanılttıkları için hukuki bir işlem yapmadınız, onu biliyoruz! Halbuki gerçek bir hukuk devletinde o savcılara hemen görevden el çektirilir, haklarında yasal işlem yapılırdı.

Bu durumu bildiğiniz halde o kürsüde otururken vicdanınız rahat, hala adalet terazinin hassas ellerde olduğunu mu düşünüyordunuz? DÜŞÜNEMEZSİNİZ! NİÇİN Mİ?

Çünkü sizlerde kararlarınızı açıklar iken, Osman Yıldırım?ı aklamak, onun atf-ı cürümleri ile bizleri mahkûm etmek için aynen savcıların yaptığı gibi ?Hiç bir şüpheye yer vermeyecek şekilde gizli tanık 9?da Osman Yıldırım?ı doğrulamıştır? diyerek Osman Yıldırım?ın  sadece savcıların değil, sizlerinde ?İTİBARLI? tanığı olduğunu ikrar ettiniz. Duruşmalarda Osman Yıldırım?ı üzmemek için olağan üstü çaba gösterdiğiniz tutanaklar ile sabittir.

Hala elinizde adaletin hassas terazisini tuttuğunuzu ve vicdanınızın huzurlu olduğunu söyleyebiliyorsanız sarf edecek tek kelime bulamıyorum!

İşte sadece karar duruşmasındaki savcıların iddialarını pekiştirmek için bir sanığı, mahkemeye iki sanık sunma ifadelerini aynen tekrar ederek kullanmanız sizlerin o kürsüden indirilip, cüppelerinizin çıkartılma nedenidir! Yüce Türk milleti adına karar verip, o kararınızda millete sahte tanık sundunuz! Osman Yıldırım Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine kendi el yazısı ile verdiği dilekçede ?Ben Muzaffer TEKİN?i tanımam!? diyor. Bunu görmezden gelip onun suçunu bana yamamanız sizin ne kadar vicdanlı olduğunuzu anlamaya yeter!

Bu günden, savunma ihtiyacını duyduğunuz kararlarınız için, Ankara 11 nci Ağır Ceza Mahkemesinin bir üye hakimi Osman Yıldırım için, ?HAYATI YALANLAR ÜZERİNE KURULU BİR ŞAHSİYET? diyor ve suçunun ?SÜBUTA? erdiğini kesin bir dil ile ifade ediyor.

Üç yıla yakın 13. Ağır Ceza Mahkeme Başkanlığı yapan Sn. Köksal ŞENGÜN sizlerin kararınızı eleştirerek ?Dosyadaki hiç bir sanık hakkında eylemlerle bağlantı kurulamadı, deliller eşliğinde suçlama getirilemedi? diyerek devamla Osman Yıldırım?ın tahliyesi içinde, ?öyle bir şeyi düşünemem bile? ifadelerini kullanmıştır.

Sizlerin vicdanı huzurlu iken, verdiğiniz karar kamuoyunun vicdanını kanatmış olmalı ki, bir çok saygın hukukçu ve adına karar verdiğiniz Türk milleti buna isyan etti.

Kararlarınızın adil olup olmadığını, test etmek için hukukçu olmaya da gerek olmadığını vurgulamak istiyorum. Son savunma ve sözlerini almadığınız sanıklar ortada iken, adına karar verdiğiniz Türk milletinden kararınızı kaçırmanız başlı başına bir hukuk skandalıdır!

Duruşmalarda, ?Sizler sanıksınız, bize soru soramazsınız!? çıkışlarınıza sıklıkla muhatap olduk. Peki, sizler mahkemelerinizin başındaki ?ÖZEL? ifadesi gibi şahsa mahsus özel bir hukuk fakültesinden mi mezun oldunuz? Sizleri eleştiren, hatta yüksek yargının en tepesinde görev yapmış yargıçlar yoksa sizlerin hukuk nosyonuna sahip değiller mi?

Zira hiç bir eleştiriye tahammülünüz olmadığı gibi, bugüne kadar almış olduğunuz bir tek kararınızdan bile rûcu etmediniz!

Mahkemeler ve dolayısı ile yargıçlar ile Ergenekon denilen davalarda sanık olmam sebebiyle tanıştım. 13. Ağır Ceza Mahkemesinin eski başkanı Köksal ŞENGÜN?ü insanı, vicdani ve mesleki açıdan sizlerle mukayese ettiğimde, çok deneyimli, meslek ahlakı ve vicdani hassasiyetleri üst düzeyde olan, hukuk bilgisi ise meslektaşlarınca hep övgüye mazhar olmuş bir kişilik olarak anılıyor. Bende bu hasletlerini bizzat duruşmalardaki tavrı ile gördüm.

Sizler ise, gerek bu Saygın yargıç?ın ve gerekse Ankara 11 nci Ağır Ceza Mahkemesi hakim ve üyelerinin kararlarını yok sayıyorsunuz! Niçin? Bu soruların cevaplarını kendi vicdanlarınızda objektif verebilirseniz bu kararlarınızı da savunmaktan vazgeçersiniz diye düşünüyorum.

Verdiğiniz kararlarınızın hukukiliği, inandırıcılığı ve kalitesini, hiç bir zaman Osman Yıldırım?ın inandırıcılığı ve kalitesi üzerine taşıyamayacaksınız. Sizler bizi değil! Osman Yıldırım sizleri kendisine mahkûm etmiştir! Bu düşüncem, hiç değişmeyecektir. Çünkü onunla özdeştiniz. Vicdanlarınız ise Osman Yıldırım?ın rahat olan vicdanına endekslenmiştir!

?Herkes kâlp taşır, fakat vicdan yoksa yük taşır? Böyle olunca da terazi ile kantarı bile ayırt edemezsiniz!

Sizler adalet terazisinin kefelerini kırdığınızın farkında mısınız? Çünkü kantarın topuzunu fazla kaçırdınız, sayın hakimler!

BANA BU MENFUR SALDIRILARI YAMAYANLARIN VİCDANLI OLUP OLMADIĞINI BENDEN İYİ KİMSE BİLEMEZ.

13.08.2013

MUZAFFER TEKİN

Share

Yorum yok

5 Ağustos 2013 tarihinde 13. Ağır Ceza Mahkemesinde yaklaşık 5 yıldır devam eden Ergenekon Davaları olarak basında yer alan yargılamalarda hüküm tesis edildi.

2 ağırlaştırılmış müebbet ve 117 yıl hapis cezasının şahsıma verildiği gün, tutukluluğumun en mutlu anını yaşadım. Zira 13. Ağır Ceza Mahkemesi Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin nihai kararında menfur Danıştay saldırısında ağırlaştırılmış müebbet ve 44 yıl ceza verdiği Osman Yıldırım?ı önce tahliye ve sonrada BERAAT ettiriyordu!

İşte bu karar benim bir kez daha masumiyetimi tescil ediyordu. Niçin mi?

Menfur Danıştay saldırısına ismim karıştırıldığında, TAKİPSİZLİK KARARI ile en kısa sürede aklandım. Henüz daha gözetime almadan beni hedef tahtasına oturtanlar, serbest bırakılmamdan da rahatsızlık duymuşlar, hükümetin başı, ?Yüzbaşının serbest bırakılması suçsuz olduğu anlamına gelmez!? diyerek, şahsımdan mutlak rövanşı alacağının da işaretini vermiştir.

Menfur Danıştay saldırısına söylemleri ile zemin hazırlayanlar, menfur saldırıdan sonra koltuklarının sallandığını görünce, türban kararına bir tepki olarak yapıldığı şüphe götürmez bu irticai saldırıyı laik, demokratik, sosyal, hukuk devletini, ulusal bütünlüğümüzü savunan, Atatürk ilke ve devrimlerini yaşam tarzı haline getiren insanlara yamama faaliyetine girmişlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti rejimini dönüştürmeyi amaçlayanlar!

Ümmetten millet olmayı hazmedemeyenler, ?TÜRK MİLLETİ? demeyi zûl addedenler, cumhuriyetimizin kurucu ideolojisine sahip çıkanları statükocu ilan ederek yazılı ve görsel medyadaki ajan provokatörleri aracılığı ile toplumun algısını değiştirme seanslarına başlamış, vazgeçilmez değerlerimiz, gerek ideoloji, gerek kurum bazında, gerekse bireysel olarak itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır!

Hükümetimizi devireceklerdi safsataları ile kişi ve kurumlara kirli bir savaş açanlar, cumhuriyetimizi yıkmak için de alan temizliğine girişmişlerdir!

İşte bu ahlaki olmayan harekâtın ilk işaret fişeği menfur Danıştay saldırısı davasının nihai kararından sonra hüküm alan Osman Yıldırım?ın devşirilmesi ile başlamıştır. Çünkü Osman Yıldırım profili, ona her türlü iğrenç ve iffetsiz işleri yaptırmaya müsaittir! Nitekim de o kendisine dikte edilenleri, senaristlerin projelerine uygun olarak birer, birer yerine getirmiştir.

Yargıtay, önce 11. Ağır Ceza Mahkemesi kararını bozmuş, bilahare dünya hukuk tarihinde ilklerden olsa gerek, dava tekrar 11. Ağır Ceza Mahkemesinde değil de İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye zorlanmıştır!

Bunun nedenleri bizlerce malum, final duruşmasındaki 13. Ağır Ceza Mahkeme kararı da her şeyi açıklamaya kafidir, dolayısı ile de fazla söze gerek yok! Teamüllerin dışında, İstanbul?dan özel görevli savcıların Ankara Sincan Cezaevinde, kendi sorumlulukları dışında bir davadan hüküm alan Osman Yıldırım ile ?OSMAN?IM? samimiyetinde görüşmeleri tertibin boyutlarını açıklamaya yeterlidir. Savcı Zekeriya Öz, savcı Mehmet Ali Pekgüzel?in Osman Yıldırım ile geçmişe dayalı bir hususiyetleri yok ise ?OSMAN?IM? muhabbetleri ne amaç ile yapılmıştır? Asrın davasını kurgulamak olduğu artık inkâr edilemez bir şekilde ayan beyan ortadadır!

13. Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda, sanık, tanık ve gizli tanık 9 donanımlı (!) ?OSMAN?IM? ilk söz aldığı celsede, ?Ben sadece Cumhuriyet gazetesine patlamayan iki adet el bombası attırdım, patlayan üçüncü el bombası eylemine katılmadım!? demiş menfur Danıştay saldırısına ise şiddetle, iştirak etmediğini savunmuştur. ?Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi işlemediğim suçlardan ötürü bana ceza vermiştir? diyerek Ankara?daki yargıçlara sıklıkla hakaret ederek, adeta bu saygın yargıçları örgüt elemanı ilân etmiştir.

Osman Yıldırım kendisine enjekte edilen zehri, celselerde masum insanlara şırınga ederken, savcılar tarafından koruma kalkanına alınarak, adeta dokunulmazlık zırhına sokuluyordu. Bir zaman sonra aynı tavır, üye Hakim Sedat Sami HAŞILOĞLU ve üye Hakim Hasan Hüseyin ÖZESE tarafından da OSMAN BEY?e açıktan gösteriliyordu. Plan bütün çıplaklığı ile gözler önüne serilmişti.

1.    Menfur Danıştay Saldırısının türban kararı ile işlendiği kararı yok sayılarak, yeni failler yaratılacaktır.

2.    Bu olmazsa olmaz idi, zira Anayasa Mahkemesinin ?Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaktan? oybirliği ile hüküm verdiği iktidar partisi mutlak aklanmalıydı!

3.    Bu operasyon için devreye girenler Ankara Sincan Cezaevinde pazarlık yapmışlar ve Osman Yıldırım?a sundukları senaryoyu da aynen oynamasını istemişlerdi.

4.    Osman Yıldırım İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde inatla 3 ncü el bombası atma eylemine ve menfur Danıştay saldırısına katılmadığını savundu.

5.    İddia makamı, Osman Yıldırım?a planın işlediğini ve sözlerini tutacaklarına dair ilk hamle olarak; Alparslan ARSLAN?ın, lideri ve bombaları kendisine veren kişi olarak işaret ettiği Süleyman ESEN?e iddianamelerinde suç isnat etmeyerek tahliyesini sağladılar ve Osman Yıldırım?ın yanılıp da bu tertibi ve pazarlıkları açığa çıkarmasının önünü kestiler! Zira duruşmalar esnasında Osman Yıldırım para talebinde bulunarak bu tertibi açıklayacağını sanıklara iletti. Suçsuz insanlar bu kirli adamın iftiralarından aklanmak için bu alçakça teklifi hayatları pahasına da olsa kabul etmeleri mümkün değildi. Nitekim öyle oldu!

Osman Yıldırım?ın bütün iftiraları celselerde birer, birer çürütüldü. Onlarca kez ifade değiştirdi. Ataşehir?de toplantı yapıldığını iddia ettiği tarih konusunda bir türlü net bir bilgi vermedi. Söylediği tarihlerde toplantıya katıldığını iddia ettiği hiç bir kimseye ait baz istasyon kayıtları anılan bölgeden sinyal vermediği T.İ.B. kayıtları ile onandı.

Üstelik başta Alparslan ARSLAN olmak üzere, iki defa huzurda dinlenen, toplantı yapıldığı iddia edilen evde o dönem kiracı olan Recep ÖZKAN ve Orhan KADI, Osman Yıldırım?ın bu iddialarının ?İFTİRA? olduğunu kesin bir dille ifade ettiler.

Hukuk ve adalet eliyle, bir hukuk cinayeti işleniyor!

T.C. Mahkeme kararları yok sayılarak suçsuz insanlara Cumhuriyet düşmanlarının suçları alçakça monte edilmeye çalışılıyordu.

Olmayan bir suçun savunulmasının ne kadar zor olduğunu bu süreçte öğrendik. Zira göbeğiniz çatlasa, devamlı, olmayan savcı (!) ve olmayan yargıç (!) engeline tosluyorsunuz!

Bir savcı iddianamesinin 468 nci sayfasında iddialarını güçlendirmek için ?Osman Yıldırım?ın itibarlı ifadelerini, ses ve görüntü kayıtlı ifadesi alınan gizli tanık 9 da doğrulamaktadır? diyor. Sonra görüyoruz ki gizli tanık 9 Osman Yıldırım?dan başkası değil!

İsyan ediyoruz!

Bir Cumhuriyet savcısı 1 adamı, Mahkemenize 2 adam olarak sunmuş, sizi hukuk ile aldatmış! diyoruz. O gün, o savcılara, o anda meslekten el çektirilmesi bir hukuk devletinin gereği olmasına rağmen tam tersi reddediliyoruz ve hakkımızda suç duyurusunda bulunuluyor. Gerekçe olarak da hakaret ettiğimiz iddia olunuyor.

Bu ne cürettir ki aynı savcılar mütalaalarının 1168-69-70nci sayfalarında, ?Osman Yıldırım?ın ifadelerini gizli tanık 9 hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde ayrı zaman ve yerde alınan ifadesi ile doğrulamıştır? diyebilmektedir. Bundan daha acı ve utanç verici olanı ise, hakimler kararlarında aynı cümleyi kullanabilmişlerdir!

Bir koyundan üç post çıkaran, onu hem sanık, hem tanık, hem de gizli tanık yapan savcıyı ve trajikomik durumu teşvik eden, mahkemeyi yüreklendiren, onlarca hukuksuzlukları yapmalarına yol veren güç nedir? Düşünün ki, sanıkların en kutsal hakkı olan son savunmaları ve son sözlerine bile fırsat verilmiyor! Bir işgâl mahkemesi bile bunca hukuksuzlukları yapmaz diye düşünüyorum.

Kısacası, bir terör örgütü yaratılmak için ona silahlı bir eylem şart olduğu gerçeğini, savcılar ve yargıçlar eli ile hukuk yok sayılarak hayata geçirenler, Osman Yıldırım gibilerini figüran olarak kullanmışlardır! Onun içinde, Osman Yıldırım savcı ittifakı, duruşmalarda kürsü yargıçları ile tamamlanmıştır!

Osman Yıldırım mahkeme karar almasına rağmen gizli tanık 9 olarak bir müddet mahkeme huzuruna çıkarılamamış, hatta ring aracı ile cezaevinden getirtilmesine karşın, huzura alınamamıştır. Bu durum medyada ?Osman Yıldırım mahkeme ile pazarlık yapıyor? başlığı ile yer almıştır. Nitekim bu haberin gerçek olduğu Osman Yıldırım hakkında verilen karar ile doğrulanmıştır!

Osman Yıldırım bir duruşmada vekaleten Mahkeme Başkanlığı yapan Hasan Hüseyin ÖZESE?ye, ?Başkanım, başkanlık size çok yakışıyor? demişti. Bende nihai karar okunup, menfur Danıştay saldırısının failleri birer, birer BERAAT ettirilip, ahlaki, vicdani ve hiç hukuki olmadan bu suçların şahsıma yapıştırıldığını görünce, ?HEPİNİZ OSMAN YILDIRIM?SINIZ. BU KARARINIZ BENİM MASUMİYETİMİN TESCİLİDİR? dedim. İlk günden beri yapmış olduğum tespitlerimin doğrulanması ile büyük huzur buldum. Mahkemenin kararı bizleri değil kendilerini tarihe ve Türk milletine mahkûm etmiştir. Gerçekte kararı veren Osman Yıldırım?dır. Kendisine BERAAT, savcı ve yargıçlara ASIRLAR BOYU MÜEBBET. İşte mutluluğumun kaynağı budur. Bu mahkeme kararı Osman Yıldırım?ın kalitesi, vicdanı ve inandırıcılığı kadar inandırıcıdır.

Son sözüm bu trajikomik mahkeme kararına zil takıp oynayanlara, ?Bakın gördünüz mü Danıştay baskınını kimler yapmış? diyenlere, sizlerde Osman Yıldırım kadar inanılır ve onunla aynı ayardasınız!

OSMAN YILDIRIM SİZLERE ÇOK YAKIŞIYOR!!!…

13.08.2013

MUZAFFER TEKİN

 

Share

Yorum yok

BİZ, İŞTE BÖYLE ADİL(!) YARGILANDIK EY HALKIM!

ERGENEKON ADI VERİLEN DAVALARI, SAVCILARIN VE YARGIÇLARIN YÜRÜTMEDİĞİNİ YILLARCA İDDİA ETTİK! BU İDDİALARIMIZI SOMUTLAŞTIRAN BİRÇOK BELGE, GEREK MAHKEMEYE GEREKSE MEDYA?YA DELİL MAHİYETİNDE SUNULMASINA RAĞMEN MAALESEF KİMSELERİN KILI KIPIRDAMADI. OYSAKİ ÖZDE BİR HUKUK DEVLETİNDE BU DAVALARI YÜRÜTEN İDDİA MAKAMI İLE YARGIÇLAR DERHAL GÖREVDEN ALINACAKLARI GİBİ HAKLARINDA ADLİ TAKİKAT YAPILIRDI DÜŞÜNCESİNİ TAŞIMAKTAYIM.

EK?TE ARZ ETTİĞİM BELGELERDE Kİ FAKS NUMARALARI GÖZ ÖNÜNE ALINDIĞINDA BÜTÜN BELGELERİN EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜNDE TANZİM EDİLMİŞ OLDUĞUNU, İLGİLİ SAVCILARIN VE MAHKEMELERİN GÖREVLERİNİ POLİS?İN YÜRÜTTÜĞÜNÜ, HATTA NÖBETÇİ MAHKEMENİN KARARLARINI DAHİ BİZZAT EMNİYET GÖREVLİLERİNİN YAZMIŞ OLDUĞUNA İBRETLE TANIK OLACAKSINIZ!

GÖREVİNİ POLİS?E İHALE EDEN İDDİA MAKAMI VE MAHKEMELERDEN ADİL BİR KARAR ÇIKMASI BEKLENEBİLİR Mİ? BU NEDENLE YARGILANMAKTA OLAN TÜM SANIKLAR VE KAMUOYUNUN BÜYÜK BİR ÇOĞUNLUĞU TUTUKLAMA VE TAHLİYELER KONUSUNDA MAHKEMELERİN YANLIZCA ONAYLAYICI BİR GÖREV ÜSTLENMİŞ OLDUĞU KONUSUNDA HEMFİKİRDİRLER!

SAVCILARIN VE MAHKEMELERİN GÖREVLERİNİ EMNİYET BİRİMLERİNİN YAPMIŞ OLDUĞUNA DAİR SOMUT MADDİ DELİLLER:

  1. ERGENEKON 2008/209 EK DELİL KLASÖRÜ 37, DİZİN 390 NO?LU EVRAKTA YER ALAN 0212 636 28 71 NUMARALI FAKS, İSTANBUL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ T.E.M ŞB. YE AİTTİR!
  2. ResimESAS NO 2008/209 DAVA DOSYASI EK DELİL KLASÖRÜ 37, DİZİN 388 NO?LU EVRAKTA YER ALAN 0212 636 28 71 NUMARALI FAKS İSTANBUL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ T.E.M ŞB. YE AİTTİR!
  3. Resim (2)AYNI DAVA DOSYASI EK DELİL KLASÖRÜ 37, DİZİN 391 NO?LU EVRAKTA, İSTANBUL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ T.E.M ŞB. YE AİT OLAN 0212 636 28 71 NUMARALI FAKS?TAN ?İST. BAŞSAVCILIĞI? (C.M.K. 250. MADDE İLE YETKİLİ) GÖZALTI SÜRESİ UZATMA KARARI ÇEKMİŞTİR. EVRAKTA CUMHURİYET SAVCISININ MÜHÜRÜ VE İMZASI VARDIR, LAKİN ?SİCİL NUMARASI? BULUNMAMAKTADIR!
  4. Resim (3)YİNE AYNI DAVA DOSYASI EK DELİL KLASÖRÜ 37, DİZİN 389 NO?LU EVRAKTA, İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ (C.M.K. 250. MADDE İLE YETKİLİ) CEP TELEFONLARI KONULU ?İMZASIZ? EVRAK TA AYNI NUMARADAN (0212 636 28 71) FAKS ÇEKİLMİŞ OLDUĞU GÖRÜLMEKTEDİR! CUMHURİYET SAVCISININ KİM OLDUĞU MEÇHULDUR! EVRAK TA NE İMZA BULUNMAKTADIR NE DE SİCİL NUMARASI!
  5. Resim (4)YİNE AYNI DAVA DOSYASI EK DELİL KLASÖRÜ 38, DİZİN 133 NO?LU EVRAKTA, İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI?NA (C.M.K. 250.MADDE İLE YETKİLİ) AİT ?ARAMA EL KOYMA EMRİ? ÖNCEKİLER DE OLDUĞU GİBİ, İSTANBUL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ T.E.M ŞB. YE AİT OLAN 0212 636 28 71 NUMARALI FAKS?TAN ÇEKİLMİŞTİR! CUMHURİYET SAVCISI ZEKERİYA ÖZ (35837) İMZASI BULUNMAKTADIR.
  6. Resim (5)AYNI DAVA DOSYASI EK DELİL KLASÖRÜ 38, DİZİN 138 VE 137 NO?LU OLMAK ÜZERE İKİ EVRAK;

–         DİZİN NO 138, İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI?NIN (C.M.K. 250. MADDE İLE YETKİLİ) ARAMA VE EL KOYMA KARARI TALEBİ KONULU YAZISI, TARİH 18.08.2007 TALEP EDİLEN ?MAHKEME NO?SU? ?BOŞ? İMZA YOK! SİCİL NO YOK!

Resim (6)

–         DİZİN NO 137, TC İSTANBUL ???. AĞIR CEZA MAHKEME BAŞKANLIĞI (C.M.K. 250. MADDE İLE YETKİLİ) ARAMA EL KOYMA KARARI KONULU “KARAR” YAZISINDA İMZA YOK! SİCİL NO YOK!

TARİH 12.08.2007, FAKS NUMARALARI AYNI 0212 636 28 71 BİR DAKİKA SONRA İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA CEVAP VERİLMİŞ!

HEYHAT; İSTANBUL CUMHURİYET SAVCILIĞININ 18.08.2007 TARİHLİ YAZISINA NÖBETÇİ MAHKEME BİR GÜN ÖNCE, YANİ 17.08.2007 TARİHİNDE CEVAP VERMİŞ!!! YİNE İMZA YOK! SİCİL NO YOK!

ÇEKİLMİŞ OLAN HER İKİ FAKS?IN ÜZERİNDE YER ALAN TARİH İSE ?AĞUSTOS 18.2007 14.45 VE 1 DAKİKA SONRASI 14.46

Resim (7)7.  AYNI DAVA DOSYASI EK DELİL KLASÖRÜ 93, DİZİN 159 NO?LU EVRAK; GÖZALTINA ALMA KARARI, CUMHURİYET SAVCISININ İMZASI VAR. SİCİL NO YOK! VE YİNE EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ T.E.M. ŞUBE?YE AİT OLAN MEŞHUR 0212 636 28 71 NUMARALI FAKS?TAN ÇEKİLMİŞ!

Resim (8)

GÖRÜLDÜĞÜ ÜZERE TÜM EVRAKLAR İSTANBUL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ T.E.M. ŞUBESİNİN FAKS?I MARİFETİ İLE HAVADA UÇUŞUYOR VE BİZLER BÖYLESİNE GAYR-I CİDDİ BİR YARGILAMADA YILLARDIR TUTUKLU OLDUĞUMUZ GİBİ, HAKKIMIZDA DA AKIL ALMAZ CEZALAR İSTENMEKTEDİR!

TÜRK KAMUOYUNA DUYURULUR!

MUZAFFER TEKİN 

Share

Yorum yok

UZUN TUTUKLULUĞUMA YAPILAN İTİRAZ HAKKINDA

ResimResim (2)Resim (3)

Share

Yorum yok

Ergenekon Tutuklularının Türk Milletine Bildirisi

1001764_535784203152019_1826031209_n

Share

Yorum yok